Denetim altına alınmamış iktidar, daha doğrusu hükmetme
duygusundan kaynaklanan her savaş, doğal olarak, dünyayı ve hayatı da savaşsız
algılayamama anlayışını olağan ve tek seçenek haline getirir. Soyut anlamda
iktidar ya da hükmetme duygusu beşeridir, aynı zamanda insandaki diğer duygulara
kıyasla, en köklü, en bencil, en kıskanç ve en şiddetli, o nispette de en
tehlikeli olabilen bir duygudur. Dışa yansıması, kendini ifade etmesi, daima
tek boyutludur ve paylaşma kabul etmeyecek kadar hasis, inatçı ve kıskançtır.
Amacı, aynı zamanda aracısıdır. Fakat amaç olarak yöneldiği şey, en
nihayetinde, bizzat kendisidir. Bu yönüyle iktidar ya da hükmetme duygusu,
kendi içinde dönen, insani diğer duyguların varlığına tahammül gösteremeyen,
onları hep kendi boyunduruğu altına aldığında ancak kendini izafi bir
güvenlikte hissedebilen bir mahiyete sahiptir. Güvenlik olarak algıladığı şey,
kendi dışındaki duyguları, düşünceleri, varlıkları, hatta nesneleri ya yok
etmektir ya da bunları herhangi bir harekette bulunamayacak, ayağa kalkamayacak
derecede kendine bağlamak veya zaafa uğratmaktır. Bunu en yakınında bulunan
insan ve eşya üzerinde gerçekleştirir. Onun için, bilge kişiler, iktidar
sahiplerinin yakınında olmamayı öğütlemişlerdir. Çünkü iktidar sahiplerinin şu
anda merhamet, adalet, dostluk şeklinde tezahür eden davranışı, bir anda
acımasızlığa, haksızlığa, adaletsizliğe, düşmanlığa dönüşebilir, aynı doğallık
ve olağanlık içinde.
Oysa genel ve kavramsal anlamında savaş, şartlara bağlı
olarak insan hayatında, istenmemiş olmasına rağmen, izafi bir olgudur. Şartları
ve nedenleri ortaya çıkıp hayatın olağan akışını engellemeye başladıkları
takdirde, zorunluluk gereği geçici olarak başvurulan bir seçenektir.
Zorunluluk, aynı zamanda savaşın yok ediciliğini ortadan kaldıran ve onu
hayatın devamını tekrar sağlamasına imkân veren sınırda tutma nedenidir ki,
bunu meşruiyet şeklinde nitelendiriyoruz. İşte bu nitelendirme savaşın ahlaki,
hukuki, elbette insani değer dünyasına katılması anlamına gelir. Bu değer
dünyasını barış olarak tanımlarken, savaşı, onun zorunlu varlık şartı şeklinde
nitelendirmiyoruz. Ayrıca, hayat bakımından barışın mutlak karşıtı olarak
görülmemesi gerektiğini de belirtmiş oluyoruz. Nitekim dinin İslam olarak
bizzat Allah tarafından adlandırılması, hayatın özünü oluşturan karşıtsız,
değişmez ve mutlak ilkesinin barış olduğu beyan edilmiş olmaktadır. Hayat
olgusunda içkin(mündemiç) olan mücadele , cihat , şartlar gereği savaşı da
ihata ve ihtiva eder, ama soyut anlamda her savaşı bunların kapsamına dâhil
etmek yanıltıcı olur. Varlığına kasteden, inancına saldıran, haysiyet ve
onurunu çiğneyen, mazluma zulmeden, gayri meşru yoldan bir ülkeyi istila ve
işgal eden vb savaşmak mücadele ve cihat kapsamındadır. Ama aynı zamanda, bilim
olarak matematik, tıp, mühendislik, hukuk, ilahiyat öğrenmek için çabalayan bir
kimse, bir anlamda cihat yapmaktadır, denebilir. Ahlaklı, erdemli ticaret
yapan, emeğiyle ailesini geçindirmeye çalışan da öyle.
Geçmişte olup bitenleri bir an bir tarafa bırakalım,
günümüzde Müslüman ülkelerdeki savaşları nereye koyabiliriz Suud yönetiminin,
sözüm ona kendince dile getirdiği gerekçeye dayanarak, yoksul Yemen halkına
karşı yaptığı kıyımları, yıkımları, işgali, meşruiyet içinde yapılan bir savaş
olarak nasıl tanımlayabiliriz Diğerlerini de öyle.
Müslüman toplumlar, inançlarının gereği olarak, bu türden
savaşları kesinlikle yadsıyıp, asıl olan barışı savunmak, korumak, sürdürmek
kararına varmak durumundadırlar. Bu savaşlar, inançlarını, hayatlarını,
haysiyet ve onurlarını, namus ve iffetlerini, dostluk ve kardeşliklerini, maddi
ve manevi varlıklarını yok etmektedir. Bu savaşlar en kolay, en tuzaklı, en
tehlikeli, insana ve hayata en zarar verici olan seçenektir. Zor olanı, ama en
haysiyet ve onur verici olan ise, barıştır, yaşamak ve yaşatmaktır. Zinhar ırk,
kavim, kabile, mezhep ve meşrep asabiyetine, hele bu zamanda kapılmamak, hatta
sehven bile olsa bunları ağza bile almamaktır. Kişilik, üstünlük, soyluluk,
inanç, hükmetme yarışına girmemektir. Diğerini, kendi nefsine üstün
tutabilmektir barışın anahtarı.