Defalarca yazdık, ülkemiz, dünyanın âdeta zembereği gibi.

Ülkemiz üzerine çevrili nice hâin gözler, nice haset dolu bakışlar var. İşte bu

kem gözlüler ve ülkemiz için kemlik düşünenler, bu ülkeyi cidden seven, bu ülke

insanının saadetini isteyen yerli unsurlara da düşmandırlar. Bu yerli unsurları

devre dışı bırakmak için, çağın, atom bombasından da tesirli buluşu ile yani

Psikolojik harp sanatı ile , algı operasyonu ile hedef aldıkları kitleyi

etkisiz hale getirebilmektedirler. Bunları târif için FÜK diyelim. (Açılımı,

Fitne Üretme Komitesi ) Bu FÜK ün içimizdeki uzantıları eliyle yaptığı düzinelerle

operasyonlar var. Bunlara kumpas da diyebiliriz. Biz bu yazımızda yakın

tarihimin üç büyük kumpasından bahsedeceğiz.

Birinci Kumpas, Saadet Partisi ne düzenlenen kumpas tır.

Bunun nasıl yapıldığını, Muhterem Sadrettin Karaduman, 6 Mayıs 2016 tarihli

yazısında net bir şekilde gözler önüne serdi. O yazıyı bir kere daha dikkatle

okumanızı tavsiye ederim. O yazıda bir tek gazete haberi ve bir tek manşetle

neler yapılabilindiği mükemmel şekilde anlatılmaktaydı.

İkinci Kumpas, ordumuzun mensuplarına düzenlenen

kumpastır. O davalar beraatla neticelendiği için, rahatça yazabilir ve

konuşabiliriz. Ordu müessesesi bir devletin en hayâtî kuruluşudur. Orada

meydana getirilecek kaos bütün ülkeyi etkiler, Allah muhafaza, bu ülkede

yaşayan herkesi etkileyecek sancılar doğurur. Bu kumpasın tezgâhlandığı devre,

benim yazıya ara verdiğim zamana rastlamaktaydı. Ama yine de gazetecilik

hissiyle konuyu yakından tâkip ediyordum. Birçok kişiden dinledim: Falan

komutan, askerde benim komutanımdı. Çok vatanperver birisidir. Diyorlardı.

Sonradan tevkif edilen komutanların ortak bir yönlerini müşâhede ettim. Pek

çoğu, bugün Paralel Yapı diye dillendirilen ve Birinci Kumpas ta Saadet

Partisi ne de algı operasyonu yapan ekibi yakın tâkibe almışlardı. Ama işte o

koca koca komutanlar muazzam bir algı operasyonu ile çuvallarla üretilmiş

belgelerle (!) önce gözaltına alındılar, sonra da tevkif edildiler. Birçoğu üç

sene ve daha fazla hapis yattı. O sıralarda bu komutanların ailelerinin vakûr

duruşları dikkatimi çekmiş ve onları takdir etmiştim.

Üçüncü Kumpas, ülkemizde yetişen müstesna bir âlime ve

arkadaşlarına karşı yapıldı. Şöyle hafızanızı bir yoklayın: Ülkemizde yaşayan

Müslümanların inancının temelinden sarsacak fikirler havada uçuşmaktaydı.

Kur ân-ı Azimüşşan ın sarih hükümleri bir tarafa bırakılmıştı. Dinler arası

diyalog deniliyor, Hıristiyan ve Yahudilerin de Cennete gideceği söyleniyor,

onlarla kardeş olunduğu ifade ediliyordu. Zekât, Allah ın emrettiği sınıfların

dışındakilere tahsis ediliyor, tesettür-i Şer î hakkında yanlış görüşler ileri

sürülüyordu. İşte Şer î ilimleri mükemmel şekilde tahsil etmiş olan ve

Peygamber Efendimizin (asm) tebliğ ettiği İslâmiyet ten zerre kadar tâviz

vermeyen bir âlim bütün o görüşlere cevap veriyor, doğru İslâmiyeti

anlatıyordu. Sen misin bunu yapan, tıpkı Saadet Partisi ne ve ordu mensuplarına

yapılanlar gibi bir algı operasyonu ile o muhterem âlim ve arkadaşları derdest

edildi. Altı ay ile yirmi ay arasında değişen müddetle hapis yatmalarına

sebebiyet verdirildi. Sonunda o dâvâ da ordu mensuplarınki gibi- beraatla

neticelendi.

Gelelim bu acı kıssalardan çıkaracağımız hisseye: Bu

ülkeye göz diken kem gözlülerin niyeti değişti mi, oyunları bitti mi Ne gezer

Onlarda oyun çok. Bu ülkeyi gerçekten seven, gerçekten yerli olan herkes uyanık

olmalı. Bu gibi kumpaslara hemen inanmamalı. Doğru bilgilerle teçhiz olunmalı.

Yani bol bol okumak, neyin doğru, neyin eğri olduğunu bir bakışta ayırt

edebilecek hale gelmek zorundayız. Kumpasçılara da Âva giden avlanır , Kim

eşer derin kuyu, o düşer yüzün koyu , ya da Karedeniz fıkrasında olduğu gibi;

Furdi! Furdi! Furdi! Furildi diyelim. En iyisi, biz onlara Kur ân lisanıyla

cevap verelim (meâlen): Onlar tuzak kuruyorlardı (ama) Allah da (onlara)

tuzak kuruyordu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır. (Enfâl / 30)