Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Türkiye; yönünü İslam’dan Batı’nın materyalist değerlerine döndüğü günden beri, talim ve terbiyede materyalist muhtevayı esas alıyor. Tercih edilen bu eğitimin tek gayesi, Müslüman milletimizin evlatlarını, İslam inancından, ahlakından, ilmihalinden, ahkâm ve ilminden mahrum bir nesil yetiştirmektir. Yani materyalist muhtevalı eğitimle Türkiye; şuurlu Müslüman nesiller yetiştirme yerine, Batı ve değerlerini üstün gören ve Batı’nın ürettiklerini tüketen dünyacı bir toplum yetiştirmeyi benimsemiştir. Türkiye’de iktidarlar değişmiş, ancak eğitimin materyalist muhtevasında hiçbir değişiklik olmamıştır. Açık konuşmak gerekirse; bin yıllık tarihimizde bütün insanlığın saadeti için cihat etmeyi en büyük şeref sayan bir milletin evlatlarını bu şuurdan kopartıp, Yahudi ve Hristiyanların şirk ve inkârcılık üzerine bina ettikleri faizci yenidünya zulüm düzeninin tüketen köleleri durumuna getirilmek, bir zillet hali değil midir? Türkiye’nin her alanda olduğu gibi talim ve terbiye alında da İslam’dan koparılması ve Batı değerlerini esas alması Siyonizm’in ve haçlı Batı’nın bir projesidir. Türkiye’nin çoğunluğu olan biz Müslümanlar idrak etmeliyiz ki, İslam’a dayanmayan bu talim ve terbiye anlayışından bu zamana kadar bir hayır gelmemiştir, bundan sonra da hayır gelmeyecektir. Türkiye geleceğini yeniden inşa etmek ve tarihteki şerefli yerini almak istiyorsa talim ve terbiyesini İslam’ın temel esaslarına göre yeniden inşa etmek zorundadır. Bugün bunu yapmak her zamandan daha kolaydır. Ancak bunu yapmanın ve başarmanın tek yolu ben Müslüman’ım diyenlerin İslam’da ittifak etmeleri ve tek bir ümmet olmalarıdır. Bu ittifak ülkemizde İslam’ın öğrenilmesinin önüne konulan bütün engelleri ortadan kaldıracak ve talim ve terbiyemizi doğal mecrasına sokacaktır.

YANILMALAR

Zannediliyor ki, Türkiye’yi abdestinde, namazında olan insanlar yönettiğinde, materyalist muhtevalı eğitim, şuurlu Müslüman nesiller yetiştirecek. Yaklaşık yirmi beş yıldan beri, abdestinde namazında olan insanların yönettiği Türkiye’de eğitimin muhtevası daha da materyalist hale getirilmiştir. Bunun için Türkiye’de büyük bir manevi tahribat olmuştur.

Materyalist ve faizci kapitalist düzen ile Türkiye, yok olmaya doğru götürülmektedir. Allah’a kulluktan uzaklaştırılan toplum, içki, kumar, zina, faiz gibi günahlarla şeytan ve adamlarının kulu, kölesi haline getirilmiştir. Küfürle konuşan bir nesil üretilmiştir. Toplum bu gidişatın sebebini araştırmayacak kadar, bir hidayet kararması içine sokulmuştur. Bu kötü gidişattan kurtulmak mümkün iken, millet tam bir karamsarlık içindedir. Ne yapılırsa yapılsın, İslamsız saadet olmaz. Bütün insanlığın dünya ve ahiret saadetinin tek çaresi ve ilacı da İslam’dır.

Talim ve terbiyenin muhtevası İslam olmadığı sürece, geleceğin teminatı nesiller yetiştirmek mümkün olmaz. Çünkü İslam kuvveti değil, hakkı üstün tutan bir anlayışla toplumun; 1. Din ve ahlakını, 2. İlim, talim ve terbiyesini, 3. İktisat ve ekonomisini, 4. Siyaset, yönetim ve hukuk alanını adaletle tanzim eden üstün bir din olmasıdır. İslam, bu milletin Millî Görüşüdür.

Bu görüşe dönülmeden izzetine düşkün bir nesil yetiştirilemez.

TUZAK

Bir toplumu, dinamik ve canlı tutan şeylerden birisi de tarih şuurudur. İnsanlığın tarihi, hak-batıl mücadelesi yaşanmışlığıdır. Eğer biz, tarihimizi bilmezsek, istikametimizi ve kıblemizi kaybederiz. İslam, günümüz zalimlerinin de düşman ilan ettiği haktır. Hak olan İslam ile mücadele halinde olmaları onların dini ve inancıdır. Günümüz zulüm dünyasının temsilcisi Siyonist İsrail, AB ve ABD’dir. Kullandıkları silahlardan birisi de ılımlı İslam’dır. Ilımlı İslam silahı ile Müslümanları asli kimliklerinden saptırıyorlar. İslam'ın yoğunluğunu azaltmayı öngören ılımlı İslam silahı, sadece şuurlu İslam’ın önünü alacak geçici önlemler değil, aynı zamanda bin beş yüz yıllık İslami geleneği yeniden yorumlayarak İslam'ın kendisini dönüştürmeyi de hedeflemektedir.

Ilımlı İslamcı diye bilinen kimi fikir ve siyaset erbabının, adeta İslam'ın kamusal alana ilişkin hiçbir talebinin olmadığını, İslam'ın bir devlet modeli öngörmediğini, dinin ekonomiyle de parayla da bir ilişkisinin bulunmadığını, İslâm birliğinin gereksiz olduğunu savunur hale gelmeleri, bu girişimlerin sonuç almaya başladığının göstergesi olarak okunabilir.

NE YAPMALIYIZ?

Aslımıza dönmeliyiz, materyalist muhtevalı eğitimi terk etmeliyiz. Bunun için; 1. İşbirlikçi eğilimleri artıran bir sürece karşı uyanık olmalıyız. Gayesi ıslah olan İslam’ın, yolu ifsat olan Batı ve değerleri ile uzlaşması imkânsızdır. 2. Tek hak din ve hayat nizamı İslam’dır gerçeğini haykırmalıyız. Bu süreçte kasıtlı olarak ve sık sık gündeme getirilen dinin hayattaki yeri tartışmalarında “Din" kavramının hayatın her alanını kuşatıcı kapsamının daraltılmasına asla müsaade etmemeliyiz. 3. Psikolojik, fikri ve fiili saldırılar karşısında İbrahimi ve Muhammedi bir duruş sergilemeliyiz. İslam’ı asli mecrasından saptırmaya, Müslüman’ı ehlileştirip mevcut kapitalist ve materyalist sistemle uzlaşmaya zorlayan bu süreçte Hz. İbrahim, Peygamberimiz ve beraberindeki şuurlu müminlerin zalim zorbalar karşısındaki tavizsiz duruşlarını örnek almalıyız. Bizi ve bütün dünya insanlığını köleleştirmek isteyenlere karşı direnmeliyiz. 4. Şuurlu, kaliteli, direnişçi Müslüman nesiller yetiştirmeliyiz. Bizim eğitim modelimiz Batı’ya değil, hakka dayanmalıdır. Ve biz bu eğitim sistemiyle şuurlu, kaliteli, direnişçi Müslüman nesiller yetiştirmeliyiz. Kaliteli, direnişçi cihat şuuruna sahip Müslüman nesilleri yetiştirmek Millî Görüş’ün önde yürüyen bayrağı Önce Ahlak ve Maneviyatı önemseyen eğitim sistemi ile olur. “Ben muallim olarak gönderildim” diyen bir peygamberin vârisliği şerefine nail olan her eğitimcinin “Yaratan Rabbinin adıyla oku” gerçeğinin muallimi olması, Müslümanlığının gereğidir. Bu yeni eğitim öğretim yılında başta Milli Eğitim Bakanı olmak üzere bütün eğitim yöneticilerinin yapacağı en hayırlı hizmet, bu anlayışa önderlik yapan muallimler olmaktır. Selam hidayete tabi olanlara…