“Türkiye’ye Sevr’i uygulayacaklar. Güneydoğu’yu alacaklar, İsrail’e katacaklar. Ermeni’yi getirecekler, Pontus’u getirecekler!”
Milli Görüş lideri rahmetli Erbakan Hoca’mızın bu üç cümlesini duymayan kalmamıştır. Fakat itiraz gücü imha edilmiş insanlar topluluğuyduk artık. Kabulde keramet arıyor olmuştuk.
Derdi İslamiyet ve Türkiye olan ve vefatına kadar Millî Gazete’mizde yazan rahmetli Mehmed Şevket Eygi ağabeyin 01 Mart 1978 tarihli haftalık Büyük Gazete’sinin ilk sayfa manşeti de şu cümle idi:
“Sevr Antlaşması Hortluyor!”
“Sevr antlaşmasının imzalanmasından bu yana 58 sene geçti. Herkes sanıyor ki, o muahede yırtılıp atılmış, tarihin tozlu sahifelerinde acı bir hatıra olarak kalmıştır. Türk milleti böyle düşünmektedir. Ama Türkiye’nin parçalanmasını ve müstakil bir Ermenistan kurulmasını isteyen Ermeni komitacıları için Sevr antlaşmasının tatbike konulmamış olması dağ-ı derun olmuştur.’’
‘’İsrail'i de unutmayalım. Türkiye'nin parçalanması ve müstakil bir Kürdistan kurulması beynelmilel siyonizmin menfaatine olacaktır.’’
‘’Ülkemizin tarihi devamlılık tılsımı, beyinsiz devrimbazlar tarafından bozulmuş ve çeşitli Müslüman gruplar arasına fitne fesat sokulmuştur. Bu işler kaba kuvvetle, yalanla dolanla, entrika ile yahut gerçekleri inkâr ile halledilmez.’’
‘’Bu kötü gidişe bir çare bulunamazsa çok fena fitneler çıkacak, boş yere Müslüman kanı akacak, nice masum ve bigünahlar perişan olacaktır.
Mesuliyetin büyüğü Türkiye’yi idare edenlere aittir.”
Büyük Gazete’nin 05 Nisan 1978 tarihli manşeti ise, iktidardaki CHP hükümetine muhalif bir gazetenin dik duruşunun ve en sert tavırla hür bir haykırışının ifadesidir.
“Devlet Elden Gidiyor!”
Aktüalitenin en taze yorumlarıyla süslenen bu haberde dikkatimizi, “Türk Devleti büyük bir hızla anarşinin ve Bolşevikliğin kucağına düşmektedir” cümlesinden daha çok şu paragraftaki “Eşkiya memleketi ve milleti haraca kesmeğe başlamıştır” fiiline takılmıştır.
“Bülent Ecevit’in iktidarının 4’üncü ayında Türkiye’de devlet mefhumu ayağa düşmüş, Bolşevik eşkiya memleketi ve milleti haraca kesmeğe başlamıştır.”
DÜĞMELİLER
“Fon skandalı 17–25 Aralık’ın ikinci versiyonudur. Düğmeye Tel Aviv’den basıldı.”
Fransızca bildiği iddiasındaki çocuğun, kaşığa ne derler sorusuna, “Kaşıksiyon” cevabını çağrıştıran bu cümlenin sahibi damat sıfatını da taşıyan Berat Albayrak’tır.
Özal’ın kendini kabulde çok kullandığı “Misyon, vizyon” kelimelerini hatırlatması da vardır “Versiyon” vurgusunda Sayın Albayrak’ın.
Fakat biz son üç kelime üzerinde durmak istiyoruz.
“Düğmeye Tel Aviv’den basıldı.”
Sahnedeki bakanların tezgahtaki düğmelere basmasıyla inşaat sahasındaki patlamaları gören insanların, izah hedefinde olduğunu anlamak zor değil. Çünkü patlamanın sesi ve yankısı çok yüksekti.
Tel Aviv’i düğmelerine kadar bilmek ise, bir güç ilanıdır. Fakat bu şişinmeye, neden engellemediniz sorusu yönetilmez.
Ahval ve şerait böyledir.
GAZ PEDALI
Bülent Arınç, gündeme damga vuran “Fon krizi” skandalıyla ilgili yaptığı açıklamada, kamuoyunda 800 milyar liralık bir kayıptan söz edildiğini, ancak toplanabilecek paranın 8 milyar lirayı bile bulmadığını, belirtti.
Sosyal medyadaki son haberinden aldık bu tespitini Sayın Arınç’ın. Sonra, bilgi sitelerinde kayıtlı bir izahatı hatırladık.
“Bizi, Erbakan ile iktidar yapmıyorlar’ ifadesi, AKP kurucu isimlerinden Bülent Arınç’ın, Milli Görüş hareketinden kopuş ve AKP kuruluş sürecini anlatırken değindiği tarihsel bir tespittir ve siyasi dönüşümün temel gerekçesidir.”
“Biz” ve “Erbakan” ayırımını tescillendiren Sayın Arınç’a o günlerde, “Yapmıyorlar” fiilinin kimlikleri sorulmamıştı.
“Erbakan ile” olmadan iktidar…
Sayın Arınç’tandır açıklamalar!
Kutu
“ MUSTAFA KEMAL’İN SON SÖZÜ..
40 seneye yakın bir zamandan beri millete Mustafa Kemal Paşa’nın son sözünün “SAAT KAÇ?” olduğu yalanını yutturdular. Ama foyaları meydana çıktı. Meğerse birinci reisicumhur Atatürk’ün son sözü “ALEYKÜMESSELÂM” olmuş, fakat bunu milletten gizlemişler… İspatı mı? Buyrunuz bu mevzuda Dr. İhsan A. Özkaya tarafından Milliyet gazetesinde 15 gün müddetle neşr edilen “Atatürk’ün Son Hastalığı ve Ölümü” başlıklı yazının son parçasından bir paragrafı birlikte okuyalım:
İkinci Koma
Daha sonra başucuna gelen Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp’in:
“– Dilinizi çıkarır mısınız efendim?..” demesi üzerine dilini yarısına kadar uzattı.
Profesör tekrar:
“– Lütfen biraz daha uzatınız…” diye seslendi.
Bu anda Atatürk dilini tamamen çekti, sonra başını Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp’in bulunduğu sağ tarafa çevirdi ve dikkatle ona baktı.
“– Aleykümesselâm” diyerek komaya girdi. Atatürk’ün dudaklarından dökülen son sözü bu oldu. Yapılan ikinci ponksiyondan tam otuz saat sonra ikinci komaya girdi.” (*)(Milliyet, 24 Kasım 1976, s.5)
Evet, kaderin ne garip cilvesidir ki, Mustafa Kemal’in son sözü “ALEYKÜMESSELÂM” olmuştur.” (Büyük Gazete-19.01.1977)