Bağdat’ın ecelerinden Zübeyde,

Karizmatik kişiliğiyle tarih onu unutacak gibi değil.

Lakin kadına değer veren bir ailede yetişmesinin de payı büyük.

Sadece Harun Reşid’in eşi,

Ya da Halife Emin’in annesi değil.

Eşi ile birlikte aynı dedenin, merhametli halife Mansur’un torunudurlar.

Harun Reşid’in sadece amcasının değil, teyzesinin de kızıdır.

Şafak imparatorluğunu yönetmiş kayınvalidesi Hayzeran’ın yeğeni.

İlkler Zübeyde’de toplanmış gibidir.

Abbasi ailesinden halife annesi olan tek kadındır.

Henüz üç yaşındayken babasını kaybedince, dedesi eğitimi ile meşgul oldu.

Halife torunu, halife gelini, halife eşi ve halife annesi oldu.

Hayzeran’ın isteğiyle Harun Reşid ile Bağdat’ta görkemli bir törenle evlendi.

Harun Reşid’in çevresinde yaşanan olayları konu edinen Bağdat menşeli “Binbir Gece Masalları”nın önemli kahramanlarından biri olarak da tarihe geçti.

Büyük bir ziyafetin verildiği, halka altın, gümüş, misk ve amber dolu kapların dağıtıldığı, ülkenin dört bir yanından kıymetli hediyelerin gönderildiği törende Zübeyde’nin baştan aşağı mücevher, kıymetli taş ve incilerle süslü gelinliğinin ağırlığından dolayı yürüyemediği rivayet edilir.

Zübeyde, Harun Reşid ile evlendikten sonra Abbâsî sarayında etkin bir rol üstlendi ve halifenin daima en yakınında idi. On bir kez hacca giden Harun Reşid’in çoğu kez yanında yer aldı.

Oğlu Emîn’in veliaht tayin edilmesinde etkili oldu. Harun Reşid, halifeliğe daha zeki olduğu için diğer oğlu Me’mûn’u lâyık görse de, Zübeyde’nin karizması ve ekonomik gücü baskın geldi.

Zübeyde, kayınvalidesi ve teyzesi Hazeyran’dan zekâsını almıştı sanki, siyasi kariyerini kullanıp, devlet işlerini dizayn ediyor, kadıların ve devlet erkânının atamalarında, Harun Reşid onun önerilerini dikkate alıyordu.

Eşinden sonra hilâfete gelen oğlu Emîn ile üvey oğlu Me’mûn arasındaki iktidar mücadelesinde de etkin rol oynadı. Eşinin son yıllarında Rakka’da yaşayan Zübeyde, onun vefatından sonra oğlunun yanına Bağdat’a gitti. Bağdat’ın ileri gelenlerinden, çok büyük bir kalabalıkla yola çıkan Emîn, annesini Enbâr’da karşıladı; burada başlayan karşılama töreni Bağdat’a kadar sürdü. Bundan sonra Zübeyde’nin gücü daha da arttı ve oğlunun kararlarında etkili oldu. Ancak Zübeyde, oğlunu korumaya çalışsa da Me’mûn’un zarar görmesini de istemiyordu.

İki kardeş arasında başlayan iktidar mücadelesinde Me’mûn’un kuvvetleri Bağdat’a girince Zübeyde tutuklandı. Emîn’in öldürülmesinden sonra çıkan ayaklanmada torunları ile birlikte şehirden çıkarıldı. Zübeyde’nin, Me’mûn’un kumandanının hakaretlerine uğradığı, halifeye gönderdiği mektuptan ve onun verdiği cevaptan anlaşılmaktadır.

Zübeyde, oğlunun öldürülmesinden iki ay sonra Bağdat’a döndü ve kendisini hayır işlerine adadı. Oğlunun ölümünden duyduğu üzüntüyü, bir mersiyeyle Me’mûn’a bildirdi; oğlunun kanını talep etmesi yolundaki tavsiyelere de itibar etmedi. Müslümanlar arasında fitne çıkarmaktan uzak durdu, barıştan yana oldu. Me’mûn, kardeşinin ölümüne çok üzüldüğünü ifade ederek, üvey annesi ve ailesini her yıl 100.000 dinar ve 1 milyon dirhem yollamak suretiyle himaye etti. Kimi zaman Zübeyde’nin yanına giderek onun gönlünü aldı. Ne ki, Zübeyde’nin başta hac olmak üzere toplumda görünmesini engelleyecek tedbirleri de aldı.

Zübeyde, Me’mûn ile Bûrân Hatice’nin düğününde hazır bulundu. Düğünde kendisine gösterilen saygıdan memnun kaldı ve Bûrân’a inci ile bezenmiş Emevî tarzı elbise ile büyük bir köyün gelirini hediye etti. 831’de 71 yaşında vefat etti.

Başta Ebû Yûsuf olmak üzere zamanının âlim, edip ve sanatkârlarıyla iyi ilişkiler kurdu, onların meclislerinde bulundu. İbn Hallikân, çok dindar olan Zübeyde’nin 100 kadar hâfız câriyesi bulunduğunu ve sarayından dışarıya “arı kovanı gibi” Kur’an sesleri yayıldığını kaydeder.

Kendisine verilen iktâ arazi ve akarlardan aldığı payın yanında, babasından kalan miras dolayısıyla önemli bir servete sahip olan Zübeyde; muhtaçlara, sâlihlere, ilim adamlarına, hekimlere ve sanatkârlara bol ihsanlarda bulunmuştur. 3 milyon dinar harcayarak Kûfe-Mekke yolunu yaptırmış, daha sonra bu yol, “Derbizübeyde” adıyla anılmıştır. Aynı şekilde 1,7 milyon miskal altınla Tâif yolu üzerindeki Tâd dağının eteğinden çıkan suyu Arafat’a getirtmiş, burada yapılan havuzla çevreye taksim edilmiş, kalan su kanallarla Mekke’ye ulaştırılmış ve bu su yolu “Aynizübeyde” adıyla meşhur olmuştur. Tebriz’in imarına katkıda bulunmuş, bir cami yaptırmıştır. Amanos dağlarında Belen Geçidi girişinde konak yeri olan Bağrâs’ta bir aşevi kurdurmuş, Bağdat’ta iki cami yaptırmıştır.(*)

Böylece o, hayır işleri ile de halkın gönlündeki Binbir Gece Masalları’nın hâlâ yaşayan kahramanıdır.

(*) Bkz. Gülgün Uyar, “Zübeyde bint Ca’fer”, c. 44, DİA, İstanbul 2013, s. 517-519.