İhmal yok; selam ver
Şapka giymenin kanuni bir mecburiyet olduğu günlerde
insanlarımızın tartıştığı konulardan biri de şapka çıkarmak suretiyle verilen
selamın hür ve çağdaş insanlara yakışıp, yakışmadığıdır.. (1936)
Derebeylik devrinden kalma diyor kimileri..
Halkın esaretini çağrıştırdığını söylemiş kimileri de..
Romalılar gibi sağ ellerini yukarıya kaldırarak selam
verenlerin hürriyet yanlısı faşistler diye tanımlanmasına itiraz eden
solcularımız ise, aynı ellerinin yumruğunu sıkarak göstermişler hünerlerini.
Sonra kendi selamlama şekillerimiz tartışılmış.
Elimizi göğsümüze bastırırken, hu deyip hafifçe
eğildiğimiz dervişane selam..
Bir nezaket gösterisi olan ve parmak uçlarını çeneden
alna götürmek suretiyle verilen kibar selam
Yerden başlayarak ta alna kadar helozonik hareketler şeklinde
yükselen kandilli selam...
Latife bir yana
- Es Selamu Aleyküm! Es Selamu Aleyküm! Es Selamu
Aleyküm!
Mustafa Özdamar, Hacıveyiszade mizi anlatıyor; selam
ırmağı başlığı altında.
Bir tarihte bir işleri düşmüş, İstanbul a gelmişlerdi,
oğlu Hafız Mehmet Efendiyle birlikte.
Beyoğlu nda, Ağa Camii civarında bir yerde bir işleri
vardı, oraya gidiyorlardı, yaya olarak. Çoğunluğu dinden dondan soyunmuş yetmiş
iki buçuk milletin papuç sürüdüğü İstiklal Caddesinde yürüyorlar. Hoca yine
selam ırmağı:
- Es Selamu Aleyküm! Es Selamu Aleyküm! Es Selamu
Aleyküm!
Oğlu Hafız Mehmet Efendi:
- Baba, diyor, burası Konya değil, İstanbol; İstanbul un,
Beyoğlu, Beyoğlu nun da İstiklal caddesi!.. Yani İstanbol un en bozuk yeri!..
Çoğunluğu mü min, müslim bile değil, bu selam verdiğin insanların
Hacı Veyiszade Mustafa Efendi, böylesi tablolar
karşısında, çok tatlı bir kaş göz ve ağız mimiği yapardı. Meseleyi yüzündeki
anlamlı bir tebessümle yumuşatıverirdi. O anda da öyle yaptı. Gülümsedi ve
hafif göz kırparak:
- E eeee Dedi. Hafız Mehmet Efendi:
- Caiz mi
Diye sordu, hayretle. Bunun üzerine Hacı Veyiszade,
kaldırım trafığini aksatmayacak şekilde bir kenara çekilerek, asasını yere
vurdu ve durdu.
- Oğlum, dedi. Selam nedir Kimdir Selam Selam Allah!..
Selamı ifşa edin, yayın diyor Rasulullah O dine dona girecesicelerin Selama
ihtiyaçları yok mu En çok onların ihtiyaçları var Selam a..
Hafız Mehmet Efendi ye başını sallayıp tasdik etmekten
başka bir şey kalmamıştı. O da öyle yaptı:
- Doğru baba, dedi, biz meselenin o tarafına eğilemedik.
Hacı Veyiszade:
- Eğilin Mehmed im, eğilin! Hiç bir meselenin hiçbir
tarafını ihmal etmeyin Hadi yörüyelim gayrı!
Ve yürüdüler. Hoca Efendi, yine selam ırmağı:
- Es Selamu Aleyküm! Es Selamu Aleyküm! Es Selamu
Aleyküm!
Hani bazı politikacılarımız sıkıştıkları her anda şöyle
bir nutuk irad etmeyi marifet sayarlar:
Birlik ve beraberliğe en fazla muhtaç olduğumuz bu günlerde
Kendileri sanki ihtiyaç hissetme göstergesi O günler
geçtiğinde artık önemi kalmayacaktır, onun istediği, arzuladığı birlik ve
beraberliğin..
Halbuki, onun aklına gelmeyen ihtiyacımız selamlaşmayı
yaygınlaştırmamızdır.
26 temmuz 2015 günkü yazısında, sık sık üstünde durduğu
selam konusuna bir not daha düşmüş Mehmet Şevket Eygi ağabey.
NOT: Bazı kardeşlerimiz posta veya internet vasıtasıyla
mektuplar gönderiyorlar ve selam yazmayı unutuyorlar. Müslümanların, yüz yüze
görüşmelerinde veya mektuplaşmalarında mutlaka selam bulunmalıdır, selamla
başlanmalıdır. Selamsız kelam olmaz. İslamın bir adab-ı muaşereti (görgüsü) vardır
ve bunun selam ile ilgili maddeleri bulunmaktadır. Selamı küçük büyüğe verir.
Nasılsınız diye hal hatır sormak büyükten küçüğedir. Selamsızlık büyük
noksanlıktır. Müslümanları çekip çeviren, yetiştiren muhterem zevat,
bağlılarını selam konusunda eğitmelidir. İstirham ediyorum: Selamı unutmayalım
Selamlı olalım Selam verelim, selamı alalım Allahın selamı, rahmeti, bereketi
üzerimize olsun!
Söz Mehmet Şevket Eygi ağabey in yazılarından açılmışken,
sizin de okuduğunuz ama bittiğinde ne dediğinizi kestirebildiğim ve fakat
buraya yazmayacağım Bayram Öz beyin ABD de mahkeme macerası yazısından da söz
edelim biraz. Benim çocuklarım, vay be! Amerika işte bu, dedirtiyorlar yine
bize demişlerdi.
Bayram Öz Milli
Gazete mizin emektarlarındandır. Sele kaptırdığımız o el varmayacak arşivimizde
çok emeği vardı.
Amerika daki hayatından anları naklediyor, sizin de
okuduğunuz o yazıda.
Newyork caddelerinde arabanızla giderken Amerikan polisi
aracıyla aynı hizada olabilirsiniz. Sizi kontrol ediyorlardır. Acaba cep telefonu
ile konuşuyor mu, konuşmuyor mu
Bizim ülkemizde böyle mi
Biz Amerikalılara göre biraz fazlayızdır teknolojik alet
kullanma yarışında.. Arabamızda da kullanmayacaksak, niye onca para verdik o
aletlere Hem direksiyonu tutmak, hem telefonun ekranını kaydırmak biraz zor
oluyor ama..
Evet bizde de var araba kullanırken cezalandırılmak
maddesi, yakalanırsak yani.. Gider kuzu kuzu öderiz.
Bizim caddelerimiz Newyork caddeleri değil. Küçük
torunumla bayağı yürüyoruz Vatan Caddesi kaldırımlarında. Onun biraz
heyecanlanması ve polis arabası gördüm, poliscar gördüm, demesi için..
Diyelimki İstanbul caddelerinde de gerçekleşti o sahne.
Sen hem araba kullandığın hem de arkadaşınla ne olacak bu memleketin hali
muhabbeti yaparken, bir hizaya geldiniz bir polis arabasıyla.
Olan şudur: Plakanız yüksek sesle okunur ve telefonu
bırakmanız söylenir. Kayda geçtiğinizi ve adresinize bir trafik cezası ihbarı
geleceğini bilirsiniz.
Diyelim ki Bayram Öz arkadaşın anlattığı burda da olsun.
Konuşmadınız ama ceza ihbarı geldi. Mahkemeye mi gidersiniz
Yoksa,
Aman sende, bu sıcakta, onca işin arasında, mahkeme
kapısında mı beklenir Hem sonra adama demezler mi, bindiği arabaya bak, birkaç
lira ceza ödememek için devleti meşgul ediyor.
İhtimallerine karşı susar mısınız
Fakat orası Amerika. Her trafik polisine ayda bir gün
orada nöbet sırası geliyormuş. 5 metrekare yerde bir katip, bir hakim. Polis
ayakta, itirazcı Amerikalı ayakta. Jüri de yok.
Hastanelerinde dahi 20 dilde tercümanlık hizmetlerinin
verildiğini de vurgularken Bayram Öz arkadaş, ülkemizin Güneydoğu sorununun
böyle hizmetlerle çözülmemesine üzüldüğünü de belirtmiş.
Bizim 20 dilimiz yok. Dahası bizde aynı dili konuşan
insanlar birbirlerinin ne dediklerini anlamıyorlar. Hangi tercüman anlayacak
da, anlaştıracak bizi
Misal mi Bir aydır gazetelerimiz yazıyorlar: AKP ve CHP
arasında koalisyon görüşmeleri sürüyor!
Peki dün neyi açıkladı sayın Kılıçdaroğlu Kendilerine
bir koalisyon teklifinin gelmediğini..
Hakim soruyor Bayram Öz e, şahidin var mı Yani mobese görüntülerini
aldın mı, GSM operatörlerinden döküm getirdin mi
Benim, şahidim Allah!
Bu cevabı duyan hakim, kararını veriyor: Sana ceza yok!
Adil olmak bakımından Osmanlı yı taklid ediyor, dediği
Amerika yı bize böyle anlattı Bayram Öz arkadaş. Dediklerine ve onun inancına
bir itirazımız yok. Lakin Amerika ya diyeceklerimiz var. Onca nüfusa, onca
şehire, onca trafik cezasına sahip bir devlette, mahkemelerin arasıra böyle
kararları olabilir, demek kolaycılığı taraftan da değiliz.
Ama biz yine lakin diyelim.
12 Ağustos 2015 günkü yazısını şöyle bitirmiş gazetemizin
bir diğer yazarı Mahmut Toptaş Hoca:
Sağın ve solun diş bilerken itaatten zevk aldığı
Amerika da, günlük adam öldürme sayısı Türkiye nin on katından fazladır. Daha
neyin peşinden gidiyoruz biz
FUTBOLUMUZUN BU GÜNÜ KAYDA GEÇSİN
Bize 3 kupa yetmez!
GS ın teknik sorumlusu sayın Hamzaoğlu böyle buyurmuş.
Maksat taraftar kazandırmak ise güzel bir cümle. İçinde
kalemşorların emeği de yoksa..
Fakat kupa sayısındaki önü açıklığa bir çare bulmalıydı
sayın Hamzaoğlu.
Kaç kupanın üçünü aldın da yetinmiyorsun Gibi bir soru
gelebilir zira.
Ya da TFF Başkanı sayın Demirören derseki: 3 tane vardı,
verdik. Olsa dükkan sizin..
Ne cevap vereceksin sayın Hamzaoğlu
Ey takım tutmak isteyenler! Bakın bizde ne kupalar var.
Haydi bize gelin! ilanıyla bu ülkede takımların taraftar sayısı artmaz, bu
bilinmelidir.
Kurşunlara çakıl taşı demekle, yorgun diye nitelemekle de
bir takımın taraftarının artışı engellenemez!
Bu da bilinmelidir.
SANKİ YAZ DİZİSİ: KİM NEREDE
Firari Savcılar,
Kaçak Savcılar
Gazetelerin haber başlıkları birkaç gündür bu kelimelerle
başlıyor.
Savcı Zekeriya Öz ve Celal Kara nın yurtdışı
seyahatlerini, haklarında yakalama kararı çıkacağı saatlerden biraz önce
başlatmaları sık konu ediliyor AKP yanlısı medya organlarında.. Yine oyunlarına
geliyor olmasınlar
Hani oniki sene ne istedilerse vermeleri gibi..
Kendilerini oralardaki turist görüntülerine sokarlarken,
uçak yolcusu medyacılara öyle yazdırarak başka bir hedefe mi varmak istiyorlar
Böyle sorular neden gelmiyor akıllara
Savcı olduklarına göre
Yani kanunları uygulama pratiğinden tecrübeli olduklarına
göre
Türkiye de onların dahi savunma hakları yok, yahut
kendilerinin de bir zamanlar uygulayıcısı oldukları o kanunlar karşısında
savunma yapabileceklerinden emin değiller. Kendileri de başkalarına
yaptırtmamışlardı
Bunu mu, böyle bir şeyleri mi dedirtmek istiyorlar diğer
dünyalılara
Neden olmasın
Hizmet sundukları her ülkeyi, Amerika nın
Pensilvanya sına paralel yapmadılar mı
***
Bunların yazdıklarının neresinden başlayacaksın
düzeltmeye ve ne kadarını düzelteceksin
Öz ü yurtdışına kaçırdınız, biz yaz sıcağında hapiste
çürüyoruz, bizi neden kaçırmadınız
Bu bol virgüllü, bol fiilli cümleyi yazabilmişler ancak,
savcı kaçışlarına içerdekilerin tepkisi olarak
Yaz sıcağından şikayet, mevsim kış olsaydı, nasıl
söylenecekti
Hapiste çürümek Şunun şurasında kaç aydır ordalarki,
haklarında daha kararlar bile verilmedi
Hapisanelerimiz insan çürüten yerler midir, hem sonra
Topluma kazandırmak deyimi vardı, hani..
Bizi neden kaçırmadınız
Bunu demek bir itiraf değil mi Bunu dediklerini
duyduğunu iddia etmesi bir haber yazıcının, onların her halükarda suçlu
olduklarına inanması değil midir
Başka bir şey demediler mi Mesela selam göndermek gibi..
diyerek örgüt yöneticisi imamlara isyan ettiği
öğrenildi.
Nerden öğrenmiş, nasıl öğrenmişler İmamların çok
yakınlarında mı duruyorlarmış
Peki imamlar ne cevap vermişler Öğrendiklerini koşup
gazetelerine yazmak arzusu mu duymaktan alıkoydurmuş imamların ne dediklerini
Ne güzel haberler yazıyorlar.
GEÇMİS ZAMAN OLUR Kİ..
İNSANLIK HALİ
İnişli yokuşlu yaratılmış dünya,
Sanma ki denilmiş insana, hep dik in!
Öfkeyle kalkan zararla otururmuş,
Faydalı olsaydı hiç yerilmezdi kin.
Tabii afetler tedbir gerektirir,
Kim demiş ki temelsiz binalar dikin!
Küçüğü büyüğü olur mu çalmanın
Ne minareyi çalın, ne kılıf dikin!..
AT GÖZLÜĞÜ
Camına yapışmışsa bir damlacık dışkı,
Her yer pis sanırsın, gözünden at gözlüğü!
Başka Müslümanlar da var, fark etsen keşki;
Elbet göremezsin gözünde at gözlüğü!..
ŞAİRİN DEDİĞİ GİBİ
Öyle bir gün ki, kadılık katıra,
Silahdarlık da eşeğe kalınca;
Hergün yeriz kazığı sıra sıra,
Hem yağlı hem de kalınca kalınca!..
EKREM ŞAMA