Şeyh Sadi Şirazi anlatıyor: "Bülbül ile kargayı aynı kafese koymuşlar. Bülbülün dili tutulmuş. Karga da ellerini ovuşturmuş, lâ havle çekmiş ve "Ey Allahım, ben ne günah işledim de böyle uğursuz, çirkin, bir yaratıkla aynı yerde kalma cezasına çarptırıldım" demiş.

Bülbül, kargaya yaranmak için karalar giyinse cıyak cıyak ötse acaba karga bundan hoşlanır mı

Tabii olmayan şeyden herkes nefret eder ama işine geldiği, çıkarına hizmet ettiği oranda "Aferin" vererek hizmet ettirir ve sonra atar.

"Karga, keklik gibi yürümeye çalışmış, keklik gibi yürüyememiş kendi yürüyüşünü de kaybetmiş" derler.

Hayatımız boyunca biz kendimiz olmaya çalışalım. "Biz, biz olursak, biz geçmez bize" İşte o zaman dosta da düşmana da faydalı oluruz. Görevimizi yerine getirmiş oluruz. Rabbimiz altı milyar insanın parmak çizgilerini ayrı yarattığı gibi karakterlerini de ayrı yaratmıştır.

Doktor hastasını tedavi ederken beyaz önlüğünü üzerine alır, doktor olduğuna hastayı inandırır, hastanın hasta olduğuna, tedavi için şu ilaçları alması gerektiğine inandırır. İşte o zaman hastaya faydalı olur.

Son günlerde sağ aydınlarda, inkarcılığını ilan edenlere karşı şirin görünme ve yaranma gayretleri görülüyor.

AIDS mikrobunu bir şırınganın içine koyup insanlara enjekte eden birini sever ve saygı duyar mısınız "Aaaa bizim sahip olmadığımız şeye sahipsin, ne olur bir de bana enjekte et" der misiniz

AIDS mikrobundan daha tehlikeli olan gavurluk mikrobu için Rabbimiz "Neces" Pislik kelimesini kullanıyor.( Tevbe 28)

AIDS, kişinin ölmesine sebep olur. Ama gavurluk ise ebediyen cehennemde yanmasına sebep olur.

Dünyada kendi çıkarlarına hizmet etmeyen milyarlarca insanı öldürmeye kalkan ve "Benim yanımda olmayan teröristtir. Terörün kökünü kazıyacağım" diyerek milyonlarca masumun kanına kasteden zalim zorbalara varıp "Bizi de karşınıza almayın. Biz, sizin gibi düşünüyoruz, bizden size zarar gelmediği gibi size zarar verecek insanları da yumuşatmasını biliriz. Yeter ki siz emrediniz, kendinizi yormayınız, bu emri bize vererek size hizmet şerefini lutfediniz"  diyenler var.

O da içinden "Enayi, beni kandıracağını zannediyor, viski içmiyorsun, gay değilsin, gaylara ve lezbiyenlere özgürlükten dem vurursun sonra Kur an dan Lut peygamberin kıssasını okuyarak bana kötü bakarsın, ardından da light İslam dan bahsedersin. Domuzu benim yanımda gördüğünde "Ne cici şey" diyorsun ama ondan nefret edip etini yemiyorsun" diyor.

Sevgili peygamberimiz, alemlere Rahmet peygamberi olduğu halde Medine deki Münafıklar ve Yahudiler ondan hoşlanmamışlardır.

Hiçbirimiz Sevgili peygamberimizden daha şefkatli daha merhametli olamayız. Buna rağmen Rabbimiz, Medine deki kafirlerin durumunu bize haber veriyor: "Eğer onlar bir sığınak, mağara, veya girecek bir delik bulsalar, oraya çabucak gireceklerdi" diyor. (Tevbe 57)

Aydınlıkla karanlığı bir odada bulundurmamız mümkün değildir.

Öyle ise ne yapalım, imansızlarla ilgimizi keselim mi Hayır. Kesmemiz de mümkün değil. Kesmemiz değil ilişki kurmamız emrediliyor.

Ancak bu ilişkide doktor kendini hasta yerine koyar, hastadan medet beklemeye kalkarsa hem kendisine hem de hastaya zarar verir.

Hastasını tedavi eden doktor gibi ilişkide bulunacağız. İnkar mikrobundan arındıracağız ama kendimize mikrop bulaştırmayacağız.

Kusmuğu üzerinde uyuyan sarhoşu sırtında taşıyıp başını yıkayan Müslüman gibi hem temizleyeceğiz hem de kirlenmemeye çalışacağız.

Yavrusunu kaybeden ananın yüreği gibi yanacak bizim yüreklerimiz bu kaybolmuş insanlarımıza.

"Köpekleri dolarla satın alıp bize hizmet ettiriyoruz" mantığı da yanlıştır.

Ananın kaybolmuş çocuğuna döktüğü gözyaşları ile Kur an ın rahmet damlası gibi olan ayetleri ile yumuşatmalıyız kendi yüreklerimizi ve de taşlardan daha katı yürekleri.