BİR şehir cami kubbeleri ve minareler ile dolu olsa,
orada günde beş kez 110 desibel şiddetinde avaz avaz ezan okunsa, ölüler
yıkanıp kefenlenip camide namazları kılındıktan sonra İslam kabristanında
toprağa verilse, Ramazanlarda susamlı ve çörek otlu pideler yapılsa, kandil
gecelerinde minarelere mahyalar asılsa
Şayet o şehirde, aşağıda sayacağım kurumlar ve şartlar
yoksa orası dinî bakımdan bir İslam şehri değildir.
1.Halkı din konusunda eğitecek, irşad edecek, öğüt
verecek; icazetli ulema ve fukaha yetiştiren bağımsız İslam medreseleri.
2.Tevhid e, Kur ana, Sünnete, Şeriata göre eğitim veren
ve öğrencilerinin tamamının cemaatle beş vakit namaz kıldığı İslam mektepleri.
3.Hakikî şeyhlerin başında bulunduğu, Meclis-i Meşayih
tarafından sıkı şekilde denetlenen ve kamil insanlar yetiştiren tasavvuf tekke,
zaviye ve dergahları.
4.İş, sanayi, üretim, ticaret hayatını ve faaliyetlerini
islamî ölçülere göre tanzim ve idare eden ahîlik ve fütüvvet teşkilatı.
5.İslamî hisbe teşkilatı, âmirîne bi l-mâruf ve nâhine ani l-münker
polisi.
6.Fakirlerin ve miskinlerin karınlarını doyurabileceği
imarethaneler.
7.Zekat sandığı teşkilatı.
8.Faizsiz Karz-ı Hasen Bankaları.
9.İslamî mahalle teşkilatı.
10.Toplu taşıma vasıtalarında kadınlarla erkeklerin
yerlerinin ayrı olması.
11.Okullarda karma eğitim yapılmaması.
12.Açıkta, açıkça, küstahça, meydan okunurcasına
fuhşiyyat yapılmaması.
Zamanımızda bütün Türkiye de yukarıdaki şartlara,
özelliklere, kurumlara, değerlere sahip bir tek (tekrar ediyorum bir tek) İslam
şehri yoktur.
Evet, İslam şehri, islamî kurumlarla ve İslamı yaşayan
Müslümanlarla olur.
Medrese yoksa İslam mektebi yoksa tekke yoksa İslam şehri
de yoktur.
Kandillerde kandil simidi yapılıp yenmesi mi Güldürmeyin
beni!
Ramazanlarda teravih namazı kılınması mı
İnsanların akın akın büyük masraflar yaparak lüks ve
ihtişamlı umre seyahatlerine çıkması mı
Resulullah Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) Âlimin
ölümü âlemin ölümü gibidir) buyurmuşlar. Müslümanlarla meskun bir şehirde
icazetli alim ve fakih yetişmiyorsa, o şehir ölmüş demektir.
Cami var, minare var, ezan okunuyor, Müslüman halkın
yüzde beşi bile camiye gitmiyor, cenazeler teneşir tahtası üzerinde yıkanıp
kefenleniyor, musalla taşında namazları kılınıp mezara konuyor Lakin o
şehirde, Müslümanlar dinlerine, Kur anlarına, imanlarına uygun bir hayat
süremiyor İslam şehri değildir orası.
Sosyolojik açıdan İslam şehri olabilir ama Kur anî ve
Şer î açıdan olamaz. Şuurlu, kültürlü, bilgili, uyanık gerçek Müslüman; İslama
Kur ana Sünnete uygun bir hayat sürmeyi isteyen, o iradeye sahip olan, bu emele
ve amaca ulaşmak için çalışan çabalayan kimsedir.
(İkinci yazı)
Nasır Tutan Vicdanlar
İNSANLAR yoldan çıkıp, günahlara batıp azınca; gören
gözler görmez, kulaklar işitmez olur, akıllar körelir, vicdanlar kalın bir
nasır tabakasıyla kaplanır.
Bu duruma düşen kimselere ve toplumlara nasihat ve uyarı
okları işlemez.
Ne söylense anlamazlar.
Yeni bir Tufan yaklaşıyor, aman toparlanın, hazırlanın,
Kurtuluş Gemisi ne binin denilse onlara; biz dağların yüksek yerlerine çıkar
kurtuluruz cevabını verirler.
Gören gözleri görmez, işiten kulakları işitmez, akılları
çalışmaz, vicdanları harekete geçmez insanlar, laf ile inanır görünseler bile
gerçekte âhireti unuturlar.
Şehirde her şey paraya bağlı ve endeksli olur.
Günah koyu bir duhan gibi her yeri kaplar.
Ben riba yemiyorum, zina etmiyorum ya, yapanlar ne halt
ederlerse etsinler, onlara karışmam zihniyeti hakim olur.
Bilenler bilmeyenleri uyarmaz, aydınlatmaz.
Cahil ve gafiller futbol kulübü tutan holiganlara ve
militanlara döner.
Ümmet birliği yıkılır, onun yerine hizipler fırkalar
mozaiği gelir.
Kitleler başlarına bir kılavuz kaptan seçmeyi düşünmez
bile.
Ortada bir rutin hayat kalır. Sabah kahvaltısı, işe veya
okula gitmek, öğlen yemeği, ikindi çayı, işten dönüş akşam yemeği, biraz
televizyon, bol bol cep telefonu, sonra uyku vakti gelir, ayakta uyuyanlar
yatak uykusu moduna geçer Hayat bu minval üzere devam eder.
Bu insanları kim uyaracak
06.01.2016