İnsan davranışlarını anlamaya dönük çaba kıymetli bir çabadır. Herhangi bir insan herhangi bir durum karşısında nasıl bir tavır takınabilir sorusunu sormak ve farklı alternatiflerle ihtimal dâhilindeki cevaplara ulaşmak en azından bir yol haritası çıkartılması açısından yarar sağlayacaktır.

Elbette elde edilen malumatlar fayda için kullanılabileceği gibi tam aksine art niyetli amaçlar için de kullanılabilir.

Günümüzde sıklıkla gündeme gelen algı yönetimleri ve manipülasyonlar, pazarlama hileleri, ekini ve nesli ifsat edecek politikaların takibi ve dahası “yeni bir tür insan profili çıkartma çabaları” insan davranışlarını anlamanın art niyetli amaçlara hizmet ettirildiğini ispatlar niteliktedir.

Bununla birlikte masumane bir niyetle düşünüldüğünde insan davranışlarını anlamak karşınızdaki muhatabınıza nasıl yaklaşmanız gerektiğini göstermesi bakımından kıymet arz etmektedir.

Kendi zaviyemizden baktığımızda da seçmenlerin siyasal eğilimlerinde nasıl bir davranış sergiledikleri, neye göre karar verdikleri, nelerden etkilendikleri hususu siyasetle ilgilenenler açısından her zaman merak konusu olmuştur.

Bu durum elbette oldukça geniş bir çerçeveye sahiptir. Bunun yerine bir önceki yazımızda bahsettiğimiz kazanç-kayıp dengesi üzerinde durmak yerinde olacaktır.

Seçmenlerin karar verme sürecinde kazanç-kayıp dengesini göz önünde bulundurmaları siyasi partiler açısından dikkate alınması gereken bir husustur.

Siyaseten kazanç ya da kayıp seçenekleri iktidar ve muhalefetin seçim öncesi ortaya koyduğu reçeteler üzerinden okunmaktadır.

Diğer bir ifadeyle mevcut partinin iktidarda kalması ya da iktidardan düşmesi, aynı şekilde bir başka partinin iktidara gelmesi seçmen açısından hangi kazanç ya da kayıp seçeneklerini gündeme getiriyor ise seçmenlerin karar alma sürecine bu hesaplama etki edecektir.

Bunun temel sebebi insanların kayıp duygusunun öne çıktığı zamanlarda daha riskli olanı seçmeleri, kazanç duygusunun öne çıktığı zamanlarda ise kazancı kesin olanı seçmeleridir. Yarışma programlarında para ödülleri ile ilgili kişilerin verdiği kararlar buna güzel bir örnektir.

Bu durum bütün seçimler ve bütün partiler açısından geçerlidir diyebilmek mümkün olmamakla birlikte özellikle kritik seçim süreçlerinde iktidar namzedi partiler ya da adaylar açısından bu hususun öne çıktığını söylemek mümkün hale gelmektedir.

Somutlaştırırsak, seçimlere takriben 4 ayın kaldığı şu dönemde seçmenler açısından hangi duygunun daha ağır bastığını yakından takip etmekte yarar bulunmaktadır.

Seçmenler şayet Cumhur İttifakı’nın iktidarda kalmasının ülkeyi daha da kötüye götüreceğine inanırsa muhalefete oy vermekte hiç tereddüt etmeyecektir. Çünkü “işler zaten iyi gitmiyor, hiç olmazsa yeni gelen bir şeyleri değiştirebilir, daha fazla ne olabilir ki” düşüncesi ağır basacaktır.

Aynı şekilde muhalefeti desteklemenin bariz bir şekilde kazandıracağına inanırsa da yine muhalefete oy verme konusunda tereddüt göstermeyecektir.

İktidar partisi açısından bakıldığında ise şayet seçmenler muhalefetin kendisine kazanç getireceğine dair tam olarak mutmain olamadıysa o halde “eldeki kuş daldaki kuştan evladır” düşüncesi devreye girecektir.

Türkiye’de AK Parti’nin uzun yıllar “istikrar sürsün” söyleminden istifade etmesi ya da bu söylemi sıklıkla tekrar etmesi bunun somut örneğidir.

Peki, o halde seçmenlerde bu duygular nasıl oluşacaktır ya da oluşmaktadır? İşte bu noktada öfke/korku ve güven/coşku duyguları devreye girmektedir.

Hatırlanacağı gibi, takriben bundan bir sene önce itibariyle artık AK Parti’nin yolun sonuna geldiğine dair kendi seçmenlerinde dahi hatırı sayılır bir inanç oluştu. Metal ve yorgunluğun hâkim olduğu yüksek sesle dillendirilmeye başlandı.

Yani öfke ve korku gibi olumsuz duygular ağır basmaya başladı, muhtemel değişim için kapı aralandı. Muhalefetin bundan hangi ölçülerde yararlanacağı hususu bugün de cevabı merakla beklenen bir sorudur.

Ancak seçmenin nasıl bir tavır takınacağı hususu yukarıda zikredilen şekilde kazanç-kayıp dengesi ile anlaşılacaktır.