Türkiye’nin yabancılara toprak/arazi satışı konusundaki politikasının yanlış olduğunu, bunun ülkenin tapu senetlerinin el değiştirmesi anlamına geldiğini ve eğer yasaklanmazsa ülkemiz için en büyük beka sorunu olduğunu, böyle bir politikanın ülkenin ipotek altına alınması anlamı taşıdığını defaatle yazdık.
Yabancılara mülk satışı hakkındaki kanun değişik tarihlerde değiştirilmiş, en son yasal değişiklik 6302 sayılı Tapu ve Kadastro Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun ile gerçekleşmiş ve 03.05.2012 tarihinde kabul edilen kanun ile Türkiye’de taşınmaz edinmek isteyen yabancı ülke vatandaşlarının mülk alımı kolaylaştırılmıştır.
Yapılan değişiklikle mütekabiliyet şartı kaldırılmış, 183 ülke vatandaşının karşılık şartı aranmaksızın ülkemizden mülk ve toprak/arazi edinmesinin önü açılmıştır. Buna göre yabancı uyruklu kişiler eskiden 2,5 hektar (25 dönüm) arazi alabilirken, 03.05.212 yılında yapılan yeni düzenlemeyle 30 hektara (300 dönüm) çıkartılmış; Bakanlar Kurulu gerekli gördüğünde bunu 60 hektara (600) dönüme çıkartmaya yetkili kılınmıştır.
Yeni kanunla Türkiye’den toprak alımı kolaylaştırıldığı gibi, Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasından anlaşıldığı üzere yabancıların toprak alırken zarara uğramamaları da düşünülmüştür.
Devletin resmi haber ağı “Anadolu Ajansı” da yabancılara konut satışına çok sevinmiş ve “Yabancıya konut satışında 2022’de 70 bin adetle yeni rekor bekleniyor” (Kaynak: https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/yabanciya-konut-satisinda-2022de-70-bin-adetle-yeni-rekor-bekleniyor/2473860. Erişim tarihi: 23.07.2026) başlıklı haberinde İran, Alman, Rus, Yunan, Afgan, Kazak, Kuveyt, Yemen ve ABD gibi ülke vatandaşlarının bir yılda aldığı konut sayısını sitayişle bahsetmektedir.
Mezkûr kanunla 183 ülke vatandaşının Türkiye’den toprak/arazi alması kolaylaştırılmıştır ancak, kanunun çıkmasından yıllar önce İsrail vatandaşlarının Türkiye’den taşınmaz almaları kolaylaştırılmıştır. 1 Haziran 2006 tarihli genelgeyle İsrail’in Türkiye’den toprak almasının kolaylaştırıldığı, İsrail vatandaşlarının Türkiye’de taşınmaz alabilmeleri için gerekli olan 6 aylık ikamet şartının kaldırıldığı, İçişleri Bakanlığı’nın yayınladığı gizli genelgeyle İsraillilerin mülk edinmeleri için gereken “ikamet izni”nin devre dışı bırakıldığı, genelgenin Başbakanlık, Milli Güvenlik Kurulu, Genelkurmay Başkanlığı ve ilgili bakanlıklara gönderildiği haberlere konu olmuştur.
03/05/2012 tarih ve 6302 sayılı Tapu ve Kadastro Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’dan sonra da İsrail vatandaşlarının Türkiye’deki toprak alımlarında devasa artışlar olmuştur.
İsrail vatandaşları, 1923’ten kanunun çıktığı 2012 yılına kadar 89 yıl boyunca sadece 12 dönüm toprak alabilmişken, 2012-2014 yılları arasında sadece iki yılda 59 bin metrekare arazi İsrailliler tarafından satın alınmıştır. Şu an bu oranın hangi boyutlara ulaştığını kestirmek oldukça zordur.
Türkiye’de İsraillilere toprak satışıyla doğru orantılı şekilde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde de satışlar devam etmektedir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) yabancılara özellikle Yahudilere toprak satışı son yıllarda haddinden fazla artmış; bu durum artık Siyonist bir işgale dönüşmüştür.
Milli Gazete, 7 Ocak 2023 tarihindeki manşetinde Rauf Denktaş’ın eski danışmanı Sabahattin İsmail’in, “Önlem alınmazsa topraksız kalacağız” feryadını gündeme getirmiş, 2021 yılından beri en az beş defa tekrar tekrar gündeme getirmiştir. Biz de bu köşede KKTC’deki Siyonist işgali defaatle yazdık.
KKTC eski Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı ve Halkın Partisi Genel Başkanı Kudret Özersay, Kıbrıs’ta yayın yapan Ada TV’deki Gündem Özel programında Millî Gazete’nin manşetine dikkat çekerek, “İsrail’in el attığı örtülü işgal girişimine karşı KKTC hükümetini göreve çağırarak, toprak satışının engellenmesi gerektiğini” söylemiştir.
Milli Gazete’nin menşetlerinden sonra “CHABAD” adlı Siyonist yapılanmanın KKTC’nin Siyonistlerce işgal edilmesinin baş organizatörü olduğu açığa çıkmış, KKTC hahambaşısı olarak tanıtılan Chaim Azimov’un başını çektiği “Kuzey Kıbrıs Chabad Yahudi Merkezi” apar topar kapısına kilit vurmuştur.
Şu anda, 386 bin nüfuslu KKTC’de 30 bin civarında Yahudi yerleşmiş vaziyette. Bu, KKTC nüfusunun %13’üne tekabül etmektedir. Ayrıca burada faaliyet gösteren 2 bin şirketin İsrailli hissedarı bulunduğu değişik kaynaklar tarafından açıklanmıştır.
Millî Görüş hareketinin yayın organı Millî Gazete’nin çabaları, Siyonistlere toprak satışı meselesini, hem Kıbrıs’ın, hem de Türkiye’nin gündemine getirmiştir. TBMM’deki soru önergesinde cevap veren Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın açıklamasına göre, sadece son beş yılda KKTC’den yabancılara 15 bin konut satılmıştır. İsrail, İran, İngiltere, Irak, Almanya, Rusya, Ukrayna ve ABD vb. ülke vatandaşlarının Kıbrıs’tan toprak ve mülk satın aldığı bilinmektedir. Dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan Yahudiler ile İsrailli Yahudilerin satın aldıklarının dışında Türk vatandaşı görünen Yahudilerin de aldıkları hesaba katılırsa Kıbrıs’taki gettolaşmayı siz tahmin edin.
Bundan birkaç hafta önce TV5’teki Fikri Takip programına canlı bağlanan KKTC Ankara Büyükelçisi İsmet Korukoğlu, “İsrail’in Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden toprak aldığına ilişken olarak da şunu söyliyim. Bir kere KKTC’nin bu konuda tekrar gözden geçirilmiş olan yasaları vardır. Bu yasalar çok güçlü yasalardır. Belli bölgelerde genelde yabancıların toprak alımı çok fazla sınırlandırılmıştır. İsrail’lilerin KKTC’de toprak alımı söylenildiği gibi yüksek değildir. Son dönemlerde biliyorsunuz KKTC’nin huzurlu yer olmasından dolayı esasen ülkemizde yabancıların sayısında artış vardır” demektedir.
Nasıl güçlü yasalarmış ki, KKTC, Siyonistlerin toplanma yeri olmuş. Bu sınırlandırma nasılmış ki, Yahudilerin nüfusu %13’e ulaşmış. Korukoğlu, tozpembe tablo çizmektedir ancak işin içyüzü hiçte bahsettiği gibi değildir.
Yabancıların KKTC’den “5’er dönem arazi” satın alma hakkı olduğunu açıklayan dönemin Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, yaptığı açıklamada, İsraillilerin mülk almasının sorun olmadığını iddia ederek şöyle demektedir: “Burası eğitim ve turizmde marka destinasyon olmuştur. Çalkantılar var ama abartılıyor. Her milletten insanın gelmesi KKTC’nin tanınması için bir fırsattır. ‘Yabancılar geldi, Kıbrıs’ı işgal etti’, ben buna inanmıyorum. Güney Kıbrıs’ta 50 bin Rus var, Güney Kıbrıs’ta her milletten insan var. İsrail bizim düşmanımız değil ki, tehdit olsun. Rumlar gelip satın almıyor. Bize tehdit Rumlar. İsrailli, yatırım için buradadır.”
(Kaynak:https://ankahaber.net/haber/kktc_cumhurbaskani_tatar_yabancilara_mulk_satisi_ciddi_bir_sorun_degil_israil_bizim_dusmanimiz_degil_ki_tehdit_olsun_bize_tehdit_olanlar_rumlar_173403. Erişimtarihi: 23.07.2026).
Rahmetli Necmettin Erbakan Hoca, yıllar önce yaptığı konuşmada, “Eğer Amerika, İsrail’e yardım etmek istiyorsa, bu kadar sevdiği İsrail’e Güney Amerika’da ülke versin. Müslüman topraklarında İsrail’in yeri olamaz” demişti. ABD’nin yüzölçümü büyüktür. İstese, İsrail’de yaşayan 7 milyon Yahudi’yi Amerika’da barındırabilir; ister göçmen olarak, isterse de Erbakan Hoca’mızın bahsettiği gibi Güney Amerika’da müstakil bir ülke olarak. Buna rağmen İsrail, işgal ettiği topraklarda, bir parça toprak için oluk oluk Müslüman kanı dökmek, katliam ve soykırım yapmaktadır. ABD yönetimi ise İsrail’i toprak sahibi yapmak için bütün dünyayı karşısına almaktadır.
Kıbrıs bizim için, sadece bir toprak parçası değil, cennet vatanımızın bir parçasıdır. Kıbrıs, Peygamber Efendimizin (S.A.V.) yol arkadaşı İslâm halifesi Hz. Osman’ın (R.A.), Peygamber Efendimizin (S.A.V.) halası Ümmü Haram’ın, Osmanlı Sultanı II. Selim’in, Millî Görüş lideri Necmettin Erbakan Hoca’mızın, Rauf Denktaş’ın ve uğrunda canlarını feda eden tüm şehitlerin emanetidir.
Türkiye için stratejik önemi haiz ve uğruna nice şehit verdiğimiz Kıbrıs toprakları, parayla satılamayacak kadar değerlidir. Gerek KKTC’de, gerekse Türkiye’de yabancılara toprak satışı, hele hele Siyonistlere toprak satışı derhal durdurulmalıdır. Şehit kanlarıyla alınan toprakların para karşılığında satılması vatana yapılacak en büyük kötülüktür. Bu satışların dinî ve millî hiçbir izahı yoktur.