Arif Ahmet Denizolgun’un İstanbul Beykoz’daki çiftliğinde hayatını kaybetmesine ilişkin yürütülen soruşturma 10 yıl sonra yeni bir aşamaya geldi. Daha önce beyin kanamasına bağlı doğal ölüm olarak kayıtlara geçen olayla ilgili mezar açılarak yeniden inceleme yapılmış, hazırlanan raporda göğüs bölgesinde 4 ayrı morluk tespit edilmişti.

DOKTORA “YALAN TANIKLIK”, 3 ATK GÖREVLİSİNE SAHTECİLİK SUÇLAMASI

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Organize Suçlar Bürosunun yürüttüğü soruşturma kapsamında, eski bakanın özel doktoru Nurettin Demirkol hakkında “yalan tanıklık” suçundan dava açıldı. Demirkol, soruşturma kapsamında 4 Eylül'de bu suçtan tutuklanmıştı.

İkinci iddianamede Adli Tıp Kurumu görevlileri İ.Ç., Ç.K. ve S.Ç. hakkında “belgede sahtecilik” suçundan dava açıldığı aktarıldı.

Üçüncü iddianamede ise A.G.D.K. ve H.T.K. hakkında “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” suçlamasıyla dava açıldığı belirtildi. Sanıklar hakkında istenen cezalar ile davaların görüleceği mahkemelerin henüz açıklanmadığı kaydedildi.

ÇİFTLİKTEKİ 36 SAATLİK BOŞLUK DİKKAT ÇEKTİ

Savcılık kaynaklarından edinilen bilgilere göre Denizolgun, 6 Eylül 2016 saat 15.00'te at binmek amacıyla Beykoz'daki çiftliğine geldi. Eski bakan, 7 Eylül akşamı çiftlik çalışanı tarafından ölü bulundu.

Çiftlik çalışanının yaklaşık 36 saat boyunca Denizolgun'u görmemesine rağmen durumu merak etmemesi soruşturma dosyasında çelişki olarak değerlendirildi. O dönemde yapılan otopside ölümün beyin kanamasına bağlı doğal ölüm olduğu belirtilmişti.

Dosyanın yeniden açılmasıyla otopsiye ait görüntüler de tekrar incelendi. Adli Tıp Kurumundan önce otopsi videosunun bulunmadığı yönünde yanıtlar alınırken, 18 Ağustos 145 fotoğraf ve video kaydı savcılığa gönderildi. Bunun ardından mezarın açılmasına ve yeniden otopsi yapılmasına karar verildi.

GÖĞSÜNDE 4 MORLUK BULUNDU, KAYIP TELEFON ARANIYOR

25 Ağustos 2026 tarihli bilirkişi raporunda, Denizolgun'un göğsünün sağ tarafında 4 ayrı morluk bulunduğu belirtildi. Raporda, mevcut bulguların bir kişinin dizini göğse bastırıp ağız ve burnu yastıkla kapatarak nefessiz bırakması ihtimalini dışlamadığı değerlendirildi. Ölümün bu şekilde gerçekleştiği ise kesinleşmiş bir tespit olarak ortaya konulmadı.

Soruşturmanın bir diğer önemli başlığını ise Denizolgun'un kayıp cep telefonu oluşturuyor. Telefonun ölümünün ardından tereke mahkemesi aracılığıyla belirlenen bir kişiye teslim edildiği tespit edilirken, döneme ait mahkeme kayıtlarında cihazın kime verildiğinin net şekilde görünmediği bildirildi. Telefondan şu anda sinyal alınamadığı, cihazın Kuriş ailesi üyelerinden birinde olabileceğinin değerlendirildiği aktarıldı.

Denizolgun'un kardeşi Mehmet Beyazıt Denizolgun ve oğlu Fatih Süleyman Denizolgun, 2024 ve 2025 yıllarında ölümün “planlı bir cinayet” olduğunu öne sürerek suç duyurusunda bulunmuştu. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı ise Eylül 2025'te ihbarın “soyut ve genel nitelikte” olduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermişti.

Soruşturmanın yeniden genişletilmesinin ardından 26 Ağustos'ta Denizolgun'un yeğeni Alihan Kuriş ve diğer şüpheliler hakkında “adam öldürme” suçundan soruşturma başlatılmıştı.

Dosyada ayrıca Nurettin Demirkol'un 155 ihbarına ilişkin kayıtlar da yer aldı. Demirkol daha önce ihbarı kendisinin yapıp yapmadığını hatırlamadığını belirtirken, kayıtlarda aramanın onun kullandığı telefon üzerinden yapıldığı ve arayan kişinin kendisini aile doktoru olarak tanıttığı tespit edildi.

Soruşturmada 21 kişinin tanık olarak ifadesi alınırken, bazı tanıklar Denizolgun'un ölümünden önce kendisine yönelik tehditlerden söz ettiğini anlattı. Bir tanık, Denizolgun'un “Beni belki de zehirlerler” dediğini aktarırken, 5 tanık da FETÖ bağlantısına ilişkin iddialarda bulundu. HSK'nin de dosyada adı geçen yargı mensupları hakkında inceleme başlattığı bildirildi.

Kaynak: HABER MERKEZİ