İki genç bir duvara kıvrılmış bir o yana bir bu yana

savruluyor. Etrafına toplanlar insanlar az önce bonzai aldılar, bu çocuklar

kendilerine yazık ediyor diye hayıflanıyorlar. Gençler gündelik hayatlarında

yapamayacakları garip hareketleri tekrar ediyor ve kendilerini seyreden

insanlara manasız şekilde bakıyorlar. Bu görüntüleri izlediğimde, bu çocuklar

nasıl oluyor da gönül rızası ile bu duruma düşebiliyorlar diye düşündüm. Zira

gençler çevreden gelecek geribildirimlere büyük önem verir ve toplumun değerli

bir ferdi olarak yaşamaya gayret ederler. İnsanlar nazarında önemli bir yer

edinmek ve topluma katılmak isterler. Küçük düşürülmek ve toplum normlarına

aykırı davranmak onların en büyük korkularıdır. Peki, ne oluyor da bu çocuklar

bu içler acısı görüntülere rıza gösterebiliyorlar

Madde bağımlısı gençler üzerinde yapılan araştırmalar, bu

çocukların büyük bir kısmının aile ile çatışma halinde olduklarını ve yoğun

sevgi açlığı çektiklerini göstermektedir. Sevgi açlığı çocukları farklı

arayışlara götürüyor. Genç, içinde bulunduğu sıkıntılı durumdan biran da olsa

uzaklaşabileceğine inandırılıyor. Fakat hayatı dönülmez bir çıkmaza

sürükleniyor ve genç artık maddenin esiri haline geliyor.

Son günlerde gündemden düşmeyen bonzainin hedefinde de

gençler var. Bonzainin Japonya da yetişen bir ağaç olmadığını aksine gençlere

kurulmuş bir tuzak olduğunu ifade eden uzmanlar da var. Bilindiği üzere, 20.

yüzyılın ikinci yarısında ABD de de buna benzer bir vakıa yaşanmıştı. O dönem

bir grup genç parkinsonlular ortaya çıkmış ve bu çocuklar kısa sürede ölmeye

başlamışlardı. Ölen çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar neticesinde

çocukların uyuşturucu kullandığı ortaya çıkmıştı. Konunun vahametine dikkat

çeken uzmanlar, tıpkı bu olay gibi gençler üzerinde yeni bir oyun oynandığını

savunuyorlar. Fakat yapılan uyarılara rağmen bonzai ülkemize kolay yollardan

giriyor ve çocuklarımız avuçlarımızın içinden kayıp gidiyor. Anne babalar

çocuklarının madde bağımlısı olduklarını öğrendiklerinde iş işten geçmiş

oluyor. Çocuklarını kurtarabilmek için çeşitli kurum ve kuruluşlara başvuran ve

onlar için çağrıda bulunan anne babaların sesini işiten yok.

Gençleri koruma ve kollama noktasındaki çalışmalara hız

verilmeli ve çocuklarımıza kurulan tuzaklar kökten kurutulmalıdır. Fakat burada

en büyük görev yine aileye düşmektedir. Anne babalar çocuklarını Kur an ve

Sünnet gölgesinde yetiştirmeli ve önlemlerini dışarıdan değil içeriden

almalıdırlar.