Hatırlayacaksınız…

Çok değil, birkaç sene önce…

Mevcut iktidar, kira zamlarını yüzde 25 ile sınırlandırdı.

Bu karar, kiracı ile ev sahiplerini karşı karşıya getirdi.

Yine hatırlayacaksınız; bu kararla, kira artış oranının yüzde 25 ile sınırlandırılması soruna çözüm olmadı!

Bu karar kiracıların korunması, ödeyemeyecekleri bir kira ile karşılaşmamaları için uygulamaya konuldu.

Ancak, kiracı korunmaya çalışılırken ev sahipleri de yönetimin bir türlü engelleyemediği enflasyon karşısında korumasız kaldılar.

Evlerine yapılan zam yüzde 25, ama çarşıda pazarda enflasyon yüzde 50-60… Hatta daha fazla…

Ev kirası ile geçinenler bu dengeyi nasıl tutturacak?

Sonrası malum; ne kavgalar, ne gürültüler…

Ev sahiplerinin ev basmaları ve kiracıları taciz etmeleri…

Sokak ortalarında sopalı, silahlı şiddet görüntüleri…

Mahkeme koridorları… Davalar, tartışmalar…

Kiralara yüzde 25 zam sınırı yanlıştı ve sonra bu karardan dönüldü.

***

Şimdi…

Haber şu;

* “Vakıf üniversitesi zamlarına YÖK freni! Sınır yüzde 25! Yükseköğretim Kurulu (YÖK), vakıf üniversitelerinde 2026-2027 eğitim-öğretim yılında ara sınıflara uygulanacak zam oranına tavan getirdi. Hazırlık ve birinci sınıf dışındaki öğrencilerden en fazla yüzde 25 artış alınabileceği duyuruldu…”

YÖK’ün 8 Temmuz'daki toplantısında vakıf üniversitelerindeki öğrenim ücreti artışlarını masaya yatırıldı. Bu doğrultuda, vakıf üniversitelerinin yeni eğitim-öğretim yılında hazırlık ve birinci sınıf dışındaki sınıflara uygulanacak zam oranını yüzde 25'i geçmeyecek şekilde belirleyeceği vurgulandı.

***

Akla gelen bazı ihtimalleri sıralayalım;

Söz konusu YÖK kararına vakıf üniversiteleri şu yollu açıklamalar yaparsa ne olacak;

* “Yaa böyle şey olur mu, enflasyon almış başını gidiyor, her şeye her gün zam geliyor, öğrenci başına maliyet şu kadar ama YÖK diyor ki en fazla yüzde 25 zam, bu nasıl uygulanacak? Vakıf üniversiteleri hiç mi geleceğe yönelik yatırım yapmasın! Bu kararın yeniden masaya yatırılmasını talep ediyoruz, bu kararı uygulamak çok zor!”

* Elbette müneccim değiliz ama böyle açıklamalardan sonra Külliye devreye girer mi acaba? YÖK’e, “Şu kararınızı bir revize edin bakalım!” der mi demez mi Külliye? Bilmiyoruz, bekleyip göreceğiz?

* Diyelim ki, vakıf üniversiteleri yöneticileri böyle açıklamalar yapsalar da devlet katından herhangi bir ses gelmese, YÖK kararına sessiz kalsalar ne olur?

* Bu karar mahkemelik olur mu? Vakıf üniversiteleri kararın iptali için yargı yoluna giderleri mi? Bilmiyoruz, bekleyip göreceğiz!

* Peki, bu karar mahkemelik olursa mahkeme ne karar verir? Bunu da bekleyip göreceğiz!

* Diyelim ki mahkeme YÖK’ün “vakıf üniversitelerine yüzde 25’ten fazla zam yapılmayacak!” kararına ‘dur’ dedi! O zaman ne olacak? YÖK yeni bir karar alır mı? Bekleyip göreceğiz!

***

Yukarıdaki maddelerin tümü elbette olasılık…

Bir siyaset sihirbazı olan, hiç beklenmedik anlarda şapkasından tavşan çıkarmasıyla ünlü politikacılarımızdan ‘Morrison’ Süleyman Demirel, zamanı gelmemiş veya kesinleşmemiş olaylar için erken plan veya yorum yapılması durumlarını eleştirmek için, "Doğmamış çocuğa don biçilmez" ifadesini kullanırdı. Bu yaklaşım, Türk siyasi literatüründe henüz gerçekleşmemiş durumlar için erkenden kesin hüküm vermenin yanlışlığını anlatmak amacıyla bir deyim haline gelmiştir.

Bu sebeple şimdiden ne olacağını kestirmek zor!

***

Ancak…

* Şunu da ifade edelim; vakıf üniversiteleri bugüne kadar fahiş zamlar yaptı mı? Evet, yaptı!

* Bu durumdan veliler rahatsız oldu mu? Evet, oldu!

* Veliler, vakıf üniversitelerinin yaptığı bu büyük zamları ödemekte güçlük çekti mi? Evet, doğruya doğru, veliler bu zamlar karşısında çok zor durumlarda kaldılar!

***

Peki, ama tüm bunların çözümü vakıf üniversite zamlarını yüzde 25 ile sınırlandırmak mı?

İşte bu tartışılır…

Tıpkı kiralar için alınan yüzde 25 zam kararı gibi…

Bu da yanlıştı, tartışıldı, YÖK’ün zam kararı da…

Siz ne dersiniz!..

Kiralara Yüzde 25 Kararı Yanlıştı, Bu Yeni Karar Da Tartışılır!

ERBAKAN HOCA’MIZIN TELKİN VE TEŞVİKLERİ YOL GÖSTERDİ!

Son dönemde bir şarkıcının başkanlığını yaptığı bir dernek ile başlayan usulsüzlük, farklı parasal ilişkiler, derneklerin denetimi meselesi…

Konu hakkında, Saadet Partisi Genel İdare Kurulu (GİK) üyesi, hukukçu Av. Alev Sezen çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Şunları ifade ediyor, Alev Hanımefendi;

* “Sivil toplum kuruluşları toplumun vicdani ve insani sesi olduğu kadar adı üzerinde siyasetten bağımsız ‘sivil’ bir şekilde insanlığın her yönden önünü açan, gelişmesini sağlayan faaliyetlerin yürütüldüğü merkezlerdir. Ülkemizdeki STK anlayışının temeli Osmanlı Devletindeki vakıf kültürüne dayandırılsa da onun da altında İslam inancının yattığı görülmektedir. Osmanlı’da akla gelen gelmeyen her konuda hayır yapmak üzere vakıflar kurulmuştur, sadece insanlar değil bu dünyada birlikte yaşadığımız canlılar da unutulmamıştır…”

* “STK çalışmalarında öncü rol üstlenen, yurt içi ve yurt dışında hayırda yarışan Milli Görüşçüler için Necmettin Erbakan Hoca’mızın telkin ve teşvikleri de yol gösterici niteliktedir. Erbakan Hocamız iyiye, doğruya, güzele, adil olana ulaşmamız için bizim sadece siyasetin içinde olmamızı değil; malımızla, emeğimizle kısacası tüm varlığımızla bunların tesisi için her alanda çalışmamızı istemiştir.”

* “Milli Görüş” neferleri de siyasette olduğu kadar STK çalışmalarında da yer alarak tüm insanlığın saadete ulaşmasını sağlamak gayesiyle şefkat elini sonuna kadar açmıştır. Birçoğumuz STK kurucuları içinde yer almış, yönetimlerinde görev almış, başkanlıklarını yürütmüşüzdür. Bunun temeli de yine inancımızın bize nakşettiği şefkat ve iyilik duygusunda yatmaktadır.”

* “İnsanların güveninin sarsılması kolay, tamir edilmesi ise zor değil çok zordur. Güven gittiğinde yerine hangi duyguyu koyarsanız koyun kimseye iyilik yaptıramazsınız çünkü hep bir şüphe içerisinde olurlar. STK yöneticilerinin toplum vicdanını sarsan bu tür suistimalleri hayırların önünü kesmekte, azaltmaktadır. Artık, ‘Kime, nereye güvenelim?’ serzenişi dillerden düşmemektedir.”

* “Birkaç gün önce bir marketin önünde market görevlisinin son kullanma tarihi geçen yoğurtları atarken iki kadının gelip çöpten onları aldığını gördüm. Yardım derneklerine güven sarsılıp bağışlar kesildiğinde nice insanımızın bu tür mağduriyetleri artacaktır. Bizlerin, yaptıkları kötülüklerle suç işleyenleri en ağır şekilde cezalandırmamız, ‘Kötü misal emsal olmaz’ diyerek de iyilik yolundaki yolculuğumuza devam etmemiz gerekiyor.”