Daha önce de defalarca, bıkmadan, usanmadan yazdım…

Yine yazıyorum… Bir düzelme olmadığı takdirde yazmaya da devam edeceğim.

Yüksek Askeri Şura (YAŞ) marifetiyle değil de bir soruşturma kapsamında ordudan atılan subayların durumu hâlâ netlik kazanmadı. Bu subaylar hâlâ mağdur. 

Bu ilişik kesme, devamında birçok mağduriyetleri de beraberinde getirdi/getiriyor.

Nasıl mı?

Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararıyla ordudan atılanlar haklarını mahkemede arayabiliyorken, bu ve benzeri TSK mensupları kararname yoluyla atıldığı için yargı yoluna gidemedi/gidemiyor.

***

Bu şekilde çok sayıda mağdur var; mesela bir örnek;

Ali Deniz...

Deniz astsubayı…

9 Eylül 1997 tarihine kadar Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu idi...

Antidemokratik 28 Şubat darbesinde, birçok silah arkadaşı gibi TSK ile ilişkisi kesildi.

Mevcut iktidar, gerçekleştirdiği düzenleme ile Yüksek Askeri Şura (YAŞ) Kararları ile ordudan atılanlara bazı haklar tanıdı… YAŞ’tan atılanların kimi memurluğa dönerken kimi de haklarını aldı. 

Ancak Ali Deniz astsubay bu haklardan istifade edemedi/edemiyor...

Neden mi?

Şu cümlelere kulak verin lütfen, o halde;

“1991 mezunu bir deniz astsubayı idim…

Donanma Komutanlığı’nda görevli iken 1997 Ekim ayında ordudan ilişiğim kesildi.

Yıllar sonra AK Parti yasa çıkardı, iade-i itibarımızı öngören...

Lakin öyle karmaşık işler döndü ki anlamadım…

Namaz kılan ve eşi kapalı ve rahmetli Erbakan Hocama gönül vermiş bir deniz astsubayı iken (Balyozdan sanık, Suga eylem planını yazdığını öğrendiğim) bir isim tarafından disiplinsiz ilan edilip görevimden atıldım…

Hiçbir yüz kızartıcı işe bulaşmamış biri olarak MSB (Milli Savunma Bakanlığı)  tarafından reddedilen başvurumla çevreme karşı suçlu imajına büründüm...

Çünkü bu af yasasıyla ordudan atılanlar haklarına kavuşuyordu, bense ve benim gibi olanlar bu haklara kavuşamadı…

Sebebi ise beni ve benim gibi olanları ordudan KARARNAME ile attılar. Yüksek Askeri Şura’ya çıkarmamışlar dosyamızı...”

***

Kabul etmek gerekir ki, Ali Deniz ve aynı statüde olanlar için farklı bir düzenleme şart. Geçtiğimiz yıllarda, başta şimdiki Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz olmak üzere, hükümet üyeleri bu konu hakkında bazı düzenlemeler yapılacağını duyurdular ama şu ana kadar “tık” yok!

Bu da yıllardan bu yana süren bir mağduriyet değil de nedir?

***

Ali Deniz, sosyal medyadan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ve öteki yetkiliklere, “TSK’daki darbeci damarın sicilen re’sen emeklilik adı altında astsubaylara yaptığı tasfiyenin mağdurlarının yaralarını sarın!” diye seslendi. 

Esasen, bu mağduriyeti çok iyi bilen Adnan Tanrıverdi Paşa da şu an Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı. 

Keşke konuya bir el atsa!..

ECEVİT MEĞERSE ÇOK ZENGİNMİŞ!

Gaziosmanpaşa Üniversitesi’nden Mustafa Çolak bir kitap yazdı, bütün hesaplar değişti.  İletişim Yayınları’nın bastığı kitabın adı, ‘Bülent Ecevit-Karaoğlan’.  Peki, neyi anlatıyor bu kitap?  Şunu; eski Başbakan Bülent Ecevit’in, bildiğimizin aksine çok ama çok zengin olduğunu… Anlatayım; 

* Özeti şöyle; anne tarafından dedesi olan Hacı Emin Paşa’dan Bülent Ecevit’e yüklü bir miras kaldığı ortaya çıktı. Emin Paşa’nın Medine’deki mirası, Şişli Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından vârislere paylaştırıldı ve annesi Nazlı Ecevit, 1971 yılında vefat ettiği için onun payı Bülent Ecevit’e intikal etti. 

* Ecevit, Medine’deki mirası Türk hacılarının yararlanması karşılığında devlete bağışlama kararı aldı. Şimdi anlaşılıyor ki, bu konuda eski Cumhurbaşkanı Sezer ve eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu’ndan yardım talebinde bulunmuş. 

* Ecevit, bu mirası bağışladıktan bir yıl sonra vefat etti. Fakat vasiyetine rağmen mirasın devlete intikali ve buradaki taşınmazlardan doğan hakların kullanımı konusunda somut bir gelişme olmadı. Daha doğrusu, Suudi Arabistan yönetimi istimlak ettiği arsaların bedeli de dâhil, taahhüt ettiği ödemeleri yapmadı. 

* Devam edelim; davanın avukatlarından Lale Beşe, Kral Abdullah bin Abdülaziz’in mirasın devri için onay vermediğini, bunun sebebinin de Kral’ın İstanbul’dan satın aldığı ve Sevda Tepesi olarak bilinen araziye imar izni verilmemesi olduğunu söyledi. 

* Mirasla ilgili öteden beri bilgi sahibi olan Ecevit, mirasa sahip olma adına herhangi bir girişimde bulunmadı. Ecevit’in basına yaptığı açıklamayla kamuoyunun haberdar olduğu miras azımsanmayacak bir değere sahip. Yaklaşık 110 dönümlük bir arazi ve bu arazilerdeki taşınmazlardan oluşuyor. Miras kalan topraklar Peygamberimiz (S.A.V.) Hz. Muhammed, Hz. Ömer ve Hz. Ebubekir’in kabirlerinin de içinde bulunduğu, Mescidi Nebevi olarak adlandırılan bölgenin 99 dönümlük kısmını oluşturuyor. 

* Şimdi gelelim asıl meseleye! Sahi, bu mirasın miktarı ne? Medine Mahkemesi tarafından yapılan gayri resmi değer tespitinde, gayrimenkule 11 milyar değer biçildi. Davanın avukatlarından Alphan Altınsoy da arsaların toplam değerinin 2 milyar doları (6,5 katrilyon TL’ye yakın) bulduğunu belirtti. Ecevit, ömrünün son zamanlarında miras yoluyla sahip olduğu serveti Türk hacıların faydalanması için bağışladı. 

* Şu notu da eklemek lazım; Ecevit böyle bir mirasa sahip olduğunu ve bunu da Diyanet’e bağışladığını açıkladığında politikada aktif değildi.

* Politik hayatında ve sonrasında da “fazla malvarlığı yok” diye bilinen Bülent Ecevit meğerse çok zenginmiş de kimsenin haberi yok. 

RAHŞAN HANIM KOPTU...

Eski Başbakan Bülent Ecevit’in eşi Rahşan Ecevit’in DSP ile bağlarını epeydir kopardığını biliyordum da, doğrusu bu derece olduğunu bilmiyordum… 

Anlatayım; Bülent Ecevit, vefatının 10’uncu yılında mezarı başında düzenlenen törenle anıldı.

Manzara şöyle; 

* Birinci fotoğraf: Devlet Mezarlığı’nda düzenlenen törene, Demokratik Sol Parti (DSP) Genel Başkanı Önder Aksakal, eski Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, eski DSP Genel Başkanları Masum Türker ve Zeki Sezer, DSP Genel Sekreteri Abbas Deniz ile çok sayıda partili katıldı.

* İkinci fotoğraf: Öte tarafta, Ecevit’in eşi Rahşan Ecevit ile Rahşan Ecevit-Bülent Ecevit Bilim Kültür ve Sanat Vakfı ve Ulusal Gençlik Derneği üyeleri de ayrıca anma töreni düzenledi. Rahşan Hanım ve beraberindekiler, Bülent Ecevit’in kabrine çelenk bırakarak, saygı duruşunda bulundu. Anma töreninin ardından, Rahşan Ecevit ile fotoğraf çektiren ziyaretçiler, daha sonra Devlet Mezarlığı’ndan ayrıldı.

Bir lider ve iki ayrı anma, iki farklı tören!

Selanik’ten gelerek Şebinkarahisar’a yerleşmiş muhacir bir ailenin çocuğu olan, Ankara Lisesi ve Robert Koleji mezunu, çok iyi İngilizce bilen Rahşan Ecevit aynı zamanda DSP’nin kurucusu. 

Rahşan Hanım’ın DSP yöneticileri ile arasının epey süredir limoni olduğunu biliyordum ama doğrusunu isterseniz bu kadarını tahmin edememiştim…