Bir çürümüşlük yayılıyor ortalığa, bir çürümüşlük kokusu. Herkes kokuyu konuşuyor, işaret ediyor ama kaynağını konuşmuyor, işaret etmiyor. Her olayın bir kaynağı vardır. Kaynaktan bağımsız bir oluş, olayın meydana getirici şartlarını taşımayacağı için işaret edilenin tam olarak ne olduğu da ortaya çıkmaz. Her çürümüşlük, kendi şartlarını kendinden başka etrafındaki yardımcı tabakadan, atmosferden ve nesnelerden alarak ortaya kötü kokuyu çıkarır. Bu bir alaşımdır. Ayrıştırıcılarına varmadan kökenine inilmez. Kökenine inilmeden de koku yok edilemez. Kokuyu duymamak için maske kullanmak geçici çözüm olabilir ama asıl çözüm olmaz. Kaynak orada duruyorsa maske sadece kişiyi korur. Etraf nasıl korunacak. Etraf yani toplum nasıl korunacak. Şimdinin korunması yetmez. Gelecek nasıl korunacak. Geçmiş korunmamışsa gelecek nasıl korunacak. Kaynağa varmadan koku buradan geliyor şu tarafa dönün yeterli demekle koku ortadan kalkacak mı. Çürümüşlüğü meydana getiren unsurları ortadan kaldırmadan sadece kokudan uzaklaşmak ya da kokuyu maskelemek asıl sorunu ortadan kaldırmayacaktır. Kokuyu yemleyerek de kokudan kurtulmanın imkânı yok. Parmağımın ucundakine bakın diyerek başkasını gösterip kendini gizlemek, bir kişiyi gösterip, çoğunluğu gizlemek kokuyu yemlemekten başka ne işe yarar. Toplum, parmağın ucundakine bakarken parmağın sahibinin kendi kendini kaybettiğini anlamadan yönün ne önemi olabilir. İşte o işte orada diyerek kendi işini görmeye devam edip çürümüşlüğün dozunu artırmaya ve alanını genişletmeye devam edildiğini görmeden kokunun kaynağı bulunabilir mi, bulunamaz.
Aynı kaynağı besleyenler işaret parmağını başka yöne tutuyorlar. Aynı kaynaktan beslenenler işte o temposunu sürdürüyor. Hem besleyenler hem beslenenler aynı yerde. Bütün kötülükler bir kişiye yüklenip herkes tertemiz olmuş durumda! Eğer o kötü ise aynı yerdekiler neden kötü değil. Aynı şeylere inananlar neden birdenbire aralarından bir kişiyi bütün kötülüklerin anası ilan etti. Aynı şeylere inanmayanlar böyle yapabilir kendi hedeflerine koymuş olabilirler. Bunca yolu beraber yürüyenler neden birdenbire bir kişiyi şeytanlaştırdı, bu kuşkulu değil midir. Burada bir suç bastıma varmış gibi geliyor. Herkes, aynı yerdeki herkes, bir kişiyle kişisel hesabı varmış gibi, kişisel kini kişisel garazı varmış gibi saldırıya geçti. Acaba saldırıya geçenler talimat mı aldı; hep beraber hadi bakalım, saldırın! Görüntü bu şekilde görünüyor. Ya talimat alınmış ya da aynı yerdeki diğerlerine söyleyemediklerini o bir kişi üzerinden söylüyorlar. Millet geçimini zor sağlarken bu ne şatafat denmesi aynı yerdekilerin hepsine mi denmek isteniyor aynı yerdekiler tarafından. Alttan üste söylenemeyenler bir kişi üzerinden mi söyleniyor. Bu böyle olsa yine bir şeydir. Böyle değil gibi bir durum var. Yukarıdan talimat alınıp aynı anda işte o yapılıyor. Bu da, aynı yerdekilerin birbirini satmalarının dakikalar sürmediğini kanıtlıyor. Bu kanıt da çürümenin bir parçasıdır. Evet aynı yerdekilerden aynı şeylere inananlardan biri hata yapınca onu uyarmak gerekmez miydi, henüz hata yapılmadan bu böyle olmaz denilemez miydi. Hani aynı şeylere inanıyorlar ya. Bu aynı şeyler böyle şeyler midir yoksa. Herkes aynı hatanın içindeyse kim kimi uyaracak. Bir yerde herkes yanlış bir şeyi doğru olarak biliyorsa hata diye bir şey olmaz orada, uyarmak da olmaz haliyle. Karanlıkta otura otura karanlığın aydınlık sanılmasıdır.
Ortalığa yayılan kokunun kaynağı çürümüşlüktür. Çürümüşlüğü meydana getiren ise para karşısında insanlığın kaybedilmesi. Para gelsin de nereden gelirse gelsin diye inananlar bütün ulvi inançlarını da ahlâklarını da kaybetmişlerdir. Bunlar kaybedildikten sonra onları tutacak herhangi bir engel kalmaz. Ahiret inancını kaybetmişlerin kaybedecek başka bir şeyleri olmadığı için dünyayı onlara verseniz azsınırlar, hemen yanındakiler acından ölüyor olsa bir ekmek vermeyi çok görürler.
Çürümüşlükten yayılan kokuyu gidermek dünyalıkları reddetmekle mümkün!