Devletler kamusal, tüzel, anonim, uluslararası ve emperyal olduğu için yöneticilerinin kişisel düşüncesi söz konusu olamaz. Özellikle de başka bir devlete karşı kişisel olamaz. Yönettiği kamunun görmek istediği ya da yönettiği kamuda görmek istediklerinin zorunlu duruşu olarak kişisel duruşlar devre dışı kalır. Devlet yönetimine talip olanın kişisellikten politikliğe dahası siyasi kimliğe transfer olması temsil ettiği toplumun ya da grubun kişiye dayattıkları sonucudur. Kişi temsili gönüllü yapsa da istenilenin dışına çıkması mümkün değil. Yani temsilde keyfi kişisellik olmaz. Elbette her insan iş yapış şekliyle yaptığı işi kendi rengine boyar. Devlet yönetmede kişinin kişisel düşüncesi değil devletin ve milletin düşüncesi geçerli olduğu için kişi, ya devlete ve millete göre ya da devlette ve millette kendi grubunun düşüncesini görmek istediği üzere o düşüncede olur, olmak zorundadır. Zaten devletin başına geçenlere devlet nasıl yönetilir anayasayla kanunlarla belirtildiği için ben kendi kafama göre hareket ederim kimseyi dinlemem demesi mümkün değil. Ben kafama göre devlet adına dost edinirim demesi de mümkün değil. Kişinin dostluğu başka devletin dostluğu başkadır. Kişi istediği kişiyle dost olabilir. Dostluk normalde kişiseldir. İnsanlar dost olabilir. Kamusal dostluk diye bir şey yoktur. Devletlerin dostluğu politikadır dostluk değil. Devletler kendi çıkarlarına göre hareket eder. Dostlukta çıkar olmadığı için devletler arasında dostluk mümkün değil. Devlet yöneticileri birbiriyle dost olamaz. Bunun gerçeklikte yeri yok.

“Dostum Trump” lafı ne kadar sahteyse “dostum Erdoğan” lafı da o kadar sahtedir. ABD ile Türkiye hiçbir zaman dost olmamıştır. Devletler arasında dostluk olmaz, çıkar ilişkisi olur. Hangisi güçlü ise diğerini etkisi altına alır, yönlendirir. Hatta daha da ilerisi yönetir, talimat verir. Bağımsız sanılan devletlerin atanan valilerle yönetilmesi yani Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi sözde bağımsız devletlerin İngiltere’nin atadığı genel valilerce yönetiliyor olması İngiltere’nin gücünü gösterdiği gibi sömürgeciliğin isim değiştirerek devam etiğini de gösterir. Söz konusu ülkelerde seçim var, hükümet var, başbakan falan var ama nihai kararı Birleşik Krallık kralının atadığı genel valiler verir. Nasıl da demokratik ülkeler ama! “Demokrasinin beşiği” denilen sömürgeci güçtür İngiltere. Ne demokrasisi ne beşiği düpedüz sömürgecidir. ABD’nin Türkiye’ye bakışı da aynı şekilde. Kore’ye katliam yapmaya giden ABD’ye katliamda yardım eden Türkiye’ye NATO üyeliği verilmiştir. ABD, Türkiye’deki bütün askeri darbeleri planlamış ve desteklemiştir. Türkiye’de eylem yapan bütün terör örgütlerini kurmuş ve desteklemiştir ABD. Ekonomik yaptırımlarla tehdit etmiştir Türkiye’yi. Bütün bunlarla beraber ABD’nin işgal edeceği sıradaki ülke Türkiye’dir. İran konusunu bitirdiğinde sıra ülkemize gelecek.

Nasıl oluyor da işgalciyle işgal edilecek ülkelerin yöneticileri “dost” oluyor! Bunun akılla mantıkla izah edilir bir yanı yok. Gerçek olmayan bir şey dillendirilerek gündemde tutuluyor. İstese de istemese de dost olamaz. Bu mümkün değil. ABD, Türkiye’yi çıkarlarına göre kullanmak istiyor ve kullanıyor. Çıkarı işgalse işgal de edecek. Ki zaten sırada işgal var. ABD zaten Türkiye’yi her şekilde kullanıyor, üsleri var, askeri var illa orduyla işgal mi edecek diyeceklere peşinen söyleyelim politik kullanması, üssü olması, askeri olması başka fiilen ordusuyla işgal etmesi başkadır. İşgal etmesi savaştır, savaş büyük bir olaydır. Politik kullanmasında, üssü olmasında insanlar ölmüyor ama işgalde binlerce insan ölüyor. Kaldı ki politik kullanması ve askeri üssü olmasında elde edemediği şeyleri işgalle elde edecektir. Elde edecektir derken onun düşüncesi öyle. Türk milleti başka milletlere benzemez. Her ne kadar yöneticiler iş birlikçi olsa da millet karşı koymasını bilir. Türk milletinin canına tak etti miydi “dost most” dinlemez. ABD ile Türkiye’nin dost olduğunu söyleyenlere kargalar bile güler. Sahi ülkemizde inanan var mı acaba böyle dost ayaklarına.

Türkiye “dost” kazığı yemesin yeter!