Siyasette bazen en zor iş yeni bir parti kurmak değildir. Asıl zor olan, gerçekten yeni olabilmektir. Özgür Özel’in öncülüğünde kurulacak yeni siyasi hareket de tam bu sorunun eşiğinde duruyor. Türkiye’nin önüne gerçekten yeni bir siyaset mi koyacak, yoksa CHP’nin başka bir isim ve başka bir tabela altında devamı mı olacak? İlk cevap verilmesi gereken soru budur. Çünkü toplum artık sadece parti tabelalarına bakmıyor. İnsanlar söyleme, kadroya, siyaset üretme biçimine ve en önemlisi zihniyete bakıyor. Eğer yeni parti, CHP içinde yaşanan bir fikir ayrılığının doğal sonucu olarak görülür ve aynı siyasi kodlarla yoluna devam ederse, toplumun aklına gelecek ilk soru da şu olacaktır: “Aslı dururken kopyasına neden ihtiyaç duyalım?” Türkiye siyasetinin hafızası bu konuda oldukça zengindir. Ana gövdeden ayrılarak kurulan birçok parti, başlangıçta büyük heyecan oluşturdu. Salonlar doldu, meydanlar kalabalıklaştı, anketlerde umut veren rakamlar görüldü. Ancak zaman içinde aynı refleksler, aynı dil, aynı kadrolar ve aynı siyaset anlayışı devam edince o heyecan da yavaş yavaş söndü. Çünkü seçmen yalnızca yeni bir logo aramıyor. Yeni bir bakış, yeni bir üslup ve yeni bir siyaset arıyor. Elbette hukuk, adalet, insan hakları, özgürlükler, üretim ekonomisi, saygın bir dış politika, milli ve manevi değerlere uygun politikalar geliştirmek her yeni partinin temel sütunları arasında yer alacaktır. Bunlar zaten çağdaş demokrasilerin vazgeçilmez başlıklarıdır. Ancak bunlar tek başına bir partiyi “yeni” yapmaya yetmez. Yeni olan; meseleleri ele alış biçimidir. Yeni olan; toplumun farklı kesimleriyle kurulan ilişkidir. Yeni olan; kutuplaşmayı büyüten değil, ortak zemini genişleten siyasi dildir. Bugün Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca yeni bir parti değil, yeni bir siyaset anlayışıdır. Özgür Özel ve ekibi de topluma sadece “CHP içinde anlaşamadık, onun için ayrıldık” görüntüsü vermemelidir. Asıl söylemeleri gereken şudur: “Biz yeni bir adres kurmuyoruz; yeni bir siyaset kuruyoruz.” Bu iki cümle arasında büyük bir fark vardır. Eğer kurulacak yapı yalnızca CHP’nin devamı olarak algılanırsa, toplum onu CHP’nin alternatifi değil, ikinci versiyonu olarak görecektir. Böyle bir durumda da siyaset, aynı havuz içinde oy paylaşımından öteye geçemeyecektir. Oysa gerçekten yeni olmak; sadece parti programını değiştirmekle değil, siyasetin dilini, kadrolarını, önceliklerini ve toplumla kurduğu ilişkiyi de değiştirmekle mümkündür. Belki bugün yaşanan siyasi hengâme içinde bu tartışmalara yeterince vakit ayrılamıyor olabilir. Ancak yarının başarısını belirleyecek asıl mesele tam da budur. Özgür Özel’in önünde yalnızca yeni bir parti kurma sorumluluğu yok. Asıl sorumluluk, Türkiye’ye gerçekten yeni bir siyaset sunup sunamayacağıdır. Çünkü tarihin sorduğu soru hep aynıdır: İsim mi değişti, yoksa zihniyet mi? Bu soruya verilecek cevap, kurulacak partinin kaderini de belirleyecektir.