"Allah'a döndürüleceğiniz, sonra da herkese hak ettiğinin eksiksiz verileceği ve kimsenin haksızlığa uğratılmayacağı bir günden sakının." (Bakara 281)

Hayatı manalı kılan şey; hayatı doğru bir eksen üzere oturtmakla mümkündür. Asr-ı Saadet’in erleri bu minval üzere bize örnek oldular. Bu hakikati Abdullah b. Mesud şöyle ifade ediyor:

"Siz, öyle bir zamandasınız ki; HAK, heva-hevese komuta ediyor.

Öyle bir zaman gelecek ki heva-heves, HAKKI komuta edecek. İşte bu zamandan ALLAH'a sığınırız.

Evet, Hakkı nefislere ve şehvetlere kurban ettiğimiz şerrinden Allah'a sığınılacak o zamanı mı yaşıyoruz acaba.

Kabul ve ret ölçeği şahıslar olmamalıdır.

"Hak, kimden gelirse gelsin kabul et; velev ki sana uzak, sevmediğin bir kimseden de olsa,

Batıl, sana kimden gelirse gelsin reddet; velev ki sevdiğin bir yakınından da olsa." (Mevkuf hadis Ubeyy b. Kab mevkufu – Hilyetu’l-Evliya)

Netice itibarıyla Hak değişmez ama adamlar değişir. Adamlara endeksli olanlar adamlar değiştikçe onlar da değişirler. Hiç kimse sevdiğini Kur'an ve Sünnet’in önüne geçirmesin, yoksa asla Hak üzere kalamaz. Düşman da olsa Hakkı söylüyorsa, kabul etmek lazım. Dost da olsa yanlış söylüyorsa reddedip güzelce uyarmak lazım; çünkü hakiki dostlar, dostlarının yanlışlarını usulüne uygun olarak düzeltmesine yardımcı olurlar.

Maalesef cehalet ve menfaat cenderesinde sıkışan insanlık, itibarı gösteriş ve şaşaada arama yanlışlığında boğulmak üzere.

"Sözün çok ve etkileyici olması, onun Hak üzere olduğuna delil olamaz. Hak üzere olmasının delili, ancak Allah ve Rasulü’nün söylediği şeydir."

Tabii ki sözde sihir vardır ama sihirleri ortadan kaldıracak şey: Vahyin bereketidir.

Yani söz sihirbazlarının sihrine köle olmamak lazımdır.

Hürler, Hak kiminle beraberse ona tabi olur;

Köleler ise güç kimdeyse, demagoji kimdeyse ona tabi olur.

Sen vahyin bereketiyle aklını ve kalbini doldur.

Kendini, başkalarının kendi fikirlerini doldurduğu sandık haline getirme.

Bilakis aklını, Hak ve batılı idrak edebilecek şekilde fikirleri ayrıştıracak bir mizan haline getir.

Tabii bu ancak ehliyetli ilim ve irfan sahibi insanların tedrisinden geçerek olur.

Bir şeyin çok olup yayılması, onun doğru olduğu manasına gelmez.

"Peygamberlerin tamamının daveti şerrin çok olduğu zamandadır. HAK, hiç kimse olmasa bile kendi zatında çoktur. Herkes BATILLA beraber bile olsa batıl kendi zatında azdır."

(Abdulaziz Tarifi)

Şuursuz kelamlar, kiralık kalemler vasıtasıyla yalan ve iftiranın tavan yaptığı bir ortamda duam;

Allah'ım!

İlim, irfan, hikmet, basiret ve firaset üzere yaşamayı ve o hal üzere razı olduğun bir halde huzuruna varmayı nasip eyle!

Bütün kötülüklerin başı olan dünya sevgisiyle aldananlardan eyleme.

Malın, makamın, servetin ve şöhretin saptırdığı kimselerden eyleme.

Kınayanın kınamasından korkmadan, menfaat görüp sapmadan, haysiyet ve şerefi az bir dünya karşılığı satmadan sana kavuşmayı nasip eyle.

Hakkı Hak bilip Hakka sarılmayı, batılı batıl bilip batıldan kaçmayı nasip eyle.

İbretle bakan, hikmetle konuşan ve tefekkürle susanlardan eyle.

Allah’ım! Müminlere karşı kalbimden kin ve buğzu çek al.

Küffara ve zalimlere karşı kalbimde zerre kadar meyil bırakma.

Allah’ım!

Neslimizden kıyamete kadar kâfir, münafık ve hain çıkarma.

Mü'minlerin arasını açmak isteyen insan şeytanlarına da cin şeytanlarına da fırsat verme.

İslâm kardeşliği üzere kalplerimize ülfet ve ünsiyet nasip eyle.

Kalplerimizi zikrinle, takvâ ile, huşu ve ihlas ile ihya eyle.

İnsaf, şefkat ve merhameti ana sermayemiz eyle.

Ülkemizi ve bilcümle İslam âlemini her türlü istilalardan, arazi ve semavi belalardan muhafaza eyle.

Kavli dua ile birlikte Hakkın hakimiyeti için çalışıp fiili duayı asla ihmal etmemek lazımdır. Hakkı her zaman ve zeminde usulü dairesinde haykırmak lazımdır:

"Hak ehli, batıla karşı sustuğu zaman, batıllar, kendilerini Hak yol üzere olduklarını zannederler." (Hz. Ali)

HAK üzere sebat etmek, neticelerin tahakkukunu lazım kılmaz. Peygamberimiz haber verdi ki; bir nebi yanında yalnız bir adamla, başka bir nebi iki adamla, başka bir nebi yanında hiç adam yok olarak mahşere gelir. Hepsi aynı Hak üzereler ama neticeler farklı.

Ahmed b. Hanbel’in duasından biri de şu idi:

"Allah’ım!

Bu ümmetten her kim HAK üzere olmadığı halde kendisini HAK üzere olduğunu zannediyorsa onu HAK üzere olması için HAKKA döndür."

"ALLAH’IM! BİZE HAKKI HAK GÖSTER VE HAKKA TABİ OLMAYI,

BATILI BATIL GÖSTER VE BATILDAN UZAK DURMAYI LÜTFET."

(Ömer Arif)