Hafta sonu Saadet Partimizin bölge toplantısı nedeniyle Genel Başkanımız Prof. Dr. Mustafa Kamalak başkanlığında bir heyetle Diyarbakır ilimizde idik.

Ülke gündeminde sürekli yer alan terör ve benzeri problemlerin çözümüne ilişkin görüşler tartışıldı. Biz de bu vesile ile bölgeye ilişkin izlenimlerimizi paylaşmak istedik. 

Diyarbakır, bölgedeki yaygın ismiyle “Âmed”, coğrafyamızın ve medeniyetimizin önemli merkezlerinden ve Anadolu’da Müslümanlarca fetih olunan ilk toprak parçalarından birisidir.

Şehrin değişik yerlerine asılan tabelalarda “Açık Hava Müzesi” olmakla övünen şehir, buram buram tarih kokuyor.

Diyarbakır, Mekke ve Medine’den sonra en fazla Peygamber ve sahabi kabri barındıran şehir unvanına sahiptir. Burada Zülkifl, Zülkarneyn, Elyasa, Harun, Adem, İdris, Yunus, Lokman, Süleyman, İlyas, İbrahim, Eyüp ve Şuayb (a.s) peygamberler ile Hızır’ın (as) kabri ve makamları bulunmakta. Ayrıca, Ashab-ı Kehf mağarası, adına türküler söylenen, ağıtlar yakılan Kırklar dağı ve On gözlü köprü de heybetiyle karşımızda.

Unesco tarafından Dünya Kültür Mirası listesine alınarak tescillenen, yedi yüz hektarlık alandaki binlerce yıllık Hevsel Bahçeleri ve Diyarbakır Surları, şehrin batılılarca en çok dikkat çeken yönü.

1960’lı yıllara kadar, surlarla çevrili şehirde, akşamları kapatılan ve başında bekçiler bulunan surların yedi kapısı; Mardin Kapı, Dağ Kapı, Harput Kapı, Saray Kapı, Tek Kapı, Yeni Kapı ve Urfa Kapısı (Veya Çift Kapı) hala dimdik ayakta.

Zamanın Valisinin “şehir hava almıyor” bahanesiyle yıkmasına kadar Dağ Kapı da ihtişamıyla ayakta imiş.

Rivayete göre Halife Hz. Ömer’in (ra) görev verdiği komutan İyaz bin Ganem ve Halid bin Velid, 8 bin kişilik İslam ordusuyla Diyarbakır Kalesi önüne kadar gelmişti

Rivayetler farklılık gösterse de genel hatlarıyla, Bizans İmparatoru Heraklius yönetimindeki bölgede kuşatma beş ay sürdü. İyaz bin Ganem, Mardin Kapıyı, Halid bin Velid Yenikapı’yı, Said bin Zeyd Urfa Kapıyı, Muaz bin Cebel Dağ Kapıyı tutmuştu. Halid bin Velid, surların dibinde gizli su deliğini bulmuş ve bunu genişleterek içeri girebileceğini keşfetmişti. Bu tünelden şehre giren otuz kadar sahabe, girişte şehit edildi.

Beş yüzü aşkın sahabinin katıldığı kuşatma sonunda Diyarbakır 639’da İslam ordularınca fethedildi. Bu fetih şehrin tarihinde önemli kilometre taşlarından biridir.

Sahabiler, Diyarbakır’ın fethinde önemli rolü olan komutanlardan Halid bin Velid’in oğlu Süleyman adına inşa edilen Hazreti Süleyman Camii’nde defnedildikleri kaynaklarda aktarılmaktadır.

Bölge halkı arasında anlatılanlara göre, bu mezarlarda metfun bulunan bazı sahabilerin canlı hali, yakın zamana kadar ziyaretçiler tarafından görülmekteymiş.

Özetlemek gerekirse barındırdığı manevi şahsiyetlerin yanı sıra, sahip olduğu ırmak hakkında, Halife Hz Ömer’in “Kenar-ı Dicle’de bir kurt kapsa koyunu, Gelir de adl-i ilâhi Ömer’den sorar onu!”