Büyük bir inşaat için ilk önce bir arazi alınır. İnşaata
başlayana kadar bu arazi böyle boş durmasın ne olur ne olmaz diye oraya bir
bekçi gerektiği düşünülerek bir bekçi almaya karar verilir. Bekçi bulunur,
ücrette ve şartlarda anlaşılır, alınır. Bekçinin maaşı yönetim kurulu
tarafından diyelim bin lira olarak belirlenir. Bekçi alındıktan bir müddet
sonra bekçi o boş tarlada kendi kendine ne yapar ne yapmaz diye düşünülerek
bekçiye bir şef lazım olduğu kanaatine varılıp bekçiye bir şef almaya karar
verilir. Şef bulunur ve alınır. Maaşı binbeşyüz liradır. Bekçi ile şef ikisi
birlikte yatıyor mu kalkıyor mu diye düşünülerek onların başına bir müdür
alınması gerektiği düşüncesinde hemfikir olunur ve bir müdür alınır. Tabi
müdürün yardımcısı olmazsa müdür ne işe yarar yargısından yola çıkılarak hemen
bir müdür yardımcısı tahsis edilir. Müdür yardımcısının maaşı ikibin lira,
müdürün maaşı ikbinbeşyüz. Bekçi; bekçiye şef, müdür yardımcısı, müdür Bunlar
böyle başıboş bırakılamaz fikriyle bunları yönetecek bir genel müdür lazım diye
düşünülerek onların başına bir genel müdür getirilir. Genel müdürün maaşı
yedibin lira olarak belirlenir. Bu durum böyle bir müddet gider. Devran böyle
dönerken para ödeme meselesinde sıkıntı çıkar. Personelin maaşı ödenemez duruma
gelir. Ne yapalım diye bir çare arayışına girilir. Elde kalem kâğıt, hesap
makinesi, elde akıllı telefon, oflanılır poflanılır. Kafalar bir sağa bir sola
çevrilir. Cık cık çekilir. Nefes alıp nefes verilir. Nefes alıp vermeler
hızlanır. Arada bir, bir bardak su içilir. Sonunda yönetim kurulu toplanır.
Mesele enine boyuna, yanına yönüne, önüne arkasına tartışılır. Toplantının
sonunda önemli bir karara varılır. Önemli karar ne mi Ben de merak ettim
doğrusu! Yönetim kurulu başkanı çözümü açıklar: Bekçi işten çıkarılmalıdır!
Bekçi işten çıkarılır! Nasıl çözüm ama! Fıstık gibi değil mi! Bu fıkranın bir
de kayıkçı versiyonu vardır. Bilenler bilmeyenlere anlatsın bir zahmet!
İş yaşamındaki saçmalıkları açıklayan bu fıkrayı niçin
anlattım İşçi ile işveren yani patron arasındaki mücadelenin modern kökeni
buharın makinede kullanılmasıyla başlar. Makinenin icadından önce kral ve
derebeylerin kölesi olarak hayat süren işçiler, tarihte hiçbir zaman haklı
olmamışlardır. İşçi hep haksızdır, patron hep haklı! Hatta patron haksız
olduğunda daima birinci madde geçerlidir. Patron her zaman ve her konuda haklı!
Hakkı bile patron belirliyor. Hak kara gözlü mü olacak, ela gözlü mü yoksa mavi
gözlü mü; bunun kararını her zaman ve şartta patron veriyor. İşçi ise hak
nedir, nerde bulunur, yenilir mi içilir mi, tadı nasıldır hiç yaşatılmamış
bilmiyor. Bu durum milyon yıl öce de böyleydi günümüzde de böyle! Günümüzde
hangi patron hangi işçisini haklı görmüştür. Yok böyle bir vaka! Hatta hak
meselesinden önce hangi patron hangi işçisini insan olarak görmüştür. İşçi
insan mıdır değil midir, halen bilinmiyor, araştırması yapılıyormuş gelecek bir
milyon yıl sonra işçinin insan mı ya da insan-hayvan arası bir yaratık mı, ne
olduğuna karar verilecekmiş! Eminim o karar da bekçinin işten çıkarılması gibi
olacaktır mutlaka!
Günlük yaşamda hepimiz duymuşuzdur; falan şirkete eleman
alınacakmış, filan işletmeye personel alınacakmış, falan kuruma memur alınacakmış;
şartları şöyle şöyleymiş, böyle böyleymiş. Devlet kurumlarında da aynı, özel
kurumlarda da; şöyle şöyle şartları var, böyle böyle şurtları var! Bir de bu
şartlara nitelik demiyorlar mı, gel de kanser olma! Oysa ne niteliği, nitelik
dedikleri düpedüz patronun buyrukları! Patron öyle buyuruyor! Haşmetmeaplarının
buyrukları nitelik diye yutturuluyor! Devlet haşmeti de böyle, patron
hazretleri de! Nitelikmiş! Hiç eleman aranan ilanda; ahlâklı, dürüst,
güvenilir, ailesine, vatanına, milletine sadık, insanca yaşayabilecek diyelim
günümüzün parasıyla en az yedibin lira maaş hakkını isteyecek diye şart
gördünüz mü Yok! Varsa yoksa patron buyruğu! İşçi Personel Memur Bunlar da
kim oluyor; hem bunlar insan mı yahu; daha insan mı başka bir nesne mi olduğuna
karar verilememiş (patron hazretleri böyle düşünüyor) canlıların kendisine maaş
miktarı belirleyip patrona/işverene söylemesi nerede görülmüş! Öyle öyle! Bu
dünyada öyle! Bakalım öbür dünyada nasıl olacak, göreceğiz!
Zaman zaman internetten devlet kurumlarının memur,
akademik personel vb. alım ilanlarına bakıyorum. Alacakları insan belli,
torpili olanı alacaklar/alıyorlar ama formalite icabı ilan veriyorlar. Yüksek
lisans öğrencisi araştırma görevlisi alınacak, kim torpiliyse o alınıyor. Bilim
sınavı safsatası tamamen üniversite yöneticilerinin kararmış vicdanlarını
rahatlatma sınavıdır. Ne kadar rahatlıyorlarsa! Vicdan rahatlatma da değil;
yasa öyle istediği için sözüm ona bilim sınavı yapıyorlar. Adamın akademik
personellik için istenilen bütün puanları yüksek, evrakları tamam ama adamı
akademik personel almıyorlar. Başka birinin puanları düşük, onu alıyorlar. Elli
kişinin başvurduğu ve iki kişinin alınacağı tabloda alınacak kişilerin önünde
başarılı yazıyor, alınmayacak kişilerin önünde başarısız yazıyor. Saf bir
şekilde hangi ölçüye göre aldılar diye merak edip tabloyu iyice inceleyince
gördüm ki; başarılı yazanların diğer puanları düşük olduğu halde bilim sınavı
puanları yüksek. Bir üniversite mezununun akademik personellik için gerekli
bütün puanları yüksek olur da kendi alanından girdiği bilim sınavı nasıl olur
da düşük olur Bu akla, mantığa, vicdana aykırı değil mi O tablolarda görünen
insanlık dışı uygulamaları kimse anlamaz mı sanıyor üniversite yöneticileri!
Görüldüğü gibi yüksek öğretimde bile insanlık dışı uygulamalar varken bu ülkede
başka meseleleri tartışmak neye yarar! Aynı şekilde internetten iş ilanlarına
baktığımda gördüğüm durum da içler acısı. İşveren çalıştıracağı işçide öyle
özellikler istiyor ki işçi aramıyor da köle arıyor. Bildiğiniz köle! Hem
üniversite mezunu hem ehliyeti olacak, hem kara gözlü hem mavi bakacak, aynı
anda hem seyahat edecek hem büroda bilgisayar başında çalışacak. Öyle
pozisyonlar için öyle özellikler saymışlar ki patrona sorsan kesin orada
yazanın üçte ikisinin ne olduğunu bile bilmiyordur. Öyle şartlar yazıyorlar ki
boy ölçüsü, göz rengi bile var. İnsanın öyle özellikte birini bulursan bana da
yolla diyesi geliyor! Toplumdan çekinmeseler burada söyleyemeyeceğimiz
özellikler de yazacaklar. Öyle şartlar öyle özellikler istiyorlar ki! Buna
karşın ne kadar maaş vereceklerini yazmıyorlar. İş arayanlar sanki para
kazanmak için iş aramıyormuş da vakit geçirmek için meşgale arıyorlarmış gibi!
Ülkemizde tek kalkınan şey torpildir! Torpil kalkınıyor