Servet mi, saltanat mı, şehvet mi Sorusuna herkes

kendine göre cevap verebilir.

Yaşadığımız bu dünyada servetini şehveti yolunda

harcayanlar olduğu       gibi, şehvetini

saltanat yolunda harcayanlar da var.

Saltanat koltuğunu servete dönüştüren olduğu gibi,

servetini saltanat koltuğuna feda edenler de var.

Bir milletvekili adayı, dört yılda alacağı maaştan

fazlasını bir zamanların Başbakanına elden teslim ettiğini duymuştum.

Bütün bunları gerçekleştirirken kalp çarpıntılarının

kendisini nasıl tükettiğinin farkına varmıyor insan.

Servetini saltanat sahibine sunarken, saltanatın bir

yerinden tutacağı günlerin hayali ona mutluluk vereceği yerde kalbinin ritmini

değiştiriyor.

Streslere giriyor, saltanata sahip olduğu gün de buradan

düşmemek için yeni bir stresli tünele giriyor.

Servetini saltanat sahiplerine karşı korumanın yollarını

aradığı gibi mafyaya karşı nasıl koruyacağının da stresi başlar.

Şimdilerde Türkiye nin önde gelen zenginlerinden birinin

ilk dönemlerini bilirim.

Ben çocuğumu İlkokula gönderirken o da gönderiyordu.

Ta o zamanlar, Çocuklarımızın güvenliğinden endişe

ediyorum demişti.

Ben ise çocuklarımın trafik güvenliğinden başka hiç bir

şeyi hatırıma getirmemiştim.

O zamanlar bize göre zengindi.

Şimdi, Türkiye ye göre zengin olan bu insanımızın

durumuna Allah kimseyi düşürmesin.

Her şeyden ve herkesten endişe ettiğin gibi

korumalarından da endişe edeceksin.

Öldürülen mafya babalarının hepsini en yakın koruması

öldürmüştür.

Asıl düşman, mafya değil, içinde haram karışık olan

servettir, haksız elde edilen saltanattır, haram yolda elde edilen şehvettir.

Makamınız, servetiniz ve şehvetiniz sizi korumaz.

Ömrünüzün yarısını bunları kazanmak için arenada

savaştığınız gibi ömrünüzün diğer yarısını da bunları korumak için

harcayacaksınız.

Bu ülkede Başbakan asılmıştır.

Bu ülkede Genelkurmay Başkanı kelepçelenmiş ve hücreye

tıkılmıştır.

Mekke parlamentosunun üyeleri Sevgili Peygamberimize,

Seni devlet başkanı yapalım, dilersen en güzel kadınlarla evlendirelim veya

şehrin en zengini sen ol dediklerinde Vallahi, eğer güneşi sağ elime, ay ı

sol elime koysalar ben bu İslâm davetini, Allah onu izhar  (açıklayıp üstün getirinceye) edinceye  kadar veya ben  bu yolda yok oluncaya kadar terk

etmem demiştir. (Beyhaki, Delail-un-Nübüvve 2/187, İbni Hişam, Sire 1/266)

Buyurun, her şeyi servetle halledeceğine inanan ve

kâfirlikte zirveye oturan Karun,

Saltanatın tepesinden ölüm emirleri veren Firavun,

İnkârcı bilimin doruğundan inkâr rüzgârları estirerek

halkını cehenneme sevk eden Haman.

Hepsinin yerinde yeller eser.

Herkes ölümlü ama rahmetle anılmakla lanetle anılmak

arasında çok fark var.

Sevgili peygamberimize her gün milyarlarca salavat

getirilirken Ebu Cehil in adı bile anılmaz.

Ebu Cehil in kendi oğlu bile Müslüman olmuş ve çocuğuna

babasının adını koymamış.

Başarılı olanlar, servetin, saltanatın ve şehvetin

ardından koşmayanlardır.

Yüzünü güneşe dönen kişinin gölgesinin kendi ardından

geldiği gibi, yüzünü Rabbine yönelten bir Müslüman da şartlarını yerine

getirirse nasibi olan serveti, saltanatı ve şehveti helal yollardan gölge gibi

kendi arkasına takar iki dünyasını cennet etmeden gönül dünyasının cennetinde

yaşar gider.