Tarih, devletlerin hafızasıdır. Bazen otuz yıl önce atılan bir adımın, çekilen bir tetiğin ya da patlatılan bir bombanın yankısı, bugünün manşetlerini anlamak için en büyük fener haline gelir. Türkiye’nin çeyrek asrı aşan terörle mücadele tarihinde, kronolojinin satır aralarına gizlenmiş öyle dönüm noktaları vardır ki, bugünkü pratik siyasetin neredeyse tüm koordinatlarını o günlerden okumak mümkündür.

İşte bu kırılma noktalarından biri; bundan tam 30 yıl önce, 6 Mayıs 1996 tarihinde Suriye’nin başkenti Şam’da yaşandı.

Dönemin hükümet yetkililerinin talimatı ve Millî İstihbarat Teşkilatı’nın sevk ve idaresinde, terör örgütü PKK’nın elebaşısı Abdullah Öcalan’ı etkisiz hale getirmek amacıyla çok kapsamlı bir suikast planı devreye sokulmuştu. Bu hamleye, takip edilen Öcalan’ın an be an takip edilen Mercedes marka aracından ötürü “Mercedes Operasyonu" adı verildi.

Tonlarca patlayıcının Suriye sınırından gizlice sızdırılması, Şam’daki kampların ve çiftlik evlerinin en ince detayına kadar haritalandırılmasıyla yürütülen bu operasyon, 6 Mayıs günü büyük bir patlamayla icra edildi. Şam’ın genelinden duyulan, patladığı yerde 10 metre derinliğinde çukur açan o bomba, teknik aksaklıklar, hedef mesafesindeki sapmalar ve o dönem çokça tartışılan istihbarat sızıntıları sebebiyle başarısızlıkla sonuçlandı. Öcalan o süreçte etkisiz hale getirilemedi belki ancak bu operasyonun askeri ve psikolojik baskısı, 1998’deki Adana Mutabakatı’na ve elebaşının Suriye’den tamamen çıkarılarak nihayetinde İmralı’ya getirilmesine giden yolu açtı.

İmha Stratejisinden "Statü" Tartışmalarına

Bugün takvimler otuz yıl sonrasını gösterirken, bugün tam tersi bir tablo var karşımızda…

1996 yılında devletin tüm imkânlarıyla, kesin bir şekildeortadan kaldırmak istediği bir terör odağı ve onun elebaşısı; bugün İmralı’nın yüksek duvarları arkasında, Türkiye’nin yeni "terörsüzleşme" sürecinde, “statü ve muhataplık” tartışmaları ile gündeme geliyor.

Otuz yıl önce Şam’daki o çiftlik evinin uzağına park edilen bomba ile bugün İmralı’ya yönelik geliştirilen siyasi argümanlar arasındaki bu makas, sadece bir zaman dilimini değil, devlet aklının ve uluslararası dengelerin geçirdiği büyük dönüşümü de gözler önüne seriyor.

Bu noktada durup serinkanlı bir muhasebe yapmak mecburi: 1996’da sahada kesin bir imha stratejisi güden akıl ile bugün silahsızlanma veya çözüm iddialarıyla İmralı’nın konumunu yeniden tartışmaya açan irade aynı tarihsel sürekliliğin neresindedir?

Yeni Ankara Profili

Terörün sosyolojisini ve Türkiye’ye maliyetini bilenler için bu 30 yıllık seyir, sadece bir güvenlik bürokrasisi değişimi değildir. Doksanlı yılların ortasında terörü sınırların ötesinde, kaynağında kurutmak adına meşru ya da gayrimeşru tüm enstrümanları masaya süren bir Türkiye vardı. Bugün ise sınır ötesindeki askeri üstünlüğe ve teröre büyük darbeler vuran mücadeleye rağmen yeni bir paradigma belirleyen bir Ankara profili göze çarpıyor.

Asıl Gerçek

Mercedes Operasyonu’nun üzerinden geçen otuz yıl, kesin ve slogan hükümlerle özetlenemeyecek kadar karmaşık devlet-örgüt-istihbarat ilişkilerini barındırıyor. Ancak net olan bir şey var:

Türkiye, terör belasını tamamen gündeminden çıkarmak, tam manasıyla huzuru tesis etmek istiyorsa, dönemsel rüzgarlara veya konjonktürel muhataplık arayışlarına hapsolamaz. 1996’nın imha operasyonları da bugünün hukuki statü arayışları da tarihin süzgecinden geçtiğinde tek bir gerçeğe işaret eder:

Bölgesel huzurun ve terörsüz bir Türkiye’nin yegâne anahtarı; dışarıdan dayatılan ya da adrese teslim yapılan süreçlerde değil, milletin birliğini ve devletin vakarını esas alan, köklü, millî ve bağımsız bir stratejik akıldadır.

Otuz yıl önce Şam’da patlayan o bombanın açtığı çukur belki çoktan kapandı; ancak o günden bugüne taşınan büyük denklemin Türkiye’ye yüklediği tarihî sorumluluk hâlâ masada durmaya devam ediyor.