Halet-i Nez. Ölüm hali. Sekerat vakti. Dünya ile ahiret arasındaki son nokta. Kalp atıyor, vücutta can var ancak dünyaya uzak, ahirete en yakın son aşama. Ruh bedenden ayrılmamış ama beden dışarıdan verilen komutlara kayıtsız. Kim ne derse desin, söylenenler idrak edilemediği için aksine tepkilerin verildiği zaman dilimleri bunlar.
Yazıya böyle bir girişin amacı ne olabilir sizce? Neden böyle bir başlangıca ihtiyaç duyduk ki? Bütün bu ifadeler, bu hal neyi, kimi işaret ediyor acaba?
Sizi çok merakta bırakmayayım. Şimdi İslam dünyasının içinde bulunduğu durumu tefekkür ettikten sonra yukarıdaki girizgâhı bir kere daha okuyunuz. Bir kere daha hep beraber aynaya bakalım. Ne dersiniz? Hepimiz aynı durumda değil miyiz? Aynı hal ile kendimizden geçmiş ve iradesiz bir beden olarak yaşamak gibi bir zillet ile günlerimizi geçirmiyor muyuz?
Filistin’de, Arakan’da, Suriye’de, Irak’ta, Libya’da, Dağlık Karabağ’da, Doğu Türkistan’da, Yemen’de yani Müslümanların işgallerle, zulümlerle, soykırımlarla, iç savaşlarla boğuştuğu coğrafyalarda, yıllardır devam eden bu içinden çıkılmaz gibi görünen kısır döngüye, her gün bir yenisinin daha eklenmesi ancak ölü ruhların karşılaşabileceği bir durum değil midir?
Sahi, Mescid-i Aksa neresidir? Kudüs kimin emanetidir? Bırakınız birimizin ayağına diken batmasını, yüreğimize saplanan hançerler de bizi uyandırmayacaksa, bu halimiz halet-i nez değilse nedir? Mescid-i Aksa’da cem olmak yasaklanıyorsa, ezanlar susturuluyorsa, daha hangi yapılacak şey bizi kendimize getirir ki? Veya altı oyulan, yıkıldı yıkılacak diye hesaplar yapılan Mescid-i Aksa hepimizin başına geçirildiğinde mi derin uykularımızdan uyanacağız?
Aynı cemaatler, tarikatlar içinde bile kişisel hırsların sebep olduğu gruplaşmalarla öbek öbek ayrışarak sorunlarımızı çözebileceğimizi mi zannediyoruz? Kudüs’teki veya herhangi bir İslam coğrafyasındaki zulümlere, kuşatmalara böyle mi çare olacağız?
Cibran’ın, ‘Her parçası kendini millet sanan, o bölünmüş millete yazık’ dediği gibi en küçük meselelerde bile ayrı baş çekerek mi Kudüs’ü özgür kılacak, Gazze’nin gözyaşlarını sileceğiz?
Unutmayalım ki, etnik kimliklerimizi, mezheplerimizi düşmanlık sebebi sayarak içine çekildiğimiz tezgâhları göremez, kurulan tuzakları bozamaz, oyunların içinden çıkamayız.
Bize hayat hakkı tanımayanlara karşı ölü taklidi yapıp, farklı düşüncelerimizden dolayı birbirimize karşı cengâver kesilirsek bu durum ancak zilleti daha da katmerli kılar.
300 yıldan bu yana sadece bizi değil, bütün dünyayı sömüren, zulmeden, katleden emperyalistlere ve insanlık düşmanı Siyonistlere karşı dili, dini, ırkı, mezhebi ne olursa olsun bütün ezilenler bir araya gelerek ancak başarılı olabiliriz.
Bu çözüm açık bir şekilde ortadayken dininin anlamı selam ve esenlik olan bir inancın sahipleri daha kendi aralarında barışı inşa edemez, birbirlerini anlamak için çaba göstermez ve birlikte hareket edecek yöntemleri bulamazlarsa, yaşananların sorumlusu olmaktan kendilerini kurtaramazlar.