AK Parti İktidarının icraatlarının tahlili üç-beş, hatta on beş yazıya sığmaz. Şüphesiz ileride pek çok değerlendirme yapılacak, pek çok kitaplar yazılacak, hatta üniversitelerde tezler hazırlanacaktır. AK Parti nasıl kuruldu? Nasıl bir anda iktidar oldu? Bu fevkalâde gelişmelerde beynelmilel lobilerin ve komitelerin rolü ve etkisi var mı? Varsa ne kadar? Bu bütünüyle yerli malı bir oluşum mu? Bütün bunlar ayrıntılarıyla ortaya konulacak. Biz o kadar teferruata girecek değiliz. Bu yazımızla konuyu noktalamak istiyoruz. Onun için söyleyeceklerimizi komprime hale getirerek söyleyeceğiz:
*** BOP Eş başkanlığında Türkiye’ye verilen rol, kadınlarla ilgili konulara el atılmasıydı. AK Parti iktidarı da BOP ve AB tavsiyeleri istikametinde bunu yaptı. Netice ne oldu? Boşanmalar korkunç seviyede arttı. Aile müessesesi derin sarsıntı geçirmeye başladı. Zira onların tavsiyeleri bizim bünyemize uymamaktaydı. Çocuk gelin edebiyatı ile inancımıza ve kültürümüze göre evlenmelerinde mahzur olmayan kızların ailelerinden koparılması, Süt Bankası denilerek süt kardeşliği mefhumunun dinamitlenmek istenmesi, kadınların fıtratına uygun olarak, hanımların evlerinde çocukları ile meşgul olmaları teşvik edileceğine, “yeter ki çalış!” denilerek ninelere maaş bağlanması (Sanki onlar torunlarına paranın hatırına bakacaklarmış gibi), her ailede olabilecek tartışmaların karakolda ve mahkemede bitmesinin âdeta özendirilmesi, kadınlara yönelik tartışmalı politikalardan birkaçı idi.
*** Fetö’nün, “devleti ele geçirme projesine” paralel olarak devreye soktuğu, korkunç bir paralel proje de bu ülke insanının inancını kökten yıkmak, asırlardır bizimle savaşmış haçlıları şirin ve sevimli göstermek, onların eserlerini ihya etmek idi. Lütfen hafızalar tazelensin, 17-25 Aralık’tan önce AK Parti iktidarı ve belediyeleri bu projeye de muazzam destek vermekteydi. Akdamar adasındaki kilisenin restore edilip açılması, Anadolu sathındaki onlarca kilise ve havranın restore edilmesi, Şanlıurfa’da “Dinler Bahçesi” denilerek, cami, kilise, sinagog inşaının temelinin atılması, Medeniyetler İttifakı denilerek İspanya ile yıllarca birlikte çalışılması, hoşgörü ve diyalog denilerek Kur’ân’ınâyetlerinemuâraza edilmesine seyirci kalınması, vs… Peki Fetö’nün devleti ele geçirme projesiyle mücadele edildiği kadar bu ikinci paralel proje ile mücadele edilmekte midir? Maalesef hayır! Başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere ilgili kuruluşlar bu konuya halen seyirci vaziyettedir. Bunun ötesinde o projeye destek verici hareketler devam etmektedir. (Gaziantep Büyükşehir Belediyesi 8 Şubat 2017’de Hatay Medeniyetler Korosunu getirtip konser verdirmiştir.) Şu sorunun açık ve net cevabı verilmelidir: AK Parti İktidarı Fetö’nün bu inanç ve kültürle ilgili projesine karşı mıdır? Karşı ise niçin gereğini yapmamaktadır. Şahsî kanaatime göre 15 Temmuz’da görüldüğü üzere bu proje “hâin yetiştirmede” kullanılan son derece tehlikeli bir projedir.
*** Ekonomi konusu ciddiyetle ele alınmamaktadır. Âcil ödenecek dış borcun 100 milyar doları aştığı söylenmektedir. Şimdiye kadar yapılan; faizle borç alınarak, ülkenin öz kaynaklarını satarak günün kurtarılmasıdır. Gerçekte sanayici, tüccar, esnaf, çiftçi başta olmak üzere her kesimden insanın çok ciddî ekonomik sıkıntıları ve çözülmesini bekledikleri problemleri vardır. Bu konu hep ötelenmektedir. Emekliye yüzde 3’lük artış yapılması, kaçak elektrik kullananların parasının herkesten alınması, sigorta şirketlerinin Zorunlu trafik sigortasına yüzde 300’e varan zam yapmalarına karşı vatandaşları rahatlatacak tedbir alınmaması (tavan fiyat uygulaması yeterli değildir) konuşulması gereken konulardan bazılarıdır.
*** Dış politikada merhum Erbakan Hoca’nın çok güzel bir eseri olan D-8 projesinin buzdolabına kaldırılması yanlıştı. Hâlbuki o projenin daha başlangıcında bölgede emniyet ve huzurun hâkim olduğu hatırlanmalı ve âcilen bu öz kaynağa yönelinmelidir.
“Ârif olana bir işaret yeter!” diyoruz. Bu vatan hepimize o şanlı şehitlerin ve gâzilerinyâdigârıdır. Bu vatanı korumak hepimizin görevidir. Ancak şu anda devlet gemisinin kaptan köşkünde AK Parti iktidarı olduğu için birinci derecede mesuliyet bu iktidarındır. Bizden dostça ve hakça uyarması. Âcizâne tavsiyem, bütünüyle yerli olmayan ve de bizden olmayan akıllara itibar edilmemesidir. Bize bu aklı veren Rabbimizin emirlerine kulak versek, “üst akıl” denilen aklın, gerçekte “çukur akıl” olduğunu ve beş para ehemmiyeti olmadığını görürüz.