‘SosYO-EKONOMİK Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda…
çare ve çözüm önerilerimiz bu yazılarda; uygulanmayı bekliyor…
Önceki yazılarla birlikte okunmasını da tavsiye ederek devam…
***
“İllelleziynetâbû / Tevbe edenlerin dışında.” (Maide 34)
İnsanlar isterlerse dağ başına çekilir ve kendi başlarına yaşarlar. Yahut bir geminin içine biner, denizlere açılır, balık avlayarak geçinirler. Bunlardan istediğimiz bir şey yoktur. Onlar bize zarar vermedikleri takdirde biz de onlara zarar vermeyiz.
Ne var ki insanlar öyle yaşamak için yaratılmamıştır.
İnsanlar kendilerinin yenebileceklerini bildikleri kimseleri tepeler ve hayatlarını öyle sürdürürler. Biz ise bize saldıracak olanların saldırmalarına imkân vermeyiz, saldırırlarsa biz de onlara saldırırız. Sonuçta insanlar birbirine saldıracak şekilde yaratılmışlardır. Sadece “müslim” olanlar saldırma yerine “barışı” tercih ederler, onlar savaşmak da istemezler.
İşte onların arasında bir grup çıkar, saldıranlara karşı saldırmak istemeyenleri korurlar. Korunanlar “müslim”, koruyanlar “mümin”dirler. Müslimler müminlere onları korudukları için bir “bedel” öderler, buna “cizye” denmektedir.
Barışı isteyenler ile barışı istemeyenleri ayırmanın vasıtası nedir?
Taraflar birer hakem seçerler, iki hakem de başhakemi seçer. Sonunda onların aldığı kararlara taraflar kayıtsız şartsız uyarlar. Hakem kararlarını kabul etmeyen kimseler Allah ve resulüyle yani hakemlerle harb içindedirler. Onların cezaları önceki ayette sayılanlardır; öldürülme, asılma, el ayak kesilmesi ve sürülme. Bunların hangisinin tatbik edileceği hususu hukuk düzeninde hakemlere aittir. Yargılanırlar ve cezaları verilir.
Savaşta ise ceza verme savaşı yapan komutanın yetkisindedir, o mağlup olanlara gereken cezayı kendi takdiri ile verir.
Hakem kararlarını dinlemeyerek fitne çıkarmak katilden eşeddir. Fitne savaş durumunu gerektirir. Fesat ise mahkeme kararı ile tenkili gerektirir.
PKK’nın durumu savaş durumu değildir, çünkü cephe kurmuş ve bizimle alenen savaşa girmiş değildir, fesat çıkarmaktadır.
Fitne ile fesat arasında ne tür fark vardır?
Fitnede silahlı cephe oluşturulur ve saldıranlar sizi öldürmek isterler.
PKK ne istiyor? Onu kendisi de bilmiyor.
Gerçek olan şudur. Cumhuriyet’in ilanında Türkiye birtakım inkılâplar yaptı. Kürtleri rahatsız eden iki önemli husus vardı. Bunların en başta geleni, Kürtler samimi Müslüman’dırlar, hayatlarını inanca dayandırmışlardır. Bunların medreseleri kapatılmıştır, tarikatları yasaklanmıştır. Bu da yetmemiş, ayrıca aşiret reisleri de oradan sürülmüşlerdir. Oradaki aşiret reislerinin etkileri dine hizmet olduğu içindir. Türkler dindar bir millettir. Hükümdarlara dinlerini korudukları için saygı gösterirler. Din önemini kaybettiği zaman aşiret reislerinin de bir değerleri kalmaz. Tarihin hemen her döneminde din adamları ile siyaset adamları anlaşmış ve ülkeleri idare etmişlerdir.
Bu savaşta isyan eden Kürtler yenilmişlerdir. Ne var ki Türkiye hiçbir zaman bütün Kürtleri asi saymamıştır. Sadece isyan edenleri cezalandırmış, diğerleri ise eşit vatandaşlık haklarından hep istifade etmişlerdir.
Zamanla ne olmuştur?
Türkiye’yi işgal etmek isteyen sömürü sermayesi bir taraftan Cumhuriyet hükümetlerini baskı altına alarak dine ve sosyal yapıya saldırtmış, diğer taraftan karşı tarafı da destekleyerek isyan ettirmiştir. Burada istenen Anadolu Müslümanlarının arasını açmak, onları birbirleriyle savaştırarak kendi sömürüsünü sürdürmektir. İşte böylece zorunluluklar içinde dağlara çıkmış olan PKK’lılar görevlerini yerine getirmedikleri için tasfiye ediliyorlar. Şimdi durum nedir?
Ayetteki istisna durumu PKK’lılara uygulayacağımız hükümlerdir. (Devamı var.)