Niyet temiz, yol doğru, haramdan, haksızlıktan, zulümden uzak, alın teri, beyin enerjisi, bilek gücüyle, çağın helal ihtiyaçlarını da esas alarak çalışmaya devam.

Sonunda hedefe varırsan şımarma, varamazsan da üzülme.

Sen görevini yap ve yeniden bir işe giriş.

Rabbimiz buyurur:

مَا أَصَابَ مِنْ مُصِيبَةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي أَنْفُسِكُمْ إِلَّا فِي كِتَابٍ مِنْ قَبْلِ أَنْ نَبْرَأَهَا إِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ

“Yeryüzünde ve nefislerinizde bir musibet gelmişse, biz onları yaratmadan önce bir kitapta (yazılmış)tır. Şüphesiz bu, Allah'a çok kolaydır.

لِكَيْلَا تَأْسَوْا عَلَى مَا فَاتَكُمْ وَلَا تَفْرَحُوا بِمَا آَتَاكُمْ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ

“(Her şeyi yazdı) Ki, kaybettiğinize yerinmeyesiniz, size verdiklerine de sevinmeyesiniz, Allah kendini beğenen, çok öğünen kimseleri sevmez.” (Hadid Süresi ayet 57/22-23)

Sevgili Peygamberimiz, bizim nelerden sakınmamız gerektiğini ve kime sığınmamız gerektiğini haber verir:

عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ قَالَ كَانَ النَّبِىُّ -صلى الله عليه وسلم- يَتَعَوَّذُ مِنْ خَمْسٍ مِنَ الْجُبْنِ وَالْبُخْلِ وَسُوءِ الْعُمْرِ وَفِتْنَةِ الصَّدْرِ وَعَذَابِ الْقَبْرِ.

Hattab oğlu Ömer (r.a.), “Nebi sallallahü aleyhi ve sellem şu beş şeyden Allah’a sığınırdı: Korkaklıktan, cimrilikten, kötü ömürden, gönül fitnesinden ve kabir azabından.” (Ebu Davud, Sünen, K. Vitr, bab 32)

Ebu Davud, başka hadislerle devam ettiriyor: Acizlikten, tembellikten, hüzünden, kederden, saptıran borçtan, zulüm etmekten, zulüm görmekten, cehennem azabından… Sana sığınırım” duasını yapan Efendimiz, bunlardan korunmak için yollarını da göstermiştir.

Sevgili Peygamberimiz, bir defa Mekke müşrikleri için:

اللَّهُمَّ سَبْعٌ كَسَبْعِ يُوسُفَ

“Allah’ım, Yusuf (peygamberin kavmine verdiğin) yedi kıtlık yılı gibi bunlara da ver” diye dua etti” (Buhari, Sahih, K. İstiska, bab 2)

Onun dışında İslam tarihinde Müslümanların bir ülkeyi açlıkla baş başa bıraktığı olmamıştır.

Açlık için “Allah düşmanıma bile vermesin” ata duası vardır.

Mekkeli müşrikler, Sevgili Peygamberimiz’e ve ona iman edenlere ekonomik ve sosyal boykot uygulamışlar ama sonuç müşriklerin aleyhine çıkınca boykotu kaldırmışlar.

Sevgili Peygamberimiz, Medine’ye hicretten sonra Mekke’de yine kıtlık baş gösterdiğinde Sevgili Peygamberimiz’i develerle yiyecek maddesi gönderdiğinde Mekke’nin yöneticileri bu yardımdan rahatsız olmuşlar.

Çağımızda silahlardan daha etkili ve devamlı olarak kullanılıyor bu ambargo silahı.

Yalnız devletler değil, para sahipleri, namus düşmanları, karaborsacılar… yapıyor bu ahlaksızlığı.

Korkak devlet başkanlarının Allah korkusu olmadığından bu tuzaklara daha çabuk düşüyorlar.

Yalnız yöneticinin kendisi düşmüyor, onunla beraber halkı da düşüyor.

Onun için Müslümanların harp tarihinde açlıkla bir halkı tehdit edilmemiştir.

Hatta yöneticilerin kasıp kavurduğu halkın gönlünü kazanmak için hiçbir kimseyi açlıkla terbiye etmemek için maddi yardım yapmışlar.

1448 yıllık İslam tarihinde herkes çalışırken bazıları fakir kalıyor, bazıları zengin oluyor.

Kazananlar, şımarmadan kazancının kırkta birini fakir kardeşlerine veriyorlar.

Çalıştığı halde fakirlikten kurtulamayanlar da üzülmeden, kadere rıza göstererek zekât vermek ve Rabbin rızasını kazanmak için çalışmaya devam ediyorlar.

Böyle bir toplum oluşturursak dinime düşman olanların hepsi bir olsalar ve her türlü ambargoyu uygulasalar, içimizden bir tek Müslümanı çekip alamazlar.

Kendilerine casusluk yaptıramazlar.

Casuslukla suçlananlar ve ceza alanlar hakkında, birçok araştırma yapılmasında fayda var.