DÜNYADA ve Türkiye de terörün geldiği seviye akıl
boyutlarını geçti.
Türkiye deki durumdan bir iki kesit:
Silah ve patlayıcı yüklü araçlar, canlı bombalar
sınırlarımızı rahatça geçip, başkentimize kadar gelebiliyor, kalabalıklar
patlatılıyor, yüzlerce insanın hayatına mal olan saldırlar gerçekleştiriliyor.
Güvenlik güçlerinin kum gibi kaynadığı bir meydana, silahlı
militanlar elini kolunu sallayarak dolu araçları sokabiliyor, aynı anda
polislerimiz şehit edilebiliyor, masum insanların canına kıyılıyor, yaya olarak
koşarak meydandan çıkabiliyorlar. Hem de delil ve ipucu bırakmadan!
Meydanların, caddelerin altında yerleştirilmiş patlayıcılar ölüm kusuyor.
Sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş bir semtte aramalar
taramalar yapılıyor, ertesi gün olay yeri incelemesine giden görevlilere onca
güvenlik tedbiri arasında roketatar ile ateş açılabiliyor, görevleri
engelleniyor, ama bunlar tespit bile edilemiyor.
Demek ki gizli yerler silah ve cephanelerle dolu, her yer
terörist kaynıyor ve ipuçları bulunup bunlar ele geçirilemiyor.
Şimdi birazcık arkamıza yaslanalım ve tarihe bir göz
atalım:
Bir asır geriye gidelim. İttihat ve Terakki denilen parti
2. Meşrutiyet in arkasından Osmanlı Devlet yönetimini ele geçirmişti. O
günlerde ülkenin her tarafında yurdu parçalamayı amaçlayan terör örgütleri
vardı. Mesela:
Bulgar komitacılar, Ermeni çeteleri, Rum ihtilalcileri
gibi...
İttihat ve Terakki Partisi bunlarla içli dışlı iken
iktidara gelince silahları susturmak mevkiine gelmiş durumdaydı...
Kendileri de çeşitli hileli metotlarla iktidarı elde
etmiş bulunan İttihat Ve Terakkiciler büyük bir saflık ve bilgisizlikle,
zannediyorlardı ki, bunlarla görüşmeler yoluyla problemlerini hallederler,
silah bıraktırırlar ve Osmanlı mülkünde asayişi sağlarlar.
Nitekim terör örgütleri ile masalara oturup temaslara
başladılar. İttihatçıların liderlerinden Cemal Paşa nın hatıralarından
okuyoruz:
En evvel Bulgar çetecileri ile görüşmeye başladık.
Sandanski, Çerneboyef ve yandaşları ile müzakereye giriştik. Biz Osmanlı
ülkesindeki sulh ve sükûndan bahsederken, bunlar hiç oralı olmuyorlardı.
Makedonya nın muhtariyeti fikrinden asla vazgeçmiyorlardı. Aynı şekilde Ermeni
ihtilal çeteci başları Malumyan ve Şahrikyan ile görüşmeler yaptık. Bunlar
gayelerinden asla vazgeçecek gibi değillerdi. Yaptığımız müzakereler
neticesinde artık bundan böyle gizli bir cemiyet olarak değil de, açıktan
siyasi mücadeleye başlamalarını kararlaştırdık. Şu kadar ki, bunların üyeleri
vazifelerini ifa etmeye devam edeceklerdi,
Yani çeteciliğe devam edeceklerdi, demek isteyen Cemal
Paşa devamla diyor ki:
Bittabi bu durumları kabul etmekten başka çaremiz
yoktu.
Talat Paşa da diyor ki:
Bu komitalara daima azami müsamahayı gösterdim.
Buraya kadarki açıklamalarından anlıyoruz ki, o gün
memlekette ne kadar terör örgütü varsa bundan böyle açıktan siyaset yapacaklar,
lakin çete faaliyetlerine de devam edeceklerdi. İnsanın tüyleri diken diken
oluyor.
İş bu kadarla da kalmadı:
O günlerde hükümet silah ithalat ve ticaretini serbest
bırakan bir karar da almıştı. Artık serbest çalışan bu ihtilal komitaları,
rahatça ve serbestçe silah da ithal etmeye başlamışlardı.
Nitekim bu rezalet durum ilk acı meyvelerini Adana da
Ermeni katliamıyla verdi. Bilanço yaklaşık 20 bin ölü!..
Sonrası mı
Çok acı!
1912 Balkan savaşları ve bozgunu nasıl meydana geldi
Ermeni katliamları neden yaşandı. Koca ülke çatır çatır nasıl bölündü gitti, şu
izahlar açıkça ortaya koymuyor mu
Bu olayların üzerinden bir asır geçti ama maalesef ne
okuyan var, ne de ders alan!
Demek ki, bu günkü iktidar mensupları PKK ve
temsilcileriyle masaya oturduklarında 100 yıl önceki bu yaşananları hiç
bilmiyorlarmış.
Bilmiyorlarmış ki, sınırlarımızdan çetecileri büyük
tezahüratlar altında içeri sokarken, güvenlik kuvvetlerimize göstere göstere,
alay edercesine edindikleri silahlarını sallaya sallaya 2-3 yıl silah ve
cephane stoku yapmalarına göz yumulmuş.
İçlerinden tarih bilen bir Allah kulu çıkıp da:
Efendiler kendinize gelin. Bu metot yanlış. Bak burada
100 yıl önce bu yanlış metotla koskoca devlet yıkılmış! dememiş.
Onlara hep İRA nın, ETA nın veya batıdaki bir iki uygulamanın başarıları
empoze edilmiş! Lakin coğrafyaların, insan yapılarının ve terörü kışkırtanların
bizimkilerle ne kadar farklı olduğunu anlatan olmamış.
Şimdi yollar patlatılıyor, uçaklara saldırılıyor,
roketatarlarla meydanlar zapt ediliyor, şehirlerin göbeğinde ağır ve uzun
namlulu silahlarla halkın psikolojik teslimiyeti sağlanıyor, şehirler sözde
kurtarılıyor, özerklik ilanlarına cüret bile ediliyor.
Ama yetkililerimiz sanki bu olaylar tarihte hiç vuku
bulmamış gibi ders almamış olarak, şaşkınları oynayıp, belini kırdık, kafasını
ezdik edebiyatına devam ediyorlar.
Sahi Erbakan Hocamızın devlet yönetmek çoluk çocuk işi
değildir dediğinde neden alınmıştınız ey yetkililer
Teröristlerin hamileri ile al takke ver külah içli dışlı
olacaksınız, onların yardımlarını engellemek için kılınızı kıpırdatmayacaksınız,
sonra da terörün neden azgınlaşmakta olduğunu anlamamış gibi davranacaksınız!
Bölge ülkeleri ile barışıp, yabancı güçlerin bu
topraklardan çekilmesi gerektiğini ne zaman konuşmaya başlayacaksınız
MÜZAKERE
Eşkıya ile müzakere,
Hem kimlerle kaç kere
Yazık değil mi ülkeye,
Sivile, polise, askere