Ruhumuzu saran karabasanlar içinde devinip duruyoruz. Çözümsüzlük ve karabasanları arttırma çabası giderek baskınlaşıyor. Dışımızda yer alanlar bundan son derece memnun olmalılar. Onların yapamadıklarını biz yapıyoruz. Nefret, öfke, şiddet, ötekileştirme, itme, dışlama için elimizden ne geliyorsa yapıyoruz.

Çözümsüzlük başat olmuş. Herkes bir yandan çekiştirip duruyor. İnsanlarda ödün verme, anlayışla karışlama, sorunun bir ucundan tutup ortadan kaldırma gibi bir düşünce yok.

Bulunduğumuz bu coğrafya milletimizin ortak harmanı. Bu harmanda herkes kendi nasibini almalı, almak zorunda. Bu toprakların rızkından, olanaklarından herkes payına düşene sahip olmalı. Kimse kimsenin üstünde olamaz.

Doğu’yu Batı’dan, Kuzey’i Güney’den ayıramayız. Hemen herkesin birbiriyle mutlaka bağı var. Başta inanç bağı bulunuyor. Bu kadar yoğunu siyasal gerilim ve ayrışmalara, Batıdan üzerimize abandırılan yabancılıklar altındaki sekülerlerde ve hatta inançsız gibi görünenlerde ortak yanlarımız bulunuyor. En uçları bir kenarda tutarsak ki onları bile tutamayız mutlak surette buluşma noktalarımız var. Yeter ki bir niyette bulunalım, yeter ki bir adım atalım. Çıkmaz yol diye bir şey yok. Allah’ın yarattığı yeryüzü ve gökyüzü insanlığın ortak tarlası. Bu ortak düzlemde konuşulacak anlaşılacak çok şeyimiz var. Her şey niyetlere bağlı. Saplantılarımızı bir kenara bırakırsak o zaman çözüm yolları üretilir her halükârda.

Nefret ve öfkeyi bir inanç haline getirenlerle başa çıkılamaz elbette. Nefret ve öfke içinde olanların putlarını kırmak da kolay değil. Bunlar zor gibi görünse de atılacak her adım, her davranış mutlaka karşılık bulur günü gelince. Kendine güvenmeyenler asla bir hamlede bulunmak istemezler. Putlarını korumak adına dört bir yanlarını yıkılmaz duvarlarla örerler. Orada durup insanlığa höykürürler.

Müslüman’ız. Bu topraklar Müslüman. Bu toprağın mezarlıklarında hepimizin geçmişi yatıyor. Evlerimizin ruhunda İslâm var. Besmelesiz, duasız girilmeyen ev yok. Hemen her hanede bunun derin izleri bulunuyor. İnsanımızı buluşturacağımız o kadar çok nedenimiz var ki.

Sevgi ve merhamet büyük gücümüz. Bizim sevgimiz Batılıların hümanizmine benzemez. Onların sevgi ve merhameti sadece kendilerine. Oysa bir Müslüman yaratılan her canlıya sevgi ve merhamet gözüyle bakar. Çünkü Allah’ın mülkünde her nefsin hakkı var. Kimsenin rızkı sınırlanamaz ve ölüme terk edilemez.

Müslüman’ın katında yeryüzü nimetlerinde her canlının hakkı korunur, korunmalı. Bu, Allah’ın insanlığa ve canlılara sunduğunu insanların başkalarından gasp etme hakkı yok. Ne yazı ki dünyaya egemen olan güçler dünya mülkünü sadece kendilerine ait bilirler. Bize düşen ise her hâl ve durumda âdil olmamız.

Şu gergin ortamda Müslüman’ın Müslüman’a tahammülü yok. İçimize düşen kurtlar dört bir yanda bizi kemirip duruyor. Bizler de buna katkı sağlıyoruz. İslâm öncesi karanlık dönemlerin kan davaları ruhumuzu bürüdü. İnsanların acılarından, dertlerinden anlayamıyoruz. Ateş düşen bir yuvanın feryatlarında bile başka niyetler arıyoruz. İnsanlık insanların kölesi konumunda değil. Ülkeyi yöneten birine bir yönetilenin sitem hakkı hiç mi yok, acıların söylettiklerinden neden bu kadar ürkülüyor ve onun altında bir başka şey aranıyor

İnsanlarımız birbirlerinin yüzüne bakacak psikolojide değil. Her bakış öfke yüklü. Bu ortamda nasıl bu topraklara bütünlük sağlanır, nasıl gelecek inşa edilir Hemen herkes yıkıcı konumuna düşmüş. İnsanlarımızı toparlayacak, bir araya getirecek, mesafeleri azaltacak, uçurumları giderecek bir sese, bir soluğa gereksinim var. Bu da sağlıklı düşünen samimi insanlardan başkası olamaz. Bütün bu özellikleri barındıran Müslümanlar var bu topraklarda. Birbirimize kulak vermeyi bilirsek aşılmayacak sorunlar yok. Bildiğimiz tek şey budur.