Son Dünya Kupası serüvenimizin erkenden kapanması bir sürpriz değil, uzun süredir ilmek ilmek dokunan bir çöküşün sahaya yansıyan çıplak ilanıdır. İki maç üst üste, tek bir gol bile atamadan, dahası sahada ne yaptığını bilmeyen bir dağınıklıkla elenmek, sadece basit bir taktik hatasıyla açıklanamaz.
Karşımızdaki tablo; büyük umutların, vatan-millet retoriklerinin ve şov dünyasının gölgesinde kalmış derin bir samimiyetsizliğin ürünüdür. Meseleyi doğru teşhis etmek için, önce oluşturulan o parıltılı ilüzyonu ortadan kaldırıp çıplak gerçekleri konuşalım.
Futbolu, yıllardır futbol olarak konuşmayı unutalı çok oldu. Bugün futbol federasyonu ve kulüp yönetimlerinde taktik veya altyapı konuşulmuyor. Koridorlarda inşaat ihalelerinin rüzgârı eser, ticari çıkarların hesabı yapılır, finansal transferlerin diplomasisi yürütülür. Futbolu yönetenlerin profili; sporun içinden gelen, bu oyunun felsefesine kafa yoran figürler olmaktan çıkalı çok oldu.
Yöneticilerin Derdi Futbol Değil
Karşımızdaki yeni yönetici modeli, bu oyunu sadece güç devşirilen ve popülarite satın alınan bir enstrüman olarak görüyor. İşte bu yüzden, daha turnuvaya gitmeden sergilenen o lüks podyumu, İbrahim Hacıosmanoğlu yönetiminin cömertçe dağıttığı lüks villaları, ucu bucağı görünmeyen prim vaatlerini ve adeta bir savaş kahramanı edasıyla süslenen Amerika seferlerini izledik.
Ancak ortada hiçbir başarı yokken sergilenen bu sınırsız şatafat, aslında içerideki derin vizyonsuzluğu örtme çabasından başka bir şey değildi.
Sonuç olarak parayla sadakat, şovla da galibiyet satın alınamayacağını acı bir tecrübeyle bir kez daha anladık. Yenilmenin de bir şerefi, sahada bırakılan bir teri vardır; ancak bu turnuvada payımıza düşen sadece koca bir ruhsuzluk oldu.
Tribün ve Saha Arasında Kopuş
Hal böyle olunca saha ve tribünler arasında sosyolojik bir uçurum oluştu.
Bu ülkenin fabrikasında, tarlasında, üniversite amfisinde hayata tutunmaya çalışan; geçim derdiyle, yarın kaygısıyla boğuşan insanı için milli müsabakalar sadece bir spor organizasyonu değildir. Bir nefes alma, ortak bir sevinçte buluşma alanıdır. İşte bu da vatandaşın elinden alındı.
Şimdi Hesap Verme Zamanı
Şimdi her başarısızlık sonrası sahnelenen o tanıdık tiyatroyu izleyeceğiz: Teknik direktörün bavulu toplatılacak, birkaç futbolcu hedef tahtasına oturtulacak ve sistem kendi kendini aklayarak yoluna devam edecek.
Hayır, bu sefer bu kolaycılığa prim verilmemeli. Eğer gerçekten bu bataklıktan çıkılmak isteniyorsa, sorgulama sahanın içinden değil, o konforlu idari koltuklardan başlatılmadır.
Vatandaşın elindeki en masum mutluluk kaynağını bile ranta kurban eden bu sistemin aktörleri, hiçbir şey olmamış gibi yerlerinde oturtulmamalıdır. Futbolun üzerine çöreklenmiş o "ağababaların”menajer-yönetici-çantacı üçgenindeki avantacıların üzerine kararlılıkla gidilmelidir. Kamu kaynaklarının, milletin paralarının nerelere akıtıldığının hesabı kuruşu kuruşuna sorulmalıdır. Şov bitmiş, maskeler düşmüştür; şimdi hamaset yapma değil, çatır çatır hesap sorma