Çok konuşulan bir anekdottur… Tolstoy’un “İnsan Ne ile Yaşar” adlı kitabında, çiftçi Pahom’un hazin ve ibretlik bir öyküsü yer alır.
Sıradan, kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır. Uzak bir yerlerde, cömert bir zenginin karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için zengin adama gidip talebini iletir.
Bu zengin adam gerçekten de herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir.
Pahom’a, “Sabah güneşin doğuşundan akşam batışına kadar kat ettiğin bütün yerler senin; fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım” der.
- “Yoksa bütün hakkını kaybedersin.”
Pahom, güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye.
Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir araziyi es geçemez.
Şu bağ bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az bir zaman kalmış.
Koşar, koşar ama kesilir takati. Halsiz adımlarla yürümeye devam ederken, Pahom’un burnundan kanlar damlamaya başlar. Tam başladığı noktaya yaklaşmışken, bir an yığılır yere ve bir daha kalkamaz…
Zengin adam olanları izlemektedir. Çok kereler şahit olduğu olay yeniden vuku bulmuştur.
Adamlarına bir mezar kazdırır. Pahom’u bu mezara gömerler.
Zengin adam, Pahom’un mezarının başında durur ve şöyle der: “Bir insana işte bu kadar toprak yeter!”
***
Yarın, mübarek Kurban Bayramı…
Sosyal medyadır, iştir, güçtür, dünyanın çeşitli gaileleridir…
Tivitir mivitir, fesbuk mesbuk, instagram minstegram, tiktok miktok, yutup mutup…
Bunların tümünü bir kenara bırakın! Pahalı telefonlarınızı da…
Kurban Bayramı’nda annenizin babanızın, büyüklerinizin elini öpün. Dualarını alın.
Akrabalarınızı ziyaret edin. Uzaktalarsa telefonla arayın.
Rahmetli olmuşlarsa mezarına gidip bir dua okuyun. Yani, bayramı bayram gibi yapalım, inşallah…
O PAKETE BAKTIM, NELER DÜŞÜNDÜM!
Geçenlerde paketlenmiş 20 gramlık bir peynir gördüm, bir zincir markette.
Öyle yabancı bir marka falan da değil, çok iyi bilinen, yılların firmasına ait!
20 gramlık peynirin fiyatı ne kadar biliyor musunuz?
Tamı tamına 7 TL.
20 gram peynir 7 TL ise 100 gramı 35 TL. 1000 gramı, yani bir kilosu da 350 TL.
Türkiye… Tarım ülkesi… Hayvancılık ülkesi…
Ama yerli bir şirketin ürettiği yerli bir peynirin kilosu 350 TL.
***
20 gramlık o mini paketi elime aldım; sağını çevirdim, solunu çevirdim, altını üstünü çevirdim.
Ve garip duygulara daldım…
Bir zamanlar bu ülkede bir Tarım Bakanı vardı ve şunları söylüyordu:
* “İnşallah bu memlekette yolsuzluklar, usulsüzlükler artık bir son bulsun...”
* “İnşallah bu memlekette yatırım ve üretim artık ön planda tutulsun...”
* “İnşallah bu memlekette keyfi uygulamalar artık sona ersin...”
* “İnşallah bu memlekette atılacak köklü adımlarla Doğu ve Güneydoğu artık terk edilmesin...”
* “İnşallah bu memlekette atılacak adımlarla ekonomi obez değil, gerçek anlamda büyür...”
Ve o Tarım Bakanı şunu da dile getiriyordu:
- “Kendi gıdasını üretemeyen ülkeler tam bağımsız olamaz! O yüzden mutlaka bizim kendi insanımızı doyuracak gıdayı üretmemiz lazım…”
* O mini paketi incelerken, çocuğuna süt alamayan anneleri, evine ekmek götüremeyen babaları düşündüm…
* O mini paketi elimde evirip çevirirken, o Tarım Bakanı’nın bu sözleri kulaklarımda uğuldayıp durdu…
ERBAKAN YAPTIYSA VARDIR BİR BİLDİĞİ!
Geçen yazımda, Erbakan Hoca’nın başbakanken, yabancı büyük bir şirketin Türkiye’de yatırım yapmak istediğini, Hoca’nın ön şart olarak, “Bulunduğu ülkenin Millî Görüş Teşkilatı’ndan referans istediğini” yazdım.
Ve o yazının sonuna şu cümleleri de ekledim:
- “Erbakan Hocamız neden böyle bir uygulama yapmayı tercih etmiştir? Cevaplarınızı bekliyorum. Görüşlerinizden bazılarını da burada nasipse yayımlayacağım, inşallah! Konu hakkında duygu ve görüşlerinizi bekliyorum.”
Şimdi o görüşlerden bazılarını buraya alıyorum:
* “Öncelikle tebliğ babında, hakkı üstün tutma konusunda telkin ve istekte bulunduğunu tahmin ediyorum.
Yatırımın üretime dönük ve faydalı olmasını öncelediğini tahmin ediyorum, 1975’lerde Sanayi Bakanlığına teşvik için müracaat eden bir firma geri çevrilmişti, çünkü (dandy=züppe) sakız fabrikası için Avrupa’dan makine aksamı getirecekti, tabii; teşvik uygulama genel müdürü Temel Karamollaoğlu idi.
Üretilen katma değerin çoğu dışarıya gitmesin diye, yapılacak imalatın, kullanılan malzemenin bir bölümünün (%40 - %50 gibi) Türkiye içinden karşılanmasını şart koştuğunu tahmin ediyorum.
Müracaat eden firma şekerleme tesisi için makine teçhizatı getireceğini belirtiyor, evraklar incelenince (tabii evraklar İngilizce) sakız fabrikası olduğu anlaşılıyor. Sakallı genel müdürün İngiltere’de okuduğunu, böyle işlerde Vehbi Koç’u bile kapıdan çevirdiğini bilmiyorlar. Allah’a emanet olun.” (TEVFİK KILINÇ- KONYA)
* “Rahmetli Erbakan’ın neden böyle bir yol seçtiğini bilmiyorum. Fakat boşa olmadığı, bir bildiği olduğu kesin. Erbakan’ın yaptığı hizmetler unutulmaz. Allah rahmet etsin, mekânı cennet olsun. Amin. Ruhuna Fatiha.” (Ömer)
MİLLÎ GÖRÜŞ DEMEK BU DEMEK!
Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan, yatırım yapmak isteyen yabancı şirkete neden “Millî Görüş teşkilatından referans getirin!” demişti?
* Çünkü Millî Görüş demek ülkenin kalkınması için gerçekçi adımların atılmasını arzu etmek demek!
* Çünkü Millî Görüş demek, üretim demek, istihdam demek, kaynak demek, refah demek!
* Çünkü Millî Görüş demek, ahlak ve maneviyat demek!
* Çünkü Millî Görüş demek, devletini milletini sevmek demek, milletine ihanet etmemek demek!
* Çünkü Millî Görüş demek, bağımsızlık demek, maddi ve manevi alanda güçlenmek demek!
Bu umdeleri sayfalar dolusu uzatabiliriz…
Başbakan Erbakan, “Tamam, yatırıma izin vereceğiz ama önce Millî Görüş teşkilatından referans getirin!” derken bunları demek istiyordu…
***
NOT: Tüm okurlarımın Kurban Bayramı’nı içtenlikle tebrik ediyorum. (A.Ö.)