Biz köylü çocukları, babamızın, “ceketimi satarım yine seni okuturum” dediği insanlarız. Köyümüzde ilkokuldan başka okul yoktur. Ortaokulu ve liseyi okumak için şehre gitme mecburiyetimiz vardır. Şehirde, ya üç beş öğrenci bir araya gelip bir ev tutacağız ya da yurtta kalacağız. Başka çare mi, başka çaremiz olsa zaten babamız “ceketimi satarım yine seni okuturum” cümlesini kurmak zorunda kalmaz. “Oku bizim gibi olma” cümlesi köy hayatının yani yoksul yaşamanın çaresizliği sonucunda kurulmuş ağır bir cümledir. Bu ağır hayat şartlarını ne bisküvi çocukları ne de balkon çocukları bilir. Zengin çocuklarının ise böyle bir hayattan değil bilme haberi bile yoktur. Siyasilerimiz mi, siyasilerimiz ancak köyleri bilmem kaç kilometre hızla giden bir uçaktan ne kadar görebilirlerse o kadar yani turistik bilgi dışında herhangi bir bilgileri mevcut değildir. Siyasilerin yoksul yaşam hakkındaki bilgileri resmi bayramlarda okunan sıkıcı gereksiz tören metinlerinden ne öğrenilirse o kadardır. Önlerine hasbelkader gelmiş bir yoksul yaşamı konu alan metni zoraki okudukları, buna da seçim meydanlarında şov malzemesine dönüştürmek için şöyle bir göz ucuyla üstünkörü baktıkları, hepimizin malumudur. Eğer böyle olmasaydı ülkemizde bu kadar yoksul olur muydu, elbette olmazdı! Bu ülkede binlerce öğrenci yurdu var. Bunu devleti yönetenler bilmiyor mu? Bu yurtların ne işe yaradığını, bu yurtlarda kimlerin çocuklarının hangi şartlarda kaldığını devleti yönetenler bilmiyor mu! Bal gibi biliyor! Bilmemek, görmemek, duymamak için kulağının üstüne yatıyor siyasilerimiz! Yurtlarda önlem meselesini konuşuyorlar. Önlem almak için 12 can mı vermemiz gerekiyor! Kaldı ki neden yurtlar olsun! Yurtlar olmadan yani yurtlara ihtiyaç olmayacak bir şekilde düzenleme yapılamaz mı, yapılır. Yurtlarda önlem almaktansa yoksulluğun ortadan kaldırılması gerekmez mi! Sorunun kaynağına inmeyip sorunu yüzeysel bir şekilde çözerek şov malzemesi yapmak daha kolay geliyor yoksulluğu hiç ama hiç görmemiş yetkililere!

Hiç kimse lafı döndürüp çevirmesin! Bu ülkede kimse kimsenin acısını duymuyor. Özellikle de vicdansız zenginler ve yetkililer yoksulların ne çektiklerinden haberleri yoktur. Aslında vardır ama görmezden geliyorlar. Yüreğimiz yandı şuramız buramız yandı diyenler ikiyüz bin liralık arabaya binerler ama evi olmayan bir yoksula altı üstü yüz bin lira bile vermezler ev alması için. Hep yardımdan konuşurlar ikiyüz bin liralık arabaya binerler oysa sadece yüz bin lira yardım etseler evi olmayan bir yoksul ev alsa çok büyük bir sorunu çözülecektir ama bırakalım yüz bin lirayı yüz lira bile vermezler. Sekizyüz bin liralık evde oturup ikiyüz bin liralık arabaya binerek hayat mücadelesinden bahsedenler sinirimizi bozuyor. Mücadele kelimesinin yanından dahi geçmeyenler hayat mücadelesinden bahsettiğinde içimizden onlara tokat atmaktan başka bir şey gelmiyor! Mücadeleymiş! Hayat mücadelesiymiş! Eli sıcaktan soğuğa değmemiş insan müsveddeleri mücadeleden bahsediyor!

Mücadele nedir biliyor musunuz, hayat mücadelesi! Yoksul çocuklarının az bir ücret karşılığında kaldığı yurtta kalmaktır. Ne doğru düzgün yemek vardır ne de yatak! Para olmadığı için dışardan yeme imkânı da yok. Bu satırların yazarı öğrenciliğinde o yurtlarda ve öğrenci evlerinde kaldı; ortaokuldan üniversiteyi bitirene kadarki hayatında hiç üç öğün yemek yemedi, öğrencilik hayatı iki öğün yemekle geçti. İşte bu yüzden kimse yoksulları açlıkla terbiye edeceğini sanmasın! Buna kalkışmasın! Hayat mücadelesi nedir biliyor musunuz! Çalış didin kıt kanaat geçinerek çocuklarını okutmaya uğraş. Şehirde bir evin olmadığı için çocuğunun kalacak yeri dahi yoktur. Okusun diye bütün imkânlarını zorla az bir ücret alan bir yurda çocuğunu koy sonra… Sonrasını yazmaya gücüm yetmiyor… Gücü yetenler konuşsun dursun! 

Elbet yanarak tabutlara konmuş canlar, mahşerde siyasilerden haklarını sorarlar!