Onları fark etmem bir iki saniye sürdü.

Hızlıca geçtiğim mekânın önündeydiler.

Fakat belki de çağın en acıklı fotoğraflarından biriydi.

Bir masada genç anne baba, karşılarında çocuk oturmuş kahvaltı etmekteydiler.

Aslında bir şey yememekteydiler.

Anne babanın elinde telefon,

Çocuğun önünde tablet.

Konuşmuyorlardı.

Birbirlerine bakmıyorlardı.

Sohbet kesilmişti.

Masada üç yabancıydılar.

Muhtemelen modern zaman çocuklarına en cazip vaad olarak sundukları “bak, hafta sonu gelsin kahvaltıya gideceğiz” sözünü tutmuşlardı.

Çalışma hayatına dağılarak, evde yalnız bıraktıkları çocukları ile baş başa kalmayı hedeflemişlerdi.

Ne ki yine yalnız kalmıştı çocuk da, anne de, baba da.

Yabancı ismi ile pek sükseli mekâna müşteri akmaktaydı.

Oysa otobanın egzozlarını solumaktan bir zehir salon aslında.

Bir yanları gri asfalt yol.

Baktıkları manzara mekânın gri duvarı.

Muhtemelen kişi başı en az 200 liralık kahvaltıyı bırakıp kalkacaklardı,

Üstelik konuşmadan.

Aile bağlarını kavileştirmeden.

Sevgi, muhabbet, şefkat, merhamet, afiyet iklimi yaşanmadan.

Oysa onları geçeli bir iki dakika olmadan saklı bir cennetin içinde bulmuştum kendimi.

EtiMesgut Belediyesinin çorak araziyi yeşillendirme başarısına her seferinde hayret ettiğim park ve bahçelerinden sonra.

Emekliler için havuzlu dinlenme tesisinden,

Mazi kahvesinde insanı geçmişe götürme çabalarından,

Kameriyeli parkların ağaçlarını bir manken gibi endamlı budamalarından,

Burada daha başarılı bir kompozisyon yapmışlardı.

Adeta gri betondan zavallı insanoğlunu kurtarma operasyonu gerçekleştirmişlerdi.

Yolu buraya düşenler için bir küçük hayal bahçesi kurmuşlardı, ince şerit halinde.

Bakımlı kırmızı güllerin yanı sıra doğal gelincikler,

Tabiatın tam ortasındasınız diyen labadalar, hindibalar, ebegümeçleri.

Bu ruhları doyuran sofrayı kuran elleriniz dert görmesin diyorum.

Sadece aranjman ağaçlar değil, o minik vişneler, kirazlar üzerinde meyveleri, taze ceviz sürgünleri.

Geri dönesim geldi.

Koşasım,

O konuşmasız aileyi bulasım,

Siz kör müsünüz ki buradaki güzelliği bırakmış hapishane damında oturmaktasınız diyesim geldi.

Suskun ve mutsuz masalarından kaldırıp,

Gelin, sizi çok daha huzurlu olacağınız bir masala götüreceğim.

Ekmeğinizin arasına peynir alıp, bir sofra bezi serip oturun şu yemyeşil çimenlerin üzerinde.

Çocuğunuz yuvarlansın menekşeler arasında,

Bırakın şu soğuk cam üzerinde mutluluk aramayı.

Birbirinizin başına papatyalardan taçlar örün,

Konuşun,

Gülümseyin güneşe karşı.