Tanzimat ın kültür ortamında yetişen Abdülhak Hâmid, kültürü ve yeteneğiyle şiirimiz için değerlendirilip geliştirilememiş bir imkândı. Yetmiş yıllık sanat hayatında, hemen hemen üç nesli etkileyen bu şair, ilk Tanzimatçıların eski şiirimizle kopardıkları bağları yeniden kurabilecek bir yetenekti. Abdülhak Hamid, üstadı Namık Kemal den gördüğü ilgiyi çevresinden ve daha sonrakilerden de gördü. Uzun süre Dışişleri mensubu olarak başka ülkelerin, başka insanların arasında dolaştı. Batıyla oluşan diplomatik ilgilerinden biraz daha derin ve çocukluğuna kadar uzanan, ama fazla gelişemeyen eski edebiyatımızla ilgisi ve hep şımartılan havai mizacı, bu imkanı yeterince kullanmasına engel oldu. Bu yetenekli şair, hızla gelişen sosyal olaylarla iç politikanın dışında kalışı yüzünden, gazeteci olan ilk Tanzimatçılara ne kadar uzaksa, belli bir disiplini gerektiren geleneğin her alanda beklediği titiz dikkatlerden de o kadar uzaktı. Çoğu zaman kendi sınırlarında kalan, sorumsuz bir "ben" şiirinin biraz romantik, biraz egzotik ve her zaman savruk kurucusu olmaktan ileri gidemedi.
Önce Hâmid in şiiri üzerinde, sonra da gelenek, yenilik ve medeniyet değişmesine bağlı konular üzerinde tartışan Muallim Naci ile Recaizade Ekrem, edebiyat çevrelerinde bugün de görülen iki ayrı anlayışın 19. yüz yıl sonundaki temsilcileridir. Recaizade nin gözyaşlarıyla Fransız duyarlığında yetişen Servet-i Fünuncular ise, Fikret ve Cenap ile Halit Ziya ve Mehmet Rauf öncülüğünde Osmanlı aydınının kimliksiz ve kişiliksiz birer "birey" olma çabalarını ortaya koyan eserleriyle çok etkili oldular.
Dekadan saldırısı
Bu arada, önce yeni edebiyat telakkisinin sözcülerini destekleyen, sonra da Servet-i Fünun dergisinde yazanların yozlaşmalarına kızarak bunlara "dekadan" diyen Ahmet Midhat Efendi nin ilgi çekici bir tavrı vardır. O, önce şiirde geleneği sürdüren Muallim Naci yi desteklerken, daha sonra onun etrafında toplananların Tercüman-ı Hakikat ın edebiyat sayfalarında "harabati edebiyatı" yapmalarına karşı çıktı. Böylece geleneğe bağlı saf şiir anlayışı, yeniliğe önem vererek kamplaşan gazeteci bakış açısından olduğu kadar yerliliği savunanlardan da ciddi bir destek bulamadı.
Tanzimat ın ilk dönem şair ve yazarlarının çoğu gibi saf şiire pek önem vermeyen Ahmet Midhat Efendi, bir yandan da roman ve hikayede batılı örneklere özenen Halit Ziya ve arkadaşlarına karşı yerli kalabilmenin yollarını aradı. Fakat yerli bir üslup arayışının Ahmet Rasim ile Hüseyin Rahmi den başka kendinden sonra takipçisi pek görülmedi. O yüzden de şiirdeki dekadan saldırısı sanat ve edebiyatımızın her alanında görüldü.
Yirminci yüz yılın başında Servet-i Fünun un yanlışlıklarına tepkiyle ortaya çıkan ve halk edebiyatı ile İslam öncesi şiir formlarını örnek edinen Genç Kalemler in çalışmaları ise, sadelik ve basitliği ilke edinmeleriyle, yalın ve süssüz bir öz şiir formu olan hece veznine dikkati çekmekle yetindiler. Fakat kendilerinden öncekilerin yanlışlığını da bir yanıyla sürdürmekten geri kalmadılar; hiç de estetik sayılamayacak kaygılarla Batı edebiyatına olduğu kadar Divan şiirine de milli edebiyat adına reddiyeler yazdılar. Beş yüz yıllık yetkin bir sanat birikimini inkar etmekle zavallılaşacaklarını anlayamadılar; Divan şiirini sosyal kaygılar, aktüel tartışmalar ve genel-geçer hükümler çerçevesinde ele aldılar. Bu yüzden Genç Kalemler in yaptıklarına, tamamen yanlış değilse bile eksik ve tek yanlı bir çaba gözüyle bakabiliriz. Bunların, kendi toplumunun aydın çevrelerinde oluşan geleneksel birikime karşı çıkma yanlışlığı bir kere daha tekrarlandı. İlk Hececilerden sonra Orhan Veli ve arkadaşlarının da, biraz farklı amaçlarla ve daha farklı görünen yollarla aynı yanlışları tekrarladığını söyleyebiliriz.
Abdülhak Hamid in yöneldiği ufuklarda daha köklü bir yenileşmenin öncüleri olan Ahmet Haşim, Yahya Kemal ve Necip Fazıl hem batılı özentilerle dekadanlığın, hem de sathîlikten uzak durarak bu tür yanlışların dışında kalmayı bilmişlerdir.
Cumhuriyet in ilk dönemine kadar yaşayan Hamid, belli başlı bir akımın öncüsü olmamasına rağmen bir çok sanatçıyı etkilemiştir. Batıya yönelen edebiyatımızda, özellikle de şiirimizde, kendi adına da olsa, gelenekten bir takım etkiler ve unsurlar taşımıştır. Buna rağmen, iyice uzak ve bir anlamda batılılaşmış doğulu bir karakter taşıdığı için de, yeni şiirimizdeki bir çok tema ilk defa onun şiirinde görülmüş ve daha sonrakiler hiç değilse bir yanından Hamid le ilgilenmişlerdir.
Servet-i Fünun ve Milli Edebiyat dönemlerinden sonra ortaya çıkan Ahmet Haşim le Yahya Kemal, görünüşte hiç bir Hâmid etkisi taşımamalarına rağmen, onun okuyucusuna seslenmişlerdir. Hamid in romantik şiirleri, hezeyanlar şeklinde beliren insani çığlıkları, bunlarda daha başka yollardan sistemli birer "zihni poetika" haline gelmiş ve "çağdaş insan"dan yola çıkan bu iki şairin dikkatleri, Haşim de kendine, garip bir tabiat ortasındaki çocukluğuna, bu dünyanın doğurduğu hüzne yönelmiş, Yahya Kemal de de tarihi ve aktüel insanımızın öz değerlerine dönüşmüştür. İkisi de saf şiire tutkun...
Çağdaş bir ürperti
Bunlardan sonra, belirttiğimiz çizgide Necip Fazıl, Ahmet Hamdi ve Ahmet Kutsi nin şiirleri gündeme geldi. Necip Fazıl, daha çok Hamid e, Ahmet Hamdi de sonrakilere yakındır. Ahmet Kutsi ise, şiirinin taşıdığı çağdaş ürpertiyi geliştirmek yerine halk şiirine yönelerek tavır değiştirdi. Dikkat edilirse, sözünü ettiğimiz şairlerin ilgilendikleri sanatçılar da, onlar gibi hemen hemen aynı soydandır; aralarında bir takım benzerlikler, yakınlıklar vardır. Bu yakınlıkların en önemlisi çağdaş ürpertidir
"Putları kırıyoruz!" sloganıyla ortaya çıkan ve Sovyet ideolojisiyle Futurist eğilimleri şiirinde birleştirirken divan ve halk şiiri geleneğinin sadece sesinden yararlanmaya çalışan Nâzım Hikmet ise Nâmık Kemal in toplumculuğu ile Hâmid in serüvenciliğini kendince sürdürür gibidir. Her bakımdan o tarzı sürdürmeye çalışan Attila İlhan ise batılı etkilerle büyük şehir şiirini romantik üslupla söyler
Fazıl Hüsnü Dağlarca nın ilk döneminde, Çocuk ve Allah taki şiirlerinin temel motifleriyle Cahit Sıtkı nın bir çok şiirindeki ana temalara, Necip Fazıl duyarlığından geçmiş Hâmid etkisi gözüyle bakabiliriz. Hele Fazıl Hüsnü deki çok yazma ve her dönemde zoraki bir canlılık koruma çabasına ilk örnek olarak, yine Hâmid de rastlıyoruz. Bunlarda tesadüfi görünen geleneğin sesi Behçet Necatigil de daha şuurlu bir gayret haline gelir. Ondan sonra da gelenekten yararlanma eğilimi iyice yaygınlaşır
Bir yanıyla çağdaş dünya mistiği olan Asaf Hâlet Çelebi deki tabiatın karanlık ve esrarlı hazzını, kendine özgü masal dünyası kurma isteğini de Ahmet Haşim le kurulacak bir köprüyle Abdülhak Hamid e bağlayabiliriz. Asaf Hâlet teki divan estetiği disipliniyle orijinal duyarlığı da unutmadan tabii.
İkinci Yeni şairlerinin ulaşmak istediği şiirsel değerler, ölçülerinin yokluğu ve zihinlerinin bulanıklığı yüzünden bir türlü gerçekleşememiştir. Sezai Karakoç la birlikte modern bir üslûpla geleneğimize ve dünya şiir birikimine yönelen genç şairler, komplekslerden kurtulabilirse dünya çapında güçlü bir şiir ve onun öncülüğünde yeni sanat ve edebiyat eserleri ortaya koyabilecektir.
Fuzûli ile Şeyh Galip ten çağdaş bir ürperti getiren ve bazı yönleriyle Shakespeare tarzını sürdürmeye çalışan Abdülhak Hâmid i ele aldığımız yönlerden değerlendirebilirsek; onun, 19. yüzyılda güçsüz örneklerle tıkanan ve gelenekle bağlarını koparan şiirimizi dünya edebiyatının iyi örnekleriyle tanıştırdığını, şiirimize yeni ufuklar açmaya çalıştığını görürüz. Çağdaş Türk şiirine metafizik ürpertiler, varlık şüpheleri ve belirsiz korkular onunla girmiştir. Bütün şekilleri hiçe sayarak da olsa, bir takım estetik değerlere dikkati çekmeyi bilmiştir. Bunun anlaşılması çok şeyi kolaylaştırır.