Bismillahirrahmanirrahim;
15 Temmuz kutlamaları süresini geleceğimiz adına iyi değerlendirebildik mi dersiniz? Ağırlıklı olarak kalkışmanın 24 saatinin konuşulması dikkatinizi çekmiştir, sanırım. O süreci hazırlayan yarım asırlık gelişmeler teğet geçildi. Geleceğimize yönelik ciddi tedbirler alınması konusunda yeterli fikir ve projeler üretilemedi.
Kalkışmanın 24 saatlik kısmı elbette önemliydi. Çünkü o gün halkımız feraset, basiret ve kararlılığıyla güzel bir sınav verdi. Atalarına layık olduğunu gösterdi. Şehitlerimizi, gazilerimizi, halkımızı ne kadar takdir etsek az! İşin bu kısmında herkes müttefik!
Ancak, kalkışmaya o gün karar verilmiş değil ki! Olayın 50 senelik geçmişi ve hazırlığı var. Bunu kurcalarsak darbenin geldiği adres karşımıza çıkar. Küresel bir tuzakla karşılaştığımız anlaşılır.
Genellikle FETÖ’ye saldırarak kutlamalar yapıldı. Hâlbuki o kukla, piyon, maşa durumundaydı. Onu planlayarak besleyip palazlandıran, azmettiren kuklacılar vardı: ABD, NATO, AB, İsrail… Asıl perde arkasındakiler konusunda şuur uyanıklığı oluşturmak gerekmez miydi?
Milli Gazete yine basiretli davrandı. Darbenin asıl adresini gösterdi. 15 Temmuz günkü manşeti şöyleydi: “Darbeler Batı’dan geliyor.”
Cumhurbaşkanı’nın şu sözü isabetliydi: “15 Temmuz 1 dolara satın alınan taşeronlar eliyle gerçekleştirilmeye çalışılan bir işgal girişimiydi.” Fakat kutlamalarda o taşeronların küresel efendilerini vurgulayarak toplumsal şuur oluşturulamadığını gördük. Darbe girişimi için “Çanakkale” benzetmesi yapılıyorsa, işgalcilerimiz de var demekti. Onların deşifresi teğet geçildi.
GÜVENLİK İHMAL EDİLMEZ
15 TEMMUZ kutlamalarında hamasi, ayran kabartıcı, istismar edici söylemlere şahit olduk. Ya FETÖ’nün yolunu açanlar! Siyasi destek verip palazlandıranlar… İhmali olanlar… 50 yıllık geçmişin sorumluları… İstihbarat zafiyeti… Bunlar niçin konuşulup tartışılmıyor?
Yaşananlar, Diyanet İşleri eski Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu’nun sözünü aklıma getirdi: “FETÖ’cülük, herkesin kendi konumunu güçlendirmek için ötekine doğrulttuğu bir silah oldu.”
Konuyu akl-ı selimle, çok yönlü düşünmeliyiz. Mesela, kalkışmadan 1 gün önce birisi, “Türkiye’de darbe olacak” dese; belki o kişinin üzerine yürür; “Deli misin kardeşim!” derdik. Çünkü toplum darbe konusunda düzenlemeler yapan hükümetinden, “Bir daha darbe olmaz” güvencesini (!) almıştı. 15 Temmuz bu tezi çürüttü. Çünkü darbeci hükümetle pazarlık yapmazdı! Kalkışmayı menfaate çevirmek isteyenler çıktı. Gece kutlamalarında cumhurbaşkanının öncülüğünde TBMM’nin önünde toplananlardan bazısı AKP İstanbul Milletvekili Mehmet Metiner’i bile hayrete düşürdü: “FETÖ muhibbi ve destekçisi birilerinin, sırf eski devlet görevlerinden dolayı halkımızın karşısında, protokolün ön saflarında oturduğunu görmek fena halde canımı sıkıyor. Sol yanıma bakıyorum, FETÖ muhibbi ve destekçisi bir eski bakan oturuyor.” (18. 7. 2017)
FETÖ’cülükle mücadele hedefinden saptırılıyor. Ömrünü FETÖ’cülükle mücadeleye adayıp millet adına vatan nöbeti tutan Hukukçular Derneği İstanbul Şube Başkanı Mustafa Yaman’ın FETÖ’cülülük iddiasıyla tutuklanması bunun örneği. Başbakan Başdanışmanı Mustafa Şen, İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım gibi her kesimden yakın tanıdıkları “Mustafa Yaman’ın FETÖ’yle işi olmayacağını” anlatıyorlar.
GERÇEKLER ÖRTÜLEMEZ
DARBE girişimini hazırlayan 50 yıllık süreç iyi tahlil edilmeli. Olayın küresel ayağı dikkate alınarak yeniden 12 Temmuzlar yaşanmasın diye tedbirler alınmalı. Dost ve düşmanlarımızı iyi tanımakla ilgili toplumsal bir şuur oluşturulmasına ihtiyaç var.
FETÖ’nün siyasi ayağı mutlaka aydınlatılmalıdır. Basiretsizlikleri, menfaatleri sebebiyle FETÖ’nün palazlanmasını sağlayanlar veya ihmalkârlığı olanlar ortaya çıkarılmalıdır. Menfaatleri sürerken FETÖ’yü yere göğe sığdıramayanlar; menfaatleri elden gidince yerin dibine batırıyorlar. Popülist ve kaypak politikalar yeni 15 Temmuzlara sürükler.
Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu açık konuştu: “Şunu unutmayın! Bu adamları 10 sene bağrınızda siz beslediniz. Bu devletin sinir uçlarına girene kadar nüfuz etmelerini siz sağladınız! Bunlardan referans almadan, kimse ne askeri okula girebildi, ne bir makama gelebildi. Yanlış yapıyorsunuz, vebale giriyorsunuz!”
Hakikati gizlemeye çalışan zihniyet, kutlamalarda da hedef saptırmaya çalıştı. Halkı hamasetle oyaladı. Bağırıp çağırarak bazı şeyleri örtebileceğini sandı. Kutlamalara, hükümet partisiyle anamuhalefet partisi arasındaki gerginlikler, kutuplaşmalar damgasını vurdu. 80 milyon tek vücut olmamız gerekirken parlamento dışı muhalefet yine dışlandı. “Bi düşün, sonra yine kararını kendin ver” diyen Saadet Partisi bile!
Siyaset kurumu, içinden geçtiğimiz hassas süreçte sorumlu davranmalı. Polemik ve gerginlikler yerine fikir ve projeleriyle yarışmalı. O zaman siyaset seviye kazanacak, nice girift olaylar aydınlanacak, problemlerimizi birlikte çözme olgunluğuna ulaşacağız.