MEHMET AKİF ERSOY: YOKLUK VE SEFALET İÇİNDE GEÇEN BİR HAYAT...

Bugünlerde çok konuştuk; istiklalimizin, egemenliğimizin, bağımsızlığımızın, özgürlüğümüzün simgesi olan bayrağımızı!

Bayrağımız denilince ilk aklımıza gelen İstiklâl Marşı'mız!

İstiklâl Marşı’mızın yazarı Mehmet Akif Ersoy...

Mehmet Akif Ersoy Yokluk Ve Sefalet Içinde Geçen Bir Hayat.. (2)

Akif'in İstiklâl Marşı'nı nasıl kaleme aldığı, hangi şartlarda yazdığı ve uğruna konan ödülü almadığı...

Sonrasında çileli bir hayat yolculuğu...

Mısır sürgünü...

Yokluk ve sefalet içinde geçen bir hayat...

Türkiye'ye döndükten sonra yine sahip çıkılmayışı, sahip çıkmak isteyenlerin de fişlenmesi, özel olarak engellenmesi...

Vefatından sonra sahipsiz bir naaş gibi kaldırılmak istenmesi...

Allah'ın takdiri ile birilerinin fark etmesi üzerine kısa sürede Beyazıt Meydanı'nda toplanan cemaatin tekbirlerle ve dualarla Akif'i defnetmesi...

***

Çok yazılıp konuşulduğu için bu acı ve dokunaklı serüvenden çoğumuz haberdar!

Ama peki Mehmet Akif Ersoy'un çocuklarının durumu ne oldu? Akif'in çocukları nasıl bir hayat sürdüler?

Şimdi ifade edeceğimiz satırlara inanmak zor hem de gerçekten çok zor!

İnandıktan sonra kabullenmek daha da zor!

Bir memleketin İstiklâl Marşı'nı kaleme alan mütefekkirin çocukları nasıl olur da bu kadar sahipsiz bırakılır?

Akif'in çocuklarının uzun yıllar yokluk, yoksulluk, sefalet ve biçare içinde yaşadıklarını ve bu dünyadan trajik bir şekilde göç etiklerini biliyor musunuz?

Bu da bizim ayıbımız olsa gerek...

***

İstiklâl Marşı’mızın yazarı Mehmet Akif Ersoy, 25 yaşında İsmet Hanım ile evlendi.

Bu evliliğinden Cemile, Feride ve Suad adında üç kızı, İbrahim Naim, Mehmet Emin ve Tahir isimli üç erkek çocuğu dünyaya geldi.

Büyük oğlu İbrahim Naim, bir buçuk yaşında iken vefat etti. Mehmet Emin, ortanca oğlu.

En küçük oğlu Tahir'e (1916-2000) Akif'in babası Tahir Efendi’nin adı verildi.

Tahir Ersoy, 2000 yılında vefat etti. Hastane masraflarını ailesi karşılayamadığı için Üsküdar Belediyesi devreye girdi. Cenazesi hastaneden alınarak Edirnekapı’da, kız kardeşinin yanına defnedildi.

***

Mehmet Akif Ersoy, hayli çileli geçen Mısır sürgününe çıktığında, önce oğlu Mehmet Emin’i, daha sonra da diğer aile bireylerini -kızlar hariç- Mısır’a yanına aldı.

Mısır'da geçen sürgün yıllarından sonra, asıl acı sahne/ler ise yıllar sonra İstanbul'da yaşanacaktı...

Mehmet Akif Ersoy Yokluk Ve Sefalet Içinde Geçen Bir Hayat.. (3)

MEHMET EMİN ERSOY'UN TRAJİK ÖYKÜSÜ!

1925 Kasım sonlarında, İstiklâl şairimiz Mehmet Akif Ersoy ile birlikte Mısır’a gittiği ifade edilen -ortanca oğlu- Mehmet Emin, 1908 yılında İstanbul’da doğdu.

1934’te Türkiye’ye dönen ve askerliğini Kırklareli’nde er olarak yapan Mehmet Emin, askerlik görevini yaptığı sırada, koğuştaki arkadaşlarına Kur’an okuyup tefsir ettiği gerekçesiyle Divan-ı Harb’e (Askeri Mahkemeye) verilir. Mehmet Emin ve çavuşu tutuklanır. Çavuşu ile beraber cezaevinden firar ederek İstanbul’a, oradan da gemiyle Mersin’e kaçar.

Mersin’den de yaya olarak Antakya’ya giderken yakalanır ve tutuklanarak Kırıkhan’a gönderilir.

***

Bitmez... İstanbul zabıtası tarafından bir esrarkeş olarak yakalanır ve akıl hastanesine sevk edilir. Bir müddet cezaevinde kalır.

Bu arada kendisine ulaşan bir baba dostu tarafından Bursa’da Atatürk Çiftliği harasına kâhya olarak yerleştirilir. Evlenir ve mazbut bir hayat sürmeye başlar. Fakat bir müddet sonra işinden çıkarılır. İstanbul’a döner dönmez tekrar o eski alışkanlıklarına başlar.

Eşinden ayrılır, çocuğu olmaz. Evsiz kalır, terk edilmiş binalarda yaşamaya başlar.

Mehmet Emin Ersoy’un mağdur durumda olduğunu Tercüman gazetesindeki haberden öğrenen o zamanın Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) Başkanı Rasim Cinisli, haberi yapan Kenan Akın ile birlikte onu Kocamustafapaşa semtinde bulunan evinde ziyaret ederler ve MTTB’ye getirirler.

Mehmet Emin, Milli Türk Talebe Birliği’nin Cağaloğlu semtindeki binada kendisine tahsis edilen bir odada yatıp kalkar.

Rasim Cinisli, vatani görevi için askere gider. Cinisli'nin hatıralarına göre, Akif'in oğlu Mehmet Emin, yeni MTTB Başkanı İsmail Kahraman döneminde MTTB'deki odasından atılır! İsmail Kahraman, konu gündeme geldiğinde, "Bu olay, benim zamanımda olmadı” der!

Mehmet Emin, birkaç ay sonra da hayatını çok trajik bir şekilde kaybeder.

Mehmet Akif Ersoy Yokluk Ve Sefalet Içinde Geçen Bir Hayat.. (1)

BEN BU ÖYKÜYE VERECEK BİR İSİM BULAMADIM!

Mehmet Emin Ersoy, vefatından kısa süre önce Milliyet Gazetesi yazarı Çetin Altan’ın yanına gider.

Çetin Altan, “Bir Yumak İnsan” adlı kitabında bu anları şöyle anlatıyor;

"… Bir öğle sonrası… Bayram (Milliyet Gazetesi çalışanı) içeri girdi, “Sizi biri görmek istiyor!” dedi.

– Buyursun…

İçeri tıraşı uzamış, üstü başı bakımsız, yaşlıca, çelimsiz bir adam girdi. Hazır olu andıran bir duruş ve hafif bükük bir boyunla:

– Bendeniz, dedi, Mehmet! Akif’in oğluyum…

Bir anda ne olduğumu şaşırdım ve nasıl şaşırdım bilemezsiniz! Eski bir dostluk havası yaratmak istercesine:

– “Oooo buyurun, buyurun… Nasılsınız türünden bir yakınlık göstermeye çalıştım. O tavrını bozmadı: “Rahatsız etmeyeyim” dedi; “Sizden ufak bir yardım rica etmeye gelmiştim…”

Gökler mi tepeme yıkıldı; yer mi yarıldı da, ben mi yerin dibine geçtim; doğrusu fena allak bullak oldum… Ve tek yapabileceğim şeyi yaptım, cüzdanımı çıkarıp uzattım. O, bükük boynuyla, “Siz ne münasip görürseniz” dedi.

Cinnet cehennemlerinin tüm yıldırımları düşüyordu yüreğime. “Durun bakalım neyimiz varmış” gibilerden cüzdanı açtım; içinde ne varsa çıkardım, -fazla bir şey de yoktu- elimde tuttum. Bir iki adım attı. Sanırım sadece bir 10 yahut 20 lira aldı.

– "Çok çok teşekkür ederim, rahatsız ettim" dedi ve çıkıp gitti.

Aradan bir ay geçti geçmedi; gazetelerde küçük bir haber ilişti gözüme; Beşiktaş’taki çöp bidonlarından birinde Mehmet Akif’in oğlunun ölüsü bulunmuştu.

Cenazesi ortada kalmasın diye tüm masrafları karşılandı…"

***

Düşünebiliyor musunuz, İstiklâl Marşı’mızın yazarı Mehmet Akif Ersoy'un mahdumu bir kış günü, bir çöp konteynerinin yanında açlıktan ve soğuktan donarak vefat etmiş halde bulunuyor ve mezarının nerede olduğu belirsiz!

Ben bu öyküye verecek bir isim bulamadım!

Peki, ya siz!..

---