Türkiye günlerdir Ankara’daki siyasi gündemi konuşuyor.
Karar Gazetesi’nin bugünkü manşetinde “Çözüm İçin Son Tur” başlığıyla dikkat çekici bir haber yer aldı.
Habere göre, “Terörsüz Türkiye” süreci kapsamında hazırlanması planlanan çerçeve kanun teklifleri için siyasi görüşme trafiği hız kazandı.
DEM Parti İmralı Heyeti yeniden Abdullah Öcalan ile görüştü.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’un, Meclis tatile girmeden bugün MHP ve DEM Parti’yi, yarın ise AK Parti, CHP ve Yeni Yol Partisi’ni ziyaret ederek hazırlanması planlanan kanun teklifleri üzerinde uzlaşı arayacağı belirtiliyor.
Daha önce MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan için “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” adını önerdiği açıklamaları da kamuoyunda geniş tartışmalara yol açtı.
Hiç şüphesiz bu ülkenin her vatandaşı gibi ben de terörün tamamen sona ermesini isterim.
Kim ister ki analar ağlasın?
Kim ister ki ocaklara ateş düşsün?
Kim ister ki bu millet yeni acılar yaşasın?
Elbette hepimiz terörsüz bir Türkiye isteriz.
Ancak bu süreç yürütülürken atılacak her adım, milletimizin vicdanını rahatlatmalı; Türkiye Cumhuriyeti’nin millî birliği, toprak bütünlüğü ve devletimizin temel nitelikleri konusunda hiçbir şüpheye yer bırakmamalıdır.
Hiçbir siyasi süreç, hiçbir hukuki düzenleme ve hiçbir müzakere, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını tartışmalı hâle getirmemelidir.
Terör bitsin…
Silahlar sussun…
Analar ağlamasın…
Ama Türkiye Cumhuriyeti’nin millî birliği, toprak bütünlüğü ve üniter devlet yapısı da sonsuza kadar korunsun.
Bütün bunları düşünürken aklıma başka bir soru geliyor.
Sayın TBMM Başkanım…
Bugün hazırlanacak kanun teklifleri için siyasi partileri tek tek ziyaret ediyorsunuz.
Uzlaşı arıyorsunuz.
Destek istiyorsunuz.
Görüş alışverişinde bulunuyorsunuz.
Peki aynı gayreti neden yurtdışında yaşayan 10 milyon gurbetçimiz için göremiyoruz?
Onlar bu milletin evladı değil mi?
Onlar bu vatanın insanı değil mi?
Onlar yıllardır alın teriyle çalışıp Türkiye ekonomisine yüz milyarlarca avroluk katkı sağlamadı mı?
Onlar Türkiye’nin dünyadaki gönüllü elçileri değil mi?
Öyleyse neden onların sorunları için de aynı siyasi irade, aynı uzlaşı arayışı ve aynı çalışma azmi gösterilmiyor?
Bugün sadece son 21 gün içerisinde yaklaşık 1,5 milyon gurbetçimiz kara yoluyla Türkiye’ye giriş yaptı.
Binlerce kilometre yol…
Saatlerce süren kuyruklar…
Çocuklarıyla…
Yaşlı anne babalarıyla…
Sıcakta…
Yorgunluk içinde…
Neden?
Çünkü burası onların vatanı.
Çünkü burada anneleri var.
Babaları var.
Akrabaları var.
Kabristanları var.
Hasretleri var.
Bu insanlar yalnızca tatile gelmiyor.
Türkiye ekonomisine can vermeye geliyor.
Esnaf kazanıyor.
Turizm kazanıyor.
Akaryakıt sektörü kazanıyor.
Oteller kazanıyor.
Lokantalar kazanıyor.
Pazarlar kazanıyor.
Türkiye kazanıyor.
Peki gurbetçi ne kazanıyor?
Sınır kapılarında bitmeyen çile…
Çözülemeyen bürokratik sorunlar…
Yüksek dövizli askerlik bedelleri…
Ve seçimden seçime hatırlanmak…
Bir başka dikkat çekici husus da Sayın Devlet Bahçeli’nin tutumudur.
Son dönemde yürütülen süreçte Sayın Bahçeli’nin bu konuda birçok açıklama yaptığını, sürece güçlü destek verdiğini görüyoruz.
Ancak ben, yıllardır Türkiye ekonomisine katkı sağlayan, ülkemizin dünyadaki gönül elçileri olan 10 milyon gurbetçimizin sorunlarıyla ilgili aynı kararlılığı gösteren kapsamlı bir çağrısına veya güçlü bir girişimine rastlamadım.
Keşke bugün “Terörsüz Türkiye” süreci için gösterilen siyasi iradenin küçük bir kısmı da gurbetçilerimiz için gösterilseydi.
Keşke Sayın Bahçeli, Yurtdışı Seçim Bölgesi, Yurtdışı Türkler Bakanlığı, sınır kapılarındaki çile ve dövizli askerlik gibi yıllardır çözüm bekleyen meselelerde de aynı hassasiyetle kamuoyunun karşısına çıksaydı.
Çünkü yurtdışında yaşayan 10 milyon vatandaşımız da bu milletin ayrılmaz bir parçasıdır.
Onların sorunları da en az diğer meseleler kadar önemlidir.
Sayın TBMM Başkanım;
Bugün terörle ilgili kanun teklifleri hazırlanıyor.
Siyasi partiler tek tek ziyaret ediliyor.
Uzlaşı aranıyor.
Peki Türkiye’nin kalkınmasına katkı sağlayan, dünyanın dört bir yanında ülkemizi temsil eden 10 milyon gurbetçimiz için neden aynı siyasi irade ortaya konulmuyor?
Neden hâlâ bir Yurtdışı Seçim Bölgesi kurulmuyor?
Neden hâlâ bir Yurtdışı Türkler Bakanlığı kurulmuyor?
Neden sınır kapılarındaki çile bitirilmiyor?
Neden dövizli askerlikte kalıcı ve adil bir düzenleme yapılmıyor?
Neden yurtdışındaki vatandaşlarımızın sorunları için kapsamlı bir devlet politikası oluşturulmuyor?
Bizi en çok üzen ise şudur.
Saadet Partisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Yurtdışı Türkleri Komisyonu kurulmasını teklif etti.
Ancak bu teklif AK Parti ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.
Bugün ise terörle ilgili süreç için komisyon kuruluyor, kanun teklifleri hazırlanıyor ve siyasi partiler arasında yoğun bir uzlaşı arayışı yürütülüyor.
İşte bizi düşündüren nokta tam da budur.
Terörün sona ermesi için gösterilen siyasi iradenin küçük bir kısmı bile gurbetçilerimiz için gösterilseydi…
Bugün belki Yurtdışı Seçim Bölgemiz olacaktı.
Belki Yurtdışı Türkler Bakanlığımız kurulmuş olacaktı.
Belki sınır kapılarındaki çile sona erecekti.
Belki dövizli askerlik yıllar önce adil bir sisteme kavuşmuş olacaktı.
Belki 10 milyon vatandaşımız kendisini Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gerçek anlamda temsil edilen bir parçası olarak hissedecekti.
Benim çağrım çok nettir.
Terörsüz bir Türkiye istiyoruz.
Ama aynı zamanda millî birliğinden, toprak bütünlüğünden ve üniter devlet yapısından taviz vermeyen güçlü bir Türkiye istiyoruz.
Ve bunun yanında, dünyanın dört bir yanında yaşayan 10 milyon gurbetçisini de unutmayan bir Türkiye istiyoruz.
Sayın TBMM Başkanım;
Terörle ilgili kanun teklifleri için gösterdiğiniz gayretin küçük bir kısmını da gurbetçilerimiz için gösterin.
Onlar için de siyasi partileri ziyaret edin.
Onlar için de uzlaşı arayın.
Onlar için de kanun teklifleri hazırlayın.
Çünkü gurbetçiler bu devletin yükü değildir.
Gurbetçiler, Türkiye Cumhuriyeti’nin dünyadaki en büyük stratejik güçlerinden biridir.
Onlar bu milletin ayrılmaz bir parçasıdır.
Onlar Türkiye’nin gönül elçileridir.
Artık onların da sesi duyulmalıdır.
Artık onların da sorunları Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin öncelikli gündemlerinden biri olmalıdır.

