Emperyalizm İngiltere’den Amerika kontrolüne girdiğinden beri, Müslümanlar üzerinde oynanan oyunların çeşitliliği giderek artıyor. Müslüman coğrafyayı kontrol altında tutmak için bu gerekli idi. Amerika’nın ırkçı ve haçlı emperyalizmine karşı Orta Doğu’da ciddî bir tepki gelişti kimi dönemlerde. I. Irak işgalinden sonra bu giderek tırmandı. Tabiî bu durum Amerika’yı yeni tedbirlere yöneltti.

Geçmiş zamanda ideolojik yaklaşımlarla daha çok sol çevreler kapitalizme, dolayısıyla Amarika’ya karşı tepkiliydi. Bu 1990’lı yıllarda çöktü. Batı’dan gelen sağ ve sol düşünceler birbirlerinin tamamlayıcılarıydı. Ya da birbirilerini dengeleyen unsurlardı. Orta Doğu iki egemen güç tarafından paylaşılmıştı geçmişte. Elbette büyük pay Amerika’nındı. Petrol bölgeleri İngiliz emperyalizminden beri İngiltere Amerika ve İsrail üçgeni içinde yer alıyordu. Hâlâ öyle. Batı’nın müdahalesiyle Rusya belli bir çizgiye çekildikten sonra bölge boş kaldı. Emperyalizm, öteden beri Müslümanların kendisi için tehlike görmekte. Haçlılık ruhu öteden beri baskın. Özellikle Türkiye düzleminde bu giderek bir tırmanış gösterdi.

Türkiye, İttihat ve Terakkî’den beri Batı güdümünde. İnişli çıkışlı dönemleri var. 1940 yıllardan itibaren özellikle 2. Dünya savaşından sonra Amerika emperyalizminin güdümüne girdi. NATO, Marshal yardımları ile iyice pekişti. Türkiye artık hareket alanlarını yitirdi.

Türkiye antikomünist algıya tepki olsun diye Amerika güdümüne iyice girdi. Aslında bu, İsmet İnönü ile başladı. Sonra da sağ iktidarlar bunu ısrarla sürdürdü.

1960 sonrasında sol ideolojinin bir süre tırmanışa geçmesiyle sağ kendini daha güvende görmek ya da ateizmden uzak durma bahanesiyle Amerika şemsiyesi altına girdi. Bu kural hiçbir zaman değişmedi.

Milli Görüş’ün siyaset sahnesine gelmesiyle dengeler değişti. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı, haşhaşın ege bölgesinde yeniden üretilmesi, ağır sanayi hamlesi emperyalizmi rahatsız etti. Bu iktidar çöktü. Bu sürecin ardında art arda darbeler geldi.

1991 I. Ve II. Irak işgalinden sonra Amerikan zulmünün tırmanışı bölgede antiemperyalizm Müslümanlar arasında giderek karşılık buldu. Amerika İsrail işbirliği, Filistin zulmü ve kuşatması bunu daha da hızlandırdı.

Amerika ilk kez bir siyahîyi başkanlığa getirdi. O dönemde Müslümanlar üzerinde etkili olan ve hâlâ etkisi devam eden propaganda ile Barak Hüseyin Obama’nın Müslümanlığı gündeme geldi. Bu etki hâlâ sürüyor.

Amerika Türkiye’de İttihatçı gelenekle iş yürütüyordu. Türkiye özelinde değişen sosyolojik yapısı Amerika’yı yeni arayışlara itti. Önce Turgut Özal ile bir değişime gitti. Fakat I. Irak işgali Özal’ı özellikle yıprattı. Çünkü Amerika ile birlikte emperyalizm ile el tutulması ciddî rahatsızlık getirdi. Anti Amerikancılık hız kesmedi.

Milli Görüş’ün yükselişi, RP-DYP iktidarında D-8 Projesi emperyalizmi iyice rahatsız etti. Bölgede İran ile işbirliği onlar için oldukça tehlikeli idi. Uzak Doğu ülkelerinden Bangladeş, Pakistan, Endonezya, Malezya, Mısır ve Nijerya birlikteliği 28 Şubat sürecini başlattı. Bu, sadece Türkiye üzerinde değil diğer ülkelerde de doğrudan ya da dolaylı darbeler oldu.

28 Şubat sonrası oluşturulan iktidarın ağır yükü, baskısı Milli Görüş içinden doğma bir bölünme, cemaat (bugünün deyimiyle paralel) birlikteliği yeni bir süreçti. BOP, Medeniyetler Arası Diyalog, Dinler Arası Diyalog süreci emperyalizmin ağır algısını zayıflattı. Barack Hüseyin(!) Obama algısı antiemperyalizmi iyice zayıflattı. Amerika’ya sempati beslendi. Bu dönmede yeni algılar oluşturuldu. 3. Sınıf dünya ülkeleri safında olmaktansa I. Sınıf emperyalizmin güçlü ülkeleri ile birlikte olma tercihine yönelindi.