Adana Aladağ’da Süleyman Efendinin talebelerine ait bir kız öğrenci yurdunda yangın çıktı. 12 canımız yandı. Şimdi olayı genellemeden ve de bir kesimi, bir cemaati töhmet altında bırakmadan haklı olarak şu soruların cevap bulması lazım;
1) Yangın çıkan yurdun yangın merdiveni kilitli miydi? Gerçekten de yangın merdivenine açılan kapı plastik miydi? Demirden, metal, yanmaz değil miydi?
2) Bu yurt binasına ruhsatı kim, hangi kurum/kuruluş verdi?
3) Yasalar gereği bir öğrenci yurduna ruhsat alınırken itfaiyenin bir kereliğine kontrol edip “uygundur” raporu verdiği biliniyor. Ama sadece bir kere ve başlangıçta. Peki, ama bu ruhsat alındıktan birkaç yıl sonra yurdun fiziki şartları değiştiğinde ne olacak? Doğrusu şu şekilde olmamalı mı? Bu yurtlara ilgili itfaiye her sene yangın raporu vermeli. Şartları yerine getirmeyen yurt uyarılmalı ve gerekirse kapatılmalı...
4) Denetleme konusunda da bir keşmekeş, kafa karışıklığı yaşandığı ortada. Milli Eğitim Bakanlığı bu alanda çatı kuruluş olarak ön almalı, öncülük etmeli ve Türkiye’deki tüm yurtları gerçek manada denetim kapsamına almalı.
5) Ölümlü yurt yangınları çoğunlukla kız öğrenci yurtlarında yaşanmakta. Neden acaba? Konya’da çıkan yangın da kız yurdunda değil miydi?
6) Süleymancılar ya da Süleymanlılar olarak bilinen cemaat Türkiye’de uzun yıllardan bu yana yurt faaliyetini en profesyonel bir şekilde yapmaya çaba sarf eden bir gurup. Bu olaydan yola çıkarak tüm Süleymanlıları aynı kefeye koymak doğru olmaz. Ancak, lokal olarak bu olayda kimin ihmali varsa, kimin kusuru varsa ortaya çıkarılmalı ve sorumlular cezalandırılmalıdır.
7) Bu yurtta yakın planda yangınlarla ilgili tatbikat yapıldı mı, yapılmadı mı?
8) Elbette 12 canımızın, ciğerimizin yanması yüreklerimizi dağladı. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Şu an evladı, çocukları ölenlerin durumunu aileleri dışında başka kimse anlayamaz, hissedemez.
9) Fakat bu yangını salt bir “yurt yangını” olarak algılamak da doğru değil. Allah aşkına bu mesele de, eğitim sistemimizin, daha doğrusu eğitim sistemsizliğinin bir önemli parçası değil mi? Birkaç yılda bir değişen Milli Eğitim Bakanları, bu değişen Milli Eğitim Bakanlarıyla birlikte hoop anında değişen eğitim sistemimiz! Bu yangında, yaz-boz tahtasına dönüşen eğitim sisteminin hiç mi payı ve rolü yok! Bırakalım artık bakan değiştirmeyi de çocuklarımız daha iyiye, daha güzele, daha doğruya nasıl yönelir, ona bakalım biraz da…
10) En önemlisi de şu; bu tür olaylardan sonra konu/lar enine boyuna tartışılır, taraflarca masaya yatırılır, demeçler verilir, yerinde ziyaretler yapılır, fotoğraflar verilir, raporlar hazırlanır, suç duyurularında bulunulur, mahkeme aşaması devam eder… Fakat şu genellikle olmaz; bu yangının sorumlusu şu şu şudur! Şu şu şu ihmalleri olmuştur… Suçları sabit görülenler görevlerinden uzaklaştırılmışlardır, ya da şöyle bir müeyyide ile karşı karşıya kalmışlardır… Sahi, merak eder dururum; bizim memlekette neden böyle şeyler olmaz…
BENİM DE TRAJİKOMİK BİR ÖYKÜM VAR!
Şimdi eğri oturup doğru konuşmak lazım.
Hatalar zinciri sadece Adana/Aladağ’daki yurtta mı?
Kendimden örnek vermek isterim;
Orta ve liseyi okurken devlet yurdunda kaldım; başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurdu’nda.
Tek katlı bir binaydı. Farklı okullardan ve sınıflardan yaklaşık 50-60 kadar öğrenci kalırdık.
Giriş katta yönetim ofisi, müstahdem odası, belletmenlerin kaldığı bir oda, yatakhaneler, WC’ler, banyolar, yemekhane ve mutfak vardı. Bahçeye açılan bir odada ise öğle yemeklerinden sonra çay servisi yapılırdı... Bu oda aynı zamanda ütü odası olarak da kullanılırdı.
Kaldığımız yurdun bir de bodrumu vardı. Bu satırları kaleme alışımın sebebi tam da burada zaten.
Bu bodrum katta çelik elbise dolapları ve kocaman bir etüt (ders çalışma) salonu bulunuyordu.
Sabah namazlarından sonra ve akşam yemeğinden sonra yatış saatine kadar disiplinli birkaç saatimiz geçerdi bu salonda. Doğrusu, çok da verimli olurdu.
***
Ey sevgili okur! İşte buraya dikkat!
Biliyor musunuz, 50-60 öğrencinin ders çalıştığı bu bodrum katında yer alan etüt salonunun bir merdiven haricinde hiçbir çıkış ve de kaçış noktası yoktu! Minik, insan çıkamayacak şekilde tasarlanan pencereler haricinde…
Hafazanallah, merdivenlerin yer aldığı bir alanda bir yangın vuku bulması halinde topumuzun birden cayır cayır yanması işten bile değildi.
Etüt salonunun hemen bitişiğinde gıda malzemelerinin yer aldığı “ambar” vardı. Hep düşünmüşümdür, ders çalıştığımız bu salondan ambara neden bir geçiş yapılmamıştı? Gerektiğinde hayat kurtaracak bir geçit…
İşin daha da trajikomik yanı ne, biliyor musunuz? Şu; devlet maalesef yurtta, önemli evrakların olduğu çelik dolabı, “yangından en önce kurtarılacak demirbaş malzeme” olarak gösterirken, “can”ları korumak için bir önlem, tedbir alma ihtiyacını hissetmiyordu.
***
Yukarıdaki fotoğraftan bugüne neredeyse 40 yıl geçti! Hâlâ bir şeylerin değişmediğini görmek, görmekten öte yaşamak insana gerçekten acı veriyor.
AYIP BE KARDEŞİM!
CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, Adana’daki yurt yangınını kastederek, cemaat ve benzeri yapıların faaliyetlerinin bir an önce durdurulması gerektiğini belirtti.
Seyit Bey hızını alamayarak şunları da ileri sürdü:
* “2008 yılında Konya Taşkent’te yaşanan ve Adana’da tekrarlanan felaket, başka bir yerde kapımızı tekrar çalacak. Yasımızı sessizlik içinde tutamıyoruz, çünkü karşımızda, bu felaketler konusunda sorumluluk alıp önleyici düzenlemeler yapmak yerine, ihmallerden doğan bu felaketleri fıtrata bağlayan bir iktidar var. ‘Fıtrat’ diyenlere, eğitim alanında son 14 yıldır yaptıklarını hatırlatıyoruz.”
* “Cemaat ve benzeri yapıların faaliyetlerinin hemen durdurulması gerekir. Eğitimin bugün içinde bulunduğu kriz durumu karşısında TBMM çatısı altında kapsamlı bir çalışma yürütülmesi bir zorunluluk haline gelmiştir.”
Bir dakika bekler misiniz, Seyit Torun bey!
* Siz, bir futbol sahasında çıkan yangından sonra, “Türkiye Futbol Federasyonu hemen kapatılmalıdır” dediniz mi, hiç?
* Siz, bir bakkalda çıkan yangın sonrası, “Türkiye Bakkallar Federasyonu kapatılsın” dediniz mi, hiç!
* Tokyo Yangını, insanlık tarihinde yakın zamanda gerçekleşmiş olan en etkili yangın felaketi. Tokyo Yangınında, 142.000 kişi hayatını kaybetti, 570.000 ev yıkıldı ve 1,9 milyon kişi evsiz kaldı. Japon halkı, bu felaketten 12 yıl sonra Hiroşima ve Nagazaki’ye atılacak atom bombaları ile bir kez daha yıkılacaktı... Sayın Torun, merak ettim; bu felaketlerden sonra Japonya hangi kurumunu/kurumlarını kapatmış ve lağvetmiştir?
***
Tamam, yangında kimin kusur ve ihmali varsa ortaya çıksın, cezalarını çeksinler ama buradan yola çıkarak bütün cemaatlere sallamak biraz ayıp olmuyor mu? Nasıl yani, bu yangını cemaatler mi çıkardı?