“AB’ye muhtaç değiliz, olmadı Şangay Beşlisi’ne gireriz” restini çekenlerle, “Avrupa Parlamentosu’nun müzakereleri dondurma kararının hukuki bir sonucu yok, bu kararın bizim açımızdan önemi yok. Biz inanıyoruz ki her şeye rağmen, Avrupa’da hala ‘Avrupa’nın geleceğini düşünen’ vizyon sahibi liderler mevcut” diyenler aynı kişiler midir? Eğer öyleyse, bu kadar kısa sürede kendini tekzip etmek hayra alamet mi sayılmalıdır? Sözün kıymetinin kalmadığı yerde, ciddiye alınma potansiyelimiz giderek düşmekte değil midir?

***

Devletin resmi televizyonunda, yani “klasik tabirle” bu ülkenin insanlarının vergileriyle maaş ödenen bir kurumda, maç özetlerinin gösterildiği ve bildik futbol yorumlarının papağan gibi tekrarlandığı bir futbol programının sıradan bir sunucusuna ayda 278 bin TL ödendiği iddiası doğru mudur? Söz konusu spiker, bu iddianın ortaya atıldığı Haziran ayında “İstanbul’a gelince bu iftiralara yanıt vereceğim” demesine rağmen, halka bunun hesabını vermiş midir? Kamunun parasıyla böyle “bol kepçe” maaş dağıtılması haktan reva mıdır? Kamuoyu vicdanı neden şey, Türkiye’de ölmüş müdür? Neden kimse bunun hesabının verilmesini dillendirmez? 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırının 4 bin 600 lira olduğu ve milyonların bu parayı bile alamadığı bir ülkede bu iddia doğruysa, halkın parası çar çur edilmekte değil midir?

***

Geçen Kasım’da uçağını düşürdüğümüz Rusya’yla yaşanan “normalleşme”, beklenen “düzelme” etkisini neden oluşturamamaktadır? Bilindiği üzere, geçen Kasım ayındaki olayın ardından “haddini bildirdik”, “bekle Moskova fethe geliyoruz” minvalindeki “ahaliyi dolduruşa getirme” naralarının ardından yaşanan bu ani normalleşmeye gerekçe olarak, “Sebze meyve ihracatı eskisi gibi olacak”, “Rusya’dan eskisi gibi bol turist gelecek”, “ekonomimiz biraz olsun rahatlayacak” argümanları ileri sürülmüştü. Buna rağmen Rusya’nın “normalleşme hemen olmaz” demesi, bize karşı kasıtlı bir tavır mıdır? Eğer öyleyse, Rusya’ya karşı da “Ey Rusya” dememiz gerekmez mi? Aynı zamanda, Suriye’deki katliamlardan sorumlu tutulan Rusya’ya, bu normalleşmenin ardından en ufak bir eleştiride bile bulunulmaması ne kadar insafa sığmaktadır?

***

MHP tabanı şu an neler düşünmektedir? Bahçeli’nin “iktidar olmama”, “zirveye oynamama” ve “risk almama” tavrının geldiği nokta hakkında neler düşünmektedirler? 7 Haziran seçimlerinden sonra “gel başbakan ol” teklifine “zinhar olmaz, muhalefette kalacağım” diyen Bahçeli’nin, iktidar partisinin her müşkülünü çözer konuma gelmesini nasıl değerlendirmektedirler? Benimsiyorlar mıdır yoksa kabullenememekte midirler? Halk tabiriyle AKP’nin “stepnesi” durumuna düşmeye ses etmeyecekler midir? 

***

İsrail’le yaşanan “normalleşme” ve neticesinde imzalanan anlaşmayı iktidar medyasının aleni şekilde “yalan söyleyerek” bir “zafer”, “İsrail’e diz çöktürme” olarak takdim edebildi. Bu büyük bir aldatmaca, tam bir “cambaza bak” oyunu değil de nedir? İsrail, hem üzerinde hak iddia ettiği Doğu Akdeniz gazını en uygun maliyetle (yani Türkiye üzerinden) Avrupa’ya ulaştırabilme şansına erişmiş, hem Mavi Marmara katliamı dolayısıyla üstünde bulunan suçlamalardan kendince aklanmış, hem de bütün bunları 20 milyon dolar gibi cüzi bir “lütuf ödemesi” (tazminat şartını bile kabul etmeyerek, ki kabul etmesi demek suçlamaları kabul etmesi demek olacaktı) ile aradan çıkarmıştır. Üstüne üstlük Gazze’ye ambargo falan da kalkmamıştır. Dilendiği iddia edilen “özrün” herhangi bir resmi metni vs de ortada yoktur ayrıca. Geçtiğimiz gün Türkiye’ye yeniden atanan İsrail Büyükelçisinin “pişmiş kelle” misali sırıtkan yüz ifadesi de kimin ne kadar kazançlı çıktığını göstermektedir. Bunun neresi Türkiye açısından bir zaferdir, İsrail hangi noktada diz çökmüştür?