“Kudüs, Endülüs olmasın” temennileri, son günlerde her birimizin diğerine ilettiği.
Çok çabuk alışmaktayız her yeni zulme.
Çok rahat tahammül göstermekteyiz her haksızlığa.
Müslümanlar hakikaten uysal bir kedi.
Ellerinden alınanların arkası sıra baka kalmak düşmekte her seferinde.
Ya da o çok iyi becerdikleri marifet; birbirleri ile didişme,kırma, kıyma, yıkma.
Şu anda o kadar meşgulüz ki, Katar krizi ile saflarımızı almışız, hazır ol pozisyonuna geçmişiz, BAE yetkilisi Ermenistan’a gitti, soykırım anıtına çiçek bıraktı, öfkeden tırnaklarımızı yemekteyiz.
Tıpkı Endülüs kaybedilirken kulaklarımızı tırmalayan çığlıklara çaresizce bakıp “donanma Kıbrıs’a gidecek, bu mesele daha acil, şu anda oraya yardım edemeyiz” deyişimiz gibi yaşananlar.
Etraf savaş, terör, cinayet, ceset, kandan geçilmemekte.
O kadar tehlike tarafından kuşatılmışız ki, kafamızı kaldırıp Kudüs’ten yükselen çığlıkları duyamamaktayız.
Duyamayız çünkü hiç düşünememekteyiz, İsrail’in neden Deaş, El Kaide, HaşdiŞabi, Boko Haram örgütleri yok, neden fanatik Yahudiler, liberal Yahudilere savaş açmaz, öldürmez; bu denklemden bile bîhaberiz.
Bütün o yaşananlar, ikiz kulelerin vurulması, ya da Saddam asılırken kullanılan ipin çok sert oluşundan, kafasının koptuğu fotoğrafı, Quantamano’da, Ebu Gureyb hapishanesinden servis edilen fotoğraflarla teşhir edilen işkencenin; bu terör örgütlerini suni doğumlarla artırırken, çok makul gerekçelerin mucidi batı ve işbirlikçisi İsrail, bizi daha ne kadar oyalayacağının da hesabını yapmıştır elbette.
İslam dünyası kan kaybederken, birbirini vurmaktan takatsiz kalırken, hangi dağın ardında hangi evladının ölüsüne ağlayacağını şaşırmışken.
Bütün bu acılara, aklımızın alamayacağı dehşetli kardeş kavgasına şaşırıp da, takılı kalırken; yeni bir action sahne alıyor.
İşgalci İsrail, harimimizi talan etmeye başlıyor.
Kutsallarımızın ismetini, kafa derisi yüzercesine, arsızca gülerek sıyırmaya girişiyor.
Kıblemizi yitirmekteyiz.
Yeni bir Nekbe ile karşı karşıyayız.
69 yıl önce işgalci İsrail, Filistinlilerin evlerini, bahçelerini, bağlarını, zeytinliklerini gasb ederken; başlarına sırtlarına aldıkları ile yurtlarından göç eden mazlum Müslümanlar.
Şimdi yüreğini tutmuş, ninelerinin dedelerinin yaşadığı acının, bir kez daha tekerrür etmesine şaşarak bakmaktalar.
Yurt yuva gitti yetmedi, katiler; kıblemizin masumiyetini didiklemeye, o kıblenin mensuplarını mabedlerinden kovmaya çalışmaktalar.
Bizlerse biraz daha kan kusacağız muhaliflerin verdikleri ölülerin fotoğraflarına bakarak.
Biraz daha kızacağız Amerika’nın maşası olan Kürt örgütlere.
Filmin sonu bir türlü gelmeyecek, kazananının olamayacağı bir savaşta daima gözyaşı ve acı bizim hanemize düşecek.
İslam dünyasının bu pervasızlığı, parçalanmışlığı, birbirlerine düşmüşlüğü, nefreti, aymazlığı, iş bilmezliği, akılsızlığı; daha çok yıllar yağ sürecek İsrail’in ve bütün küresel güçlerin ekmeğine.
O şimdi uğultulu bir tepede yeri serin, soğuk meşrubatını içerken, keyifle izlemekte, etrafındaki ama kendisinden uzak filmin fragmanlarını; Irak’taki, Suriye’deki, Yemen’deki, Libya’daki, Afganistan’daki, Türkiye’deki terörü, ateşi, savaşı, karışıklıkları, kardeş kavgasını.
Bir zamanlar Filistin davası için İsrail ile savaşmış Mısır bile darbeci Sisi ile sırtını dönmüşken Kudüs’e, Harem-i Şerif’in mahremiyetine, ilk kıblemizin revnakına.
Şimdi sahipsiz bir davanın sefasını sürmek kalmakta katillere.