Merkez Bankası, enflasyon hedeflemesine geçilen 2006’dan bu yana sürekli olarak fiyat istikrarından ve enflasyonun yüzde 5 hedefinde dengeye geleceğinden bahsederdi. Gerçi 2006’dan itibaren neredeyse hiç bu hedef tutturulamadı. Enflasyon hedeflemesi uygulanmaya başlandığı tarihten itibaren yalnızca 2009 ve 2010’da hedef tutturuldu. Ki bunda da uygulanan politikaların başarısının değil de, küresel ve yerel ekonomide yaşanan üretim ve talep daralmasının etkili olduğu belirtilmekte…
15 senedir 2 istisna haricinde enflasyonda hedefi bir türlü bulamayan Merkez Bankası, acaba gelinen noktanın da zorlamasıyla (elbette ki özerklik söylemlerine rağmen siyasi yönlendirmenin de açık etkisiyle) enflasyon konusunda bir geri adım mı attı? Fiyat istikrarı ve enflasyon hedefi, bu saatten sonra Merkez’in öncelik listesinde alt sıraları mı indiler?
Merkez Bankası başkanının, geçen haftaki Enflasyon Raporu toplantısındaki açıklamaları bu soruları sorduruyor. Özerklikten ziyade siyasetle uyumu önemseyen bir tarz sergileyen başkanın, bankanın bugüne kadarki en öncelikli hedefi olan fiyat istikrarı ve enflasyonu düşürmeyi rafa kaldırmış gibi konuşması ve kamuoyunun önüne yeni bir öncelikle çıkması manidar karşılanmalı sanki.
Başkan Kavcıoğlu diyor ki, “kur hedefimiz yok, amacımız cari açığı azaltmaktır”. Başkan ayrıca, bankanın enflasyon tahminlerinde de sapmalar olduğunu söyleyip yeni tahminleri açıklıyor. Merkez Bankası 2021 enflasyon tahminini yüzde 14,1’den yüzde 18,4’e çıkartıyor. Burada yüzde 30,5’lik bir sapma söz konusu, hayli büyük bir sapma yani… 2022 yıl sonu enflasyon tahmini de yüzde 51’lik bir sapmaya uğruyor ve yüzde 7,8’den yüzde 11,8’e yükseltiliyor. Böylesine büyük sapmalar veya yanılmalar nedeniyle mi fiyat istikrarı ve enflasyonu düşürme hedeflerinden vazgeçiliyor ve cari açık öncelik sırasında ilk sıraya yerleşiyor?
Gıda enflasyonundaki sapma da yüzde 50’yi aşıyor ve yüzde 15’ten yüzde 23’e güncelleniyor. Enflasyonun başat sebeplerinden biri olarak gösterilen gıdadaki enflasyonu bu denli yanlış analiz etmek ve bunun üzerine de tahmin bina etmekte bir sorun yok mu? Buradan hareketle hayata geçirilen politikalar da tahminler kadar tutarlı(!) olmayacak mı? Depocu, pazarcı baskınları, zincir marketlerin günah keçisi ilan edilmesi gibi uygulamaları görünce normal gerçi…
Merkez Bankası Başkanı Kavcıoğlu, cari fazla verdiğimizde finansal istikrar ve fiyat istikrarını sağlayacağımızı söylüyor. Bunu fark etmek için bu kadar süre geçmesine ihtiyaç yoktu muhtemelen. Sonuç itibariyle cari açık, Türkiye’nin başlıca yapısal sorunlarından biridir ve bir anda da ortaya çıkmış değildir. Bugüne kadar dillerden düşmeyen “fiyat istikrarının” yerini bir anda alması izaha muhtaç bir durumdur. Enflasyonla mücadelede yetersiz kalındığının ve başarısız olunduğunun zımnen itirafı mıdır acaba “cari çığı düşürmeliyiz” faslına geçiş?
“Türkiye’nin uzun yıllardır uyguladığı yüzde 5 cari açık, yüzde 5 büyüme ve yüzde 5 enflasyon politikası fiyat istikrarı ile çelişmiştir, sürdürülebilir olmamıştır” diyen Başkan, enflasyon raporunda dahi yüzde 5 enflasyon hedefine vurgu yapıyor halbuki. Merkez Bankası’nın kur seviyesiyle ilgilenmediğini söylemek de hiç inandırıcı gelmiyor, özellikle de geçtiğimiz 1,5 yıllık süreçte kuru baskılamak için harcandığı söylenen 128 milyar dolar rezerv meselesi hala tam olarak açıklanmamışken… Madem kurla ilgilenmiyordu da banka, neden bu işlemler gerçekleştirildi, kamuoyu hala doyurucu bir bilgiye kavuşamadı.
Cari açığı düşürelim, fakat nasıl olacak bu? Döviz kuru arttıkça yani TL değersizleştikçe, mallarımız görece ucuzlayacak, ihracatımız artacak. İthalat da pahalı hale geldiğinden azalacak ve cari açık da düşecek. Peki üretmek için ara malı ithalatına ihtiyaç duyan bir ekonomi olarak bu koşullarda ihraç edecek malı nasıl üreteceğiz? Kısa vadede düşen cari açığın, orta ve uzun vadede üretim düşüşü ve büyümenin daralması şeklinde yansımaları olabileceğini hesaba katmıştır muhtemelen Merkez Bankası. Cari açık ve enflasyon karşılığında büyüyen bir ekonominin, yapısal reformları hayata geçirmeden cari açığı nasıl bertaraf edeceği merak konusudur. Ortadaki gerçek şudur: Enflasyonla, hayat pahalılığıyla başa çıkamayan ve yanış politikalarla daha da içinden çıkılmaz hale getiren ekonomi yönetimi yani iktidar, bu konuda da sorumluluk almıyor ve topu Merkezin üzerine atarak bu meseleden sıyrılmayı tercih ediyor. Merkez Bankası da hedef değiştirmekte buluyor çareyi…
Vatandaşın payına da eriyen gelirler ve katlanması daha da zorlaşan geçim koşulları düşüyor.