Olgu olarak siyaset insan eyleminin yansıtıldığı ve gerçekleştiği bir alan olması itibarıyla diğer insani eylemlerin bağlı olduğu ilke, kural ve değer ile anlam kazanır. Nasıl bir insan eylemi olarak, mesela iktisadi faaliyet gerçekleşmeye başladığında birtakım ilke, kural ve değer ile bağlıysa, siyaset de, kendi mahiyeti gereği böyle anlaşılmak ve uygulanmak durumundadır. Bağlayıcı ilke, kural ve değer, ait olduğu din, ahlak, kısaca kültürel sistemin doğal verileridir. Bu verileri yok sayarak gerçekleştirilen her eylem (fiil, hatt-ı hareket, davranış), insanın varlığının anlam ve amacına aykırı olacaktır. Oysa insan, varlığını ve hayatını, doğadaki diğer canlılardan farklı olarak, anlamak, tanımlamak, geliştirmek, olgunlaştırmakla yükümlü bir varlıktır. Sahip olduğu yetilerini, yeteneklerini, imkân ve gücünü bu yönde, daha doğrusu varoluşu amacı yönünde kullanmak durumundadır, bu aynı zamanda onun sorumluluğunu temellendirir. Onun için eylemi birtakım ilke, kural ve değer ile bağlıdır. Bu değerleri yadsıması, onlara uygun davranmaması sorumlu oluşunu ortadan kaldırmaz.
Bu bağlamda gerçekleştirdiği eylem, ilgili ve bağlı olduğu alanlarca kabul edilip uygulanmaya başlandığı anda, her alanın mahiyetinde içkin olan ya da ondan çıkartılan ilke, kural ve değer ölçeğinde anlam kazanır, değerlendirilir. Kuşkusuz gerçekleştirilen eylemlerin mahiyeti ve niteliği farklı tanım ve anlamlara konu olabilir. Ancak eylemlerin mahiyet ve nitelik itibarıyla farklılık göstermesi, birinin değerlendirmeye tabi tutulurken, bir diğerinin herhangi bir değerlendirmeden bağımsız, muaf olduğu anlamına gelmez. Sözgelimi ahlak alanındaki bir ilke, kural ve değer bir eylemin ölçüsü olarak uygulanırken, sadece konusuz ahlaki olarak kalmaz, eylemin gerçekleştiği alanı da kapsamına alır. Gerçeğe aykırı bir beyan olarak dışa yansıtılan eylem, hangi şart ve ortamda gerçekleşmişse olumsuz bir yargı niteliğinde karşılanır. Bu bir mahkemede, yani bir davada “yalan beyan”, bir kimseye sarf edilen bir sözde “hakaret”, bir ticaret yerinde satılan eşyada “ayıplı mal” gibi yargı veya değerlendirme konusuna dönüşür.
Siyaset alanında “iktidar” olgusuna, imkân ve gücüne dayanarak belli bir servet elde edilmesi eylemi de, siyaset olgusuna içkin olan ilke, kural ve değer bakımından ölçü konusu edilir. Çünkü dini, ahlaki, hukuki, siyasi alanların mahiyetinde içkin olan ve uyulması gereken birtakım değerler, elde edilen serveti kendi ölçüleri bağlamında anlamak, tanımlamak ve değerlendirmek suretiyle varlıkların, etkilerini, işlevlerini gerçekleştirmek durumundadırlar. Aksi takdirde varlıkları, etkileri, işlevleri, önemleri yadsınmış, yok sayılmış, çiğnenmiş, ertelenmiş, ihlal edilmiş, savsaklanmış demektir. Kaldı ki bunlar inanılmış, bağlanılmış, kabul edilmiş, benimsenmiş ve dolayısıyla uyulmasına söz verilmiş ilkeler, kurallar ve değerlerdir. Kendilerine uyulmasını sadece beklemezler, üstelik isterler. Ancak böylece insanın varlığını kavramasına, tanımasına, olgunlaşmasına katkıda bulunmuş olurlar.