Türkiye, FETÖ’nün devlet kurumları içinde nasıl örgütlendiğini, yargıyı nasıl kullandığını ve Ergenekon, Balyoz, Askerî Casusluk gibi davaları nasıl birer kumpasa dönüştürdüğünü çok ağır bedeller ödeyerek öğrendi.

Bugün artık o davaların önemli bölümünün hukuka aykırı deliller üzerine kurulduğu yargı kararlarıyla da ortaya konuldu. O soruşturmaları yürüten çok sayıda polis, savcı ve hâkim FETÖ üyeliğinden mahkûm edildi ya da meslekten ihraç edildi.

Fakat o dönemin bazı dosyaları var ki, kumpasın kendisi kadar sonuçları da hâlâ bütün yönleriyle aydınlatılabilmiş değil.

Kaşif Kozinoğlu dosyası bunlardan biridir.

Kozinoğlu sıradan bir kamu görevlisi değildi. 1976 yılında Kara Harp Okulu’ndan mezun oldu. Özel Harp Dairesi’nde görev yaptı. Uzun yıllar Özel Kuvvetler bünyesinde istihbarat ve operasyon alanlarında çalıştı. 1995 yılında MİT’e geçti. Teşkilatta özellikle dış operasyonlar alanında görev aldı; Asya Bölgesi ve yurt dışı operasyonlarında önemli sorumluluklar üstlendi. Kamuoyunda görünmeyen, medyaya konuşmayan, fotoğrafı dahi uzun yıllar yayımlanmayan isimlerden olduğu için güvenlik çevrelerinde “Hayalet” olarak anıldı.

Görev yaptığı coğrafya Türkiye sınırlarıyla sınırlı değildi.

Orta Asya, Afganistan, Bosna-Hersek, Suriye ve Balkanlar’da bulundu. Türkiye’nin dış güvenlik politikalarının en hareketli dönemlerinde görev yaptı.

İsmi yıllar sonra bir başka nedenle daha gündeme geldi.

Fethullah Gülen yapılanmasına ilişkin devlet içinde hazırlanan istihbarat çalışmalarında görev alan isimlerden biri olduğu çeşitli resmi belgelerde ve TBMM’deki tartışmalarda gündeme geldi. Daha sonra Odatv dosyasında suç unsuru gibi gösterilen bazı dijital belgelerin, gerçekte MİT’in kurumsal çalışma dokümanları olduğuna ilişkin resmi açıklamalar yapıldı. Bu ayrıntı, Ergenekon süreci yeniden değerlendirilirken ayrıca önem kazandı.

Sonra Türkiye’nin en tartışmalı dönemlerinden biri başladı.

Ergenekon operasyonları…

O günlerde gazeteler manşet atıyor, televizyonlar peş peşe yayın yapıyor, insanlar daha mahkeme kurulmadan suçlu ilan ediliyordu.

Kaşif Kozinoğlu da Odatv soruşturması kapsamında gözaltına alındı ve ardından tutuklandı.

İddia, devletin gizli belgelerini gazetecilere ulaştırdığı yönündeydi.

Bugün dönüp baktığımızda, o dosyaların önemli bölümünün FETÖ tarafından kurgulanan süreçlerin parçası olduğu artık tartışma konusu değildir.

Ancak Kaşif Kozinoğlu’nun hikâyesini farklı kılan başka bir ayrıntı vardı.

Mahkemede kapsamlı savunmasını yapmasına günler kalmıştı.

Yakın çevresine, duruşmada ayrıntılı açıklamalar yapacağını söylüyordu.

Silivri’de kaldığı koğuşta da bu yönde konuşmalar yaptığı daha sonra çeşitli tanık anlatımlarına yansıdı.

Fakat o savunma hiçbir zaman yapılamadı.

12 Kasım 2011 günü Silivri Cezaevi’nde rahatsızlandı.

Resmî kayıtlara göre kalp rahatsızlığı geçirdi.

112 çağrıldı.

Hastaneye kaldırıldı.

Ancak hastane kayıtlarına göre hastaneye ulaştığında yaşamını yitirmişti.

Ölümünün hemen ardından soruşturma başlatıldı.

Koğuş arkadaşlarının ifadeleri alındı.

Kamera kayıtları incelendi.

Sağlık Bakanlığı da olay günü cezaevi sağlık birimine zamanında haber verilmediğine ilişkin açıklama yaptı.

Daha sonra Adli Tıp Kurumu kapsamlı inceleme yaptı.

Savcılığa sunulan raporda ölümün kalp rahatsızlığına bağlı doğal ölüm olduğu değerlendirildi.

Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı da kamu görevlilerine atfedilecek ihmal veya kasıt bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi.

Dosyanın hukuki sonucu budur.

Ancak kamuoyundaki tartışmalar bitmedi.

Ailesi yıllarca ölümün bütün yönleriyle araştırılmasını istedi.

Koğuş arkadaşları sağlık müdahalesinin zamanlamasına ilişkin çeşitli sorular dile getirdi.

Bazı eski güvenlik bürokrasisi mensupları farklı ihtimaller üzerinde durdu.

Bu iddiaların önemli bir kısmı kamuoyunda tartışıldı; ancak bugüne kadar mahkeme kararıyla doğrulanmış yeni bir sonuca ulaşılmadı.

Ben de bu yazıyı kaleme almadan önce Kaşif Kozinoğlu ile aynı dönemde görev yapmış, onu yakından tanımış isimlerle görüştüm.

Farklı dönemlerde, farklı görevlerde bulunmuş bu insanların neredeyse tamamı aynı cümleyi kuruyor:

“Kaşif Kozinoğlu sıradan bir istihbaratçı değildi.”

Bu değerlendirme elbette onların kişisel kanaatidir.

Fakat böyle bir ismin, FETÖ kumpası olduğu bugün kabul edilen bir davada tutuklu bulunurken, mahkemede kapsamlı savunmasını yapmasına günler kala hayatını kaybetmiş olması; dosyanın yeniden incelenmesini istemek için tek başına yeterli bir sebeptir.

Burada Adalet Bakanlığı devreye girmelidir. Bakan Akın Gürlek’in “karanlıkta dosya kalmayacak” amacı üzerine bugünün imkânlarıyla, bugünün hukuk anlayışıyla ve FETÖ gerçeği artık bütün açıklığıyla ortaya çıkmışken Kaşif Kozinoğlu dosyası yeniden gözden geçirilmelidir.

O geceye ait sağlık kayıtları…

112 çağrı kayıtları…

Cezaevi kamera görüntüleri…

Tanık ifadeleri…

Adli Tıp raporları…

Soruşturma dosyasındaki bütün belgeler yeniden değerlendirilebilir.

Belki sonuç yine değişmeyecektir.

Belki mevcut raporlar aynı şekilde teyit edilecektir.

Ama devlet açısından önemli olan yalnızca sonuca ulaşmak değildir.

Şüpheyi ortadan kaldırmaktır.

Çünkü Kaşif Kozinoğlu yıllarca Türkiye Cumhuriyeti adına görev yapmış bir istihbaratçıydı.

Devlet, kendi mensubunun ölümü üzerindeki bütün soru işaretlerini giderebildiği ölçüde güçlüdür.

Bugün yapılması gereken de tam olarak budur.