“SosYO-EKONOMİK Tufan” ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda…

çare ve çözüm önerilerimiz bu yazılarda; uygulanmayı bekliyor…

Önceki yazılarla birlikte okunmasını da tavsiye ederek devam…

“Elleziyne yüsariûne fi’l-küfri / Küfürde yarışıyor olanlar” (Maide 41)

Dikkat edeceğimiz husus şu, kâfirlerden bahsetmiyor. Küfür içinde musaraat ediyorlar. Mevcut zalim düzen içinde faaliyet göstermekte, orada başarıya ulaşmak istemektedirler.

“Küfür” kelimesini nankörlük olarak anlarız. Yani Allah’ın nimetlerine şükreden bir halk yok. Ne yapsanız sizden daha fazlasını isterler. Çelişki içinde tüm kötülüklerin merkezini iktidar kabul ederler, yaptığınız iyilikleri de kendilerinin doğal hakkı görürler.

Diyelim ki bağımsız milletvekillerinin sıkıntıları vardı ama mahkeme onlara izin verdi, seçime girip kazandılar, mazbataları verildi. O halde onların düzene teşekkür etmeleri gerekmez mi? Hayır! Onlar diyorlar ki; biz bunu gücümüzle aldık, bizden korktular onun için verdiler. Bundan daha fazla korkutursak suçluları da bırakmak zorunda kalırlar. İşte bunlar nankördürler. Dağ başındaki eşkıyalar da öyledir. Bizim arkadaşlar yani AK Partililer de onlara iyilik etme yarışındadırlar. Yalnız AK Partililer değil; Hareket Partililer (MHP) ve Halk Partililer (CHP) de onları memnun etmeye çalışıyorlar. Biz de buna üzülüyoruz.

Biz iktidar olup nimetlerden yararlanalım diye yola çıkmadık, İslâm yani silm/barış düzenini getirelim diye yola çıktık. Onlardan kimi sessiz sedasız gömlek çıkardılar, şimdi de o nankörlere hizmet etmek için yarıştadırlar; kimi de alenen gömlek çıkardılar, onlar da alenen onların yanında yani nankörlerle birlikte yarışmaktadırlar.

Biz de bu arkadaşlarımızın hallerine üzülüyoruz.

Allah diyor ki; onların bu hareketleri seni üzmesin. Biz de ondan sonra dönüyoruz, arkadaşlar bizi bıraktıkları için biz de bırakıyor ve kendi işimizle meşgul oluyoruz. Onlarla hesaplaşmak bizim işimiz değildir, onlarla hesaplaşmak Allah’ın işidir.

Bu yalnız AK Partililere söylenen söz değildir; Adil Düzen işletmelerini bırakıp zalim düzende para kazanma çabasını gösteren herkese söyleyeceğimiz söz budur. En yakın arkadaşların mevcut imkânları zalim düzen içinde değerlendirmeleri bizi üzüyor. Ama Allah ‘üzmesin’ diyor. Biz de bundan sonra herkesi kendi hallerine bırakacak, kimsenin yaptıkları ile ilgilenmeyeceğiz. Ne yapmam gerektiğini düşünüyordum. Şimdi ne yapmam gerektiğine karar vermiş bulunuyorum. Söyleyeceğim, hatırlatacağım, ondan sonra zorlamayacağım, kendiliğinden gelen olursa ben de katılacağım. Mesela, bir arkadaşımız kendi içtihadı ile bu çalışmalara sadece malen katılmayı önerdi; bizden katılan olmadığı için öylece kaldı.

Bunlara üzülmememiz gerekmektedir. Herkes kendi içtihadı ile yoluna devam ediyor, herkes kendi içtihadı ile böyle yapıyor. Hesabı biz değil Allah soracaktır. Biz çalışmalarımıza devam etmekteyiz. “Adil Düzen” içinde “Adil Düzen” için çalışacaklarına, en yakın arkadaşlarımız “zalim düzen” içinde makam elde etmek, zalim düzende ilim yapıp diploma almak için müsaraat ediyorlar, ben hayretler içinde kalıyorum.

Ama bu ayet bana/bize diyor ki; “sen mahzun olma (siz de mahzun olmayın).”

Hz. Yusuf’un kardeşleri Hz. Yusuf’a neler yaptılar... Hz. Musa aralarından bir müddet ayrılınca İsrail oğulları neler yaptılar... Takdir-i ilahi böyledir.

Herkes kendi görevini yapacak, yanındakinin işine karışmayacak. Buradaki “sen” hitabının manası budur. Ben bir iş yapacağım; bu iş arkadaşımın aklına yatmayabilir. O üzülmeyecek. Arkadaşım bir iş yapar; benim için o iş yanlış olur. Birbirimize karışmayacak, sadece yardımlaşacağız. Hakkı tavsiyeleşme, sabrı tavsiyeleşme olacak. Kimse kimsenin yaptığından dolayı herhangi bir üzüntü duymayacak ve arkadaşını dışlamayacak.

Burada “sizi” demeyip “seni” demiş olması gösteriyor ki, bu sapmaların hududu yoktur. Hepimizin bazı eksikleri vardır. Biz kendi kusurumuzu görmeyiz de başkasının habbesini kubbe yaparız. Bunu yapmamalıyız. İyilikte yardımlaşacağız, kötülükte yardımlaşmayacağız. Kimin iyi kimin kötü olduğu üzerinde durmayacağız. (Devamı var)