Amerika’nın alenen “yeni haçlı seferlerini başlatıyoruz” diyerek başlattığı haçlı savaşları hızından hiçbir şey kaybetmeden devam ediyor. Afganistan’ın ve Irak’ın işgaliyle başlatılan Müslüman kıyımı tarihin hiçbir devresinde olmayan işkence ve zulüm sahnelerinin yaşanmasına sebep olmuştur. Bu zulümlere ne Moğol ısıtılası ve ne de Endülüs katliamı denk düşer. Sadece Irak ve Suriye’de milyonlarca Müslüman katledildi ve edilmeye de devam etmektedir. Bu kadar ölüm ve yıkıma rağmen halen daha da işin nerede duracağı meçhuldür. Müslümanların haremine giren emperyalist kâfirlerin yanına bir de -maalesef- Şii-Rafızi zulmü eklenmiş durumdadır. 

İslam coğrafyasında bu kadar kan, bu kadar gözyaşı akarken işin bundan daha vahim olan ise Müslümanların büyük bir ölüm sessizliğe bürünmüş olmalarıdır. Allah Resulünü namazda, oruçta, dua ve zikirde örnek alan Müslümanlar acaba ne zaman Allah Resulünün tek bir Müslüman kanının dahi heder edilmesinden dolayı duyduğu üzüntü ve öfkeyi duyacaklar ve onu örnek alacaklar?

Allah Resulü’nün Müslümanların kanını ve malını koruma hususunda gösterdiği hassasiyeti anlatması bakımından birkaç misal vermek istiyorum. Birincisi Bedir savaşının hemen akabinde yani hicretin ikinci yılında, genç İslam devletinin henüz çok zayıf olduğu bir dönemde yaşanıyor. 

Ensardan bir hanım sahabe, Beni Kaynuka çarşısında Yahudi bir kuyumcu tarafından başörtüsünün açılmak istenmesi ve hakaret edilerek alaya alınması üzerine feryat ediyor. Oradan geçmekte olan bir Müslüman, hanım sahabenin imdat çığlıklarını duyunca hemen kuyumcu dükkânına dalıyor. Yahudi ile boğaz boğaza geliyor ve sonunda Yahudi’yi öldürüyor. Bunu gören oradaki diğer Yahudiler de hep birlikte o Müslümanın üzerine çullanarak onu şehid ediyorlar. 

Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.) , Benî Kaynuka Yahudilerini bir araya topluyor, onlara şımarıklıklarına son vermelerini ihtar ederek İslâm’a davet ediyor ve öldürülen sahabenin diyetinin ödenmesini istiyor. Fakat şımarık Yahudiler hiçbir şeye yanaşmıyorlar. Bunun üzerine Allah Resulü Beni Kaynuka Yahudilerine savaş açıyor ve onları Medine’den sürüyor. Bu olayda görülüyor ki Allah Resulu tek bir sahabenin kanını müdafaa için bir kavme savaş açmıştır. 

İkinci sahne Hicretin dördüncü yılında yaşanmıştır. Necd çevresinde irşatta bulunmak üzere Resulullah (s.a.v.)’den Kur’an öğreticilerinin istenmesi üzerine Allah Resulü 70 Kur’an hafızı sahabeyi bu iş için görevlendiriyor. Hafız sahabeler Bi’r-i Maûne denilen yere kadar ilerlediklerinde, Amr b. Tufeyl ve adamları tarafından kuşatılarak şehit ediliyorlar. Hz. Peygamber (s.a.v), Bi’ri Maûne’de yetmiş kurrâyı şehit edenlere bir ay boyunca sabah namazının farzının son rekâtında rükûdan sonra beddua ediyor ve hatta bedduasında bu kabilelerin bir bir ismini sayıyor: “Yâ Rabbi! Mudar kabilesine olan şiddet ve baskını artır. Bunu onlara Yûsuf’un kıtlık yılları gibi yap! Allah’ım! Lihyân, Ri’il, Zekvân ile Allah ve Rasûlüne isyan eden Usayye kabilelerine lanet et.”

Allah Resulü, bazı mü’minlerin de adını zikrederek onların sıhhat ve selameti için şöyle dua etmiştir: “Allah’ım! Velid b. Velid’i, Selemetü’bnü Hişam’ı, Ayyâş b Ebî Rebia’yı ve mü’minlerin zayıf olanlarını kurtar.” (Buharî- Müslim)

Allah Resulünün bu uygulaması, şu an mü’minlere karşı soykırım ve katliam işleyen kâfirlere karşı nasıl davranmamız gerektiği konusunda bize bir ufuk çizmektedir. 

Bugün Müslümanlar en azından tıpkı asrı saadetteki gibi kuşatma altına alınarak açlığa ve susuzluğa mahkûm edilen Müslümanların başından bu belaların defedilmesi ve onlara bu zulümleri reva gören kâfir ve münafıkların kahredilmesi için özellikle seher vakitlerinde ellerini semaya açarak yalvarmalıdırlar. İslam düşmanı kâfir ve münafıklara karşı öfke duymalıdırlar. Zaten bu da imanın en zayıf noktasıdır. 

Nitekim bütün kâfirlerin bir araya gelerek İslam’ı kökünden kazımak için oluşturdukları “Birleşik Ordu”nun bertaraf edilmesi için de Allah Resulü şöyle dua etmiştir: “Ey Kitabı indiren, hesabı süratli olan Allah’ım! Bu ahzâbı (düşman gruplarını) hezimete uğrat. Allah’ım! Bunları bozguna uğrat ve onları dağıt.”

İşte bunca yaşanan zulümlere Âkif’in en güzel isyan mısraları: 

Irzımızdır çiğnenen, evladımızdır doğranan...

Hey sıkılmaz, ağlamazsan, bari gülmekten utan! ... 

“His” denen devletliden olsaydı halkın behresi: 

Payitahtından bugün taşmazdı sarhoş naresi!