Medya, bugün küresel güçlerin amaçlarına ulaşma aracı
haline gelmiştir. Söz, resim, sembol ve algılarla toplumu manipüle etmekte,
kendi amaçlarına uygun bir hayat tarzı dayatmaya çalışmaktadır. İnsanlık
muazzam bir medya bombardımanı ile karşı karşıyadır. Bu gidişata direnebilmek
ancak sağlam bir inanç sistemiyle mümkündür. Bunun da ilâcı, hayatın bütününü
kuşatan Allah ın son hak dini İslâm a bağlılıktır.
Her türlü iletişim ve kitle yayın organlarının tümüne
birden medya diyoruz. Kitap, dergi, gazete, broşür, sinema, TV, internet,
sosyal paylaşım siteleri Kısaca, medya hayatımızın her alanına girmiş durumda.
Kanadalı İletişimci Marshall Mc. Luhan, günümüzde nasıl
bir medya kuşatması altında olduğumuzu şöyle anlatır: Medya benliğimizi
tümüyle teslim aldı. Kitle iletişim araçları kişisel hayatımız, siyasal,
ekonomik her alana öylesine yaygın bir şekilde etkilemektedir ki,
dokunmadıkları bir yerimiz kalmadı.
Alman düşünür Martin Heidegger, Kamera izleyiciye
yöneltilmiş bir silahtır diyerek insanları uyarır. Fransız Stratejist Paul
Virilio da, Film çekmek ile silâh çekmek bir ve aynı şeylerdir diyerek
sinemanın hayat tarzı dayatma gücünü ifade eder.
TV için aptal kutusu , hayal makinesi ifadesini
kullananlar var. Alman Filozof Hegel gazete için, Modern zaman insanının sabah
duası der. Gazete için daha yumuşak ifadeler kullanılmasını, onun okuma, hayal
dünyasını geliştirme ve tefekküre davet etme özelliğinde oluşuna bağlıyorum.
Medya İmparatorluğu
Günümüze medya çağı , iletişim çağı diyenler var.
Fakat tekel oluşturmuş bu kadar çok iletişim aracı insanları birbirine
yaklaştırmayı başarabilmiş midir, dersiniz Bu soruya evet diyebilmek çok
zor. Maksatlı ve çarpık bir anlayışla kurulmuş medya imparatorluğu; akraba,
komşu, hemşehri, vatandaş gibi unsurları hızla birbirinden uzaklaştırmaktadır.
Hatta aynı çatı altında yaşayan aile fertleri arasında bile kopukluklar
oluşmuştur.
ABD, medyayı kendi varlık sebebi için en büyük silâh
olarak kullanmaktadır. Hollywood, ABD nin tanıtım ve toplumları yönlendirme
merkezi olarak çalışmaktadır. Burada, her toplumun yapısına uygun filmler
üretiliyor. Amaç, ABD yi güçlü göstermek, kitleleri teslim alarak sömürüyü
devam ettirmektir.
Yusuf Kaplan, ABD, dünya üzerindeki hegemonyasını silâh
gücüne değil, medya gücüne borçludur diyerek şunları söyler: Hollywood,
Amerika demektir; Amerika da Hollywood. Hollywood, sinemanın bittiği yerdir:
Tastamam `siyasî teoloji dir: ABD, Hollywood u, hem Amerikan toplumunun
kurulmasında, hem de Amerika nın küresel hâkimiyetinin korunmasında bir silâh
gibi kullanıyor o yüzden. Hollywood olmasa, Amerika da, Amerika hâkimiyeti de
olmaz, olamazdı. (Anadolu Gençlik Dergisi, Mayıs 2014, Sayı: 172, Sh. 13)
Söyleyecek sözü, dünya gidişatına yön verecek idealleri
olanlar bu gerçekler kulak ardı edemezler. Medyaya sahip olan dünyaya hâkim
olur gerçeğini hiçbir zaman akıllarından çıkarmazlar.
Güçlü Medya İhtiyacı
Küresel güçler, medyayı sömürü, baskı ve kitleleri
yönlendirme aracı olarak kullanıyorlar. Onlar için medya büyük bir güç
unsurudur. Hakkı üstün tutanlar ise, medyayı iyilik ve güzelliklerin yayılması,
barış ve huzurun yerleşmesi gibi insanî amaçlarla kullanırlar. Fakat etkili bir
medya gücünden mahrumlar.
Dünyanın mazlum ve mağdur insanları küresel hegemonyanın
baskısı altındadır. Kendi ülkelerinde bile küresel baskıdan kurtulamıyor,
onları taklit etmeye çalışıyorlar. Bu toplumlar sömürüye karşı direnç
gösteremedikleri için baskı ve zulümlerin ardı arkası kesilmiyor.
Türkiye için de durum farklı değil. Yusuf Kaplan, halk
Türkiye medyasının öznesi değildir, diyerek Türkiye medyası için şunları
söyler: Öznesi olmayan, toplumu ayartarak kimlik ve kültür dayatan,
yabancılaştırıcı ve sömürgeci bir medyadır. TV lerde yayınlanan dizilerin ise
Batı hayat tarzını dayatma görevini üstlendiğini anlatır: (Diziler),Türkiye ve
bütün Osmanlı coğrafyasına seküler davranış biçimi, hayat tarzı yayan medyatik
bir misyonerlik görevi ifa ediyor. (A. g. d. Sh.13)
Peki, bu durum karşısında elimizi kolumuzu bağlayıp bekleyecek
miyiz Biz gücümüzün yettiği kadarından sorumluyuz. Millî ve yerli olanı
savunan her insan bu konuda yapabileceklerini sorgulaması gerekir. Bu bir
sorumluluktur. Hakkın ve haklının yanında durmak imanî ve insanî bir görevdir.
Hakikatin kendi içinde tesir gücü vardır. İyi, güzel, doğru, faydalı ve âdil
olanın yanında yer almak erdemliliktir.
Elimizde, yayın hayatı boyunca millî ve manevî değerlerin
yanında yer alarak yabancılaşmaya prim vermeyen iki medya kuruluşumuz var:
Millî Gazete ve TV5. Bunları geliştirip Millî Görüşçü yeni medya kuruluşlarının
önünü açmak için hep birlikte seferber olmalıyız. Bir davanın zaferi o davaya
gönül vermiş bütün insanların birlikte hareket etmelerine bağlıdır. Erbakan
Hoca nın şu sözlerine kulak verelim:
-Bir sürü yayın organı, emperyalizm tarafından çeşitli
şekillerde desteklenmektedir. Onların propagandasını yaparak işbirlikçilik
yapmaktadır. Bunlara karşı yiğitçe Millî Görüş ü savunan öncü gazete Millî
Gazete dir. (12. 1. 2010)
Türkiye de medya, yabancılaştırma aracı olmaktan
çıkarılmalıdır. Geleceğimiz buna bağlıdır.