Faruk Özüdoğru, başından bu yana Milli Gazete’yi takip eden işadamlarından.
Esasen “takip eden” argümanı zayıf kalır; satır satır okumakla kalmayıp “arşiv”leyenlerden…
İyi bir de arşivci olduğunu söyleyelim, Faruk Bey’in…
Milli Gazete’ye neden abone olunması gerektiğini bir anekdotla anlattı. Kulak verelim mi;
“Vakti zamanında İzmir’de bir Yahudi kasap varmış. Bu Yahudi kasap abonesi olduğu, kendisine sabah saatlerinde gelen ve Musevi Cemaati’nin çıkardığı gazeteyi hiç açmadan, okumadan yine bir ambalaj kâğıdına sarıp sarmalayarak ilk gelen müşterisine hediye eder. Bir öyle… İki öyle… Müşterilerinden biri dayanamaz ve sorar;
-Yahu arkadaş, abonesi olduğun gazeteyi hiç okumadan başka birilerine hediye ediyorsun. Madem okumayacaksın neden abone oldun bu gazeteye ve de madem okumuyorsun niçin bu kadar para veriyorsun?
Yahudi kasabın verdiği cevap manidardır;
-Beyefendi, beyefendi bu gazetenin yaşaması şart! Ben vaktim olmadığı için okuyamıyorum ama abone olarak bu gazetenin yaşamasına, yayınına devam etmesine katkıda bulunuyorum…”
***
Bilmem, Faruk Özüdoğru’nun bu anekdotu anlatmakla neyi murat ettiği tam olarak anlaşıldı mı?
Ve de İzmir’den bakınca Milli Gazete’nin nasıl göründüğü…
Esasen yukarıdaki anekdot her şeyi anlatmıyor mu?
GÖZYAŞLARINA HAKİM OLAMADI
Aslen Konyalı ama İzmir’de ticaret yapan işadamı Faruk Özüdoğru, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Şerafettin Kılıç ve eşleri hanımefendilerle birlikte Milli Gazete’yi ziyaret ettiler… Güzel ve hoş bir sohbet oldu… Sohbete, Milli Gazete İmtiyaz Sahibi ve Genel Müdürü Ömer Yüksel Özek, Milli Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş, Milli Gazete Yazı İşleri Müdürü Ercan Özcan, Milli Gazete yazarı Necati Tuncer eşlik etti.
Anılar anlatıldı, anekdotlar dile getirildi. Faruk Bey zaman zaman duygulandı, zaman zaman gözyaşlarına hâkim olamadı.
***
Şerafettin Kılıç Bey sohbet esnasında epey geçmişlerden, önemli bir isim hakkında, son derece çarpıcı ve ilginç bir detay verdi ve “18-19 madde”den söz etti. “18-19 madde notlarımda da var!” diye de ekledi. Merak ettim doğrusu… Tabii ki sizin adınıza…
Ulaşabilirsem tez zamanda sizlere de ulaştıracağım bu notları, söz…
“PLAKET SKANDALINI BEN ÖNLEDİM!”
Yer; Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi…
1998-1999 eğitim ve öğretim yılı mezuniyet töreni… Fakülte ikincisi Emine Özüdoğru da babası Faruk Özüdoğru ve ailesiyle birlikte törende…
Mesut Yılmaz’ın, İmam Hatipli öğrencilere “yarasalar” dediği yıllar…
Tam da 28 Şubat darbe sürecinin yaşandığı bir konjonktür… Emine Özüdoğru’nun törene başörtülü katılması bir anda salonda kıpırdanmalara yol açtı…
Başörtülü bir üniversite öğrencisi nasıl olur da bu kadar başarılı olurdu ve de nasıl olurdu da mezuniyet törenine başörtülü bir şekilde katılırdı(!)
Fakülte ikincisi başörtülü Emine Özüdoğru’ya plaket ve başarı belgesini vermek için ismi anons edilen İzmir Gazeteciler Cemiyeti eski Başkanı İsmail Sivri nedense sahneye çıkmadı!
Ortalık bir anda karıştı…
Salonda bulunan öğrenci ve velilerin bir kısmı başörtülü öğrenciye protesto ederken, bir kısmı da öğrenciye destek verdi.
Emine hanım, 4 yıllık eğitimi süresince hiçbir öğretmeni ve arkadaşına saygısızlık yapmadığını belirterek, “Sadece başarımın ürünü olan diploma ve plaketimi almak istedim” diye konuştu…
Neticede bir öğretim üyesi tarafından plaket verildi, Emine hanıma…
Ama o da ne!
O sırada tam anlamıyla kara bir mizah denebilecek bir sahne yaşandı; bir başkası bu plaketi Özüdoğru’nun elinden almak istedi.
Tam o aşamada sahnenin yakınında bulunan bir isim müthiş bir hamle yaptı ve plaketi kaptırmadı, garantiye aldı. Bu isim Emine Özüdoğru’nun babası, işadamı Faruk Özüdoğru’dan başkası değildi.
***
Faruk Bey bu olayı yıllar sonra “oradaymış ve yaşıyorcasına” anlatırken, “Kızımın başarısını başkalarına yedirtmem! Sonuna kadar yanında oldum. Sahip çıktım. Her babanın yapması gerekeni ben de yaptım…” cümleleri ile ifade edecekti…
DOSTLUK BAŞKA BİR ŞEY…
* Dostluk bir nasip meselesidir... Ve insanın isteği dışında gelişir…
* Dost her zaman taze olandır…
* Dostun sırrını saklamak, ayıplarını örtmek, sözüne müdahale etmemek, iyiliğini istemek, onun hüznüyle mahzun olmak dostluğun adaplarındandır…
* Para, pul, mal, mülk sebebiyle, makam, mevki, kariyer, statü için, dostluklar bitmez... Bittiyse gerçek dostluk ve muhabbet oluşmamış demektir…
* Şu kişiyle dost olayım deyip de dost olamazsınız…
* Dostluk aynı yolda yürürken belirginleşen bir şeydir…
* Katlandığımız insanlar değil, razı olduğumuz insanlar dostlarımız olurlar…
* Önce refik, sonra tarik denir. Yola birlikte çıkacağımız insanları iyi belirlemek lazım. Çünkü insanı yol değil yol arkadaşları yorar...
* Yüzler vardır ruhun susamasını dindirir...
* Dost halinle hemhal olan, derdinle dertlenen, sevincini paylaşan, yalnız kaldığında seni kör kuyulardan çıkartandır...
* Kadim bir dostluğun oluşabilmesi için zorluklara, yokluklara ve imtihanlara ihtiyaç vardır…
* Dost aranır, dostluk aranır…
* Bütün bunlardan alnının akıyla çıkan münasebete sınanmış dostluk denir…
* Gerçek dostlukta vefasızlık, sadakatsizlik, kıymet bilmezlik, üç kuruşluk menfaate satmalar olmaz…
* Dostluk açmayı değil kapatmayı gerektirir...
***
Faruk Özüdoğru Bey’in Milli Gazete’yi ziyareti, anlattıkları, hoş sohbeti, heyecanı bize bunları hatırlattı.
Peki, ya size…
10 YIL BELEDİYE BAŞKANLIĞI YAPTI!
Son bir not daha…
Faruk Özüdoğru’nun abisi Mehmet Ali Özüdoğru, 1994 yılında Refah Partisi’nden İzmir Kemalpaşa Belediye Başkanlığı’na seçildi.
10 yıl belediye başkanlığı yaptı. Güzel hizmetlerde bulundu.
Mehmet Ali Bey, 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde de Saadet Partisi’nden İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı oldu.
***
Milli Görüş Lideri, Refah-Yol Hükümeti Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’la olan hatıraları da her dem canlı duruyor, Faruk Özüdoğru’nun hafızasında…
Hele hele 1990’lı yılların başlarında İzmir’e geldiğinde havaalanında Erbakan Hoca’yı karşılamak için oluşturdukları konvoyu bir türlü unutamıyor, Faruk Bey…
***
Velhasıl; Faruk Özüdoğru ve Şerafettin Kılıç İstanbul’dan rüzgâr gibi geldi geçti…