ÇÜRÜMENİN boyutları ölçülemiyor. İnsanlığın genel bir
sorunu. İnsanlık, Ortaçağ Avrupa sının sınır tanımazlıklarında. Ahlâkî bakımdan
Ortaçağ karanlığının yansımalarıdır bunlar. Jacob Burckhardt ın İtalya da
Rönesans Kültürü eseri üzerine yapmakta olduğumuz çalışmada yaşanan
saçmalıkların nasıl uçlarda seyrettiğini, bugün de benzer durumların yaşandığı
gerçeği ile baş başayız. Batı toplumlarının yaşayış biçimleri bu anlamda kendi
doğallıklarıdır diyebiliriz. Müslümanların içinde bulunduğu durum onlardan çok
mu farklı
Hayatın hemen bütün alanlarına yansıyan gayriahlâkî
sorunlar uçlarda.
Müslümanların ahlâkî özellikleri özgündür. Özgündür ama
bu, bugün için ne yazık ki söz konusu değil. Peygamberimizin: Ben güzel ahlâkı
tamamlamak üzere geldim buyruğu; insanlık, özelde de Müslümanlar için özel bir
anlam ifade eder.
Müslümanların ahlâkî bakımdan kendilerini gözden geçirme
zorunluluğu var. Hem Müslüman ım, hem Peygamberimi, Allah ın Elçisi ni
seviyorum, bağlıyım demek yetmiyor. Böyle bir sevginin yaşanıyor olabilmesi
için O nun ahlâkî özelliklerini kuşanmasından başka bir seçeneği bulunmuyor.
Müslümanlar kendilerini bu anlamda yenilemelidirler.
Peygamber sevgisinden sonsuzluğa uzanan yolculuğun ve
yolun alanları kesildi, yok oldu diyebiliriz. Tapınma ve bağlanmadaki
aşırılıklar sınır tanımıyor. Her insanın bir kul olduğu düşüncesi göz ardı
oluyor. Önder diye bağlandıkları kimselerin yanlışları, uç hareketleri
görmezden geliniyor.
İnsanı aşağılama, yok sayma, zulmetme, baskı altında
tutma bir kul hakkı. Bilip bilmeden insanlara suçlamalarda bulunma bir kul
hakkı. Bu, bütün insanlık için geçerlidir. Bir Müslüman bütün insanlıktan
sorumludur. Falan kişi gayrimüslimdir, şudur ya da budur diye hiçbir kimseye
zulmetme hakkı doğurmuyor.
Müslümanlar siyasal gerilimlerin, çıkar hesabı olanların
güdümünde. Bağlılık aşırılıklar içeriyor. Ölçüsüzlük başını almış gidiyor. Bir
kesim ya da insan tekleri hedef alındıklarında bir yafta yetiyor. Söz konusu
insanların yaftalandıkları ile hiç ilgisi de olmayabilir. Ötelenmesi,
dışlanması ve gözden düşürülmesi için böyle bir suçlama yetiyor. Acıma duygusu
ortadan kalkmış, merhametten söz edilemiyor. Yaftalandırmaların üzerinden çok
geçmeden kişi ve çevrelerin suçsuzlukları anlaşılınca hiçbir şey olmamış gibi
davranılıyor. Bu sefer de başkaları hedef seçiliyor sanki düşmansız ve nefret
edilmeksizin yaşanmıyor.
İnsanların gönül kapılarının açık olabileceği hesaba
katılmıyor. Açılacak gönül kapılarının önü bir daha açılmamak üzere
kapatılıyor.
Peygamberimizin insanlığa beslediği sevgi, en zor
zamanlarında bile kapılarını kapatmadığı göz önünde bulundurulmalı. Kimi
durumların üstesinden gelinemeyince başkalarının yaptığı gibi baskı ve zulme
yöneliniliyor. Başkalarının zulüm üslubu üstleniliyor. Bunu yaparken de
kendisinin onlardan farklı olmadığını görmüyor. Zulme zulüm ile karşılık
veriliyor.
Kul hakkı denilen olgu insanların sadece mallarını gasp
etmek değildir. İnsanı incitecek, zorda bırakacak ve üzecek her durum hak
gaspıdır. Bunun bedeli de çok ağırdır.
Dini konularda, kadın, para, mal ve servet edinme,
kazanımlarda sınır yoktur. Tıpkı Ortaçağ Avrupa sı ile bugünün Avrupa sında
olduğu gibi. Böyle bir durumda Müslümanlar için İslâm ve Peygamber ahlâkından
söz edilebilir mi
Ne yazık ki içimiz acıyarak bunları yazıyoruz. Çünkü
benzer suçlama, yaftalanmalardan bizler de nasibimizi alıyoruz. İyi, güzel ve
doğru olanları söylemede bile zorlanılıyor.
Parti, cemaat, dernek ve kimi kurum liderleri her şeyin
üzerindedir. Sınırları yoktur. Peygamber öğretisi, Kur an ahlâk ve bilinci, hak
ve hukuku kişilere, kurumlara göre değerlendiriliyor. Kişiler kendilerini her
şeyin üzerinde görüyorlar. Krallıklarda olduğu gibi.