1980'lerde yaşanan Contra skandalı, bu ilişkinin en çarpıcı kanıtlarından biridir. Reagan yönetimi sırasında, Nikaragua'daki Contra gruplarının kokain satışından elde edilen fonlarla desteklendiği, hem Kongre araştırmaları hem de bağımsız soruşturmalarca belgelenmiştir. Benzer şekilde, 1970'lerden 1990'lara kadar Latin Amerika'da, ABD destekli paramiliter yapıların uyuşturucu ticaretine karışması ve bunun "komünizmle mücadele" adına görmezden gelindiği birçok araştırmada ortaya konmuştur. En son Afganistan örneği de çarpıcıdır. 2001'deki ABD işgalinin ardından, Afganistan dünya eroin üretiminin neredeyse tamamını karşılar hale gelmiş, uyuşturucu madde üretiminde kullanılan ürünlerin ekimi ve ticareti ABD varlığı döneminde rekor seviyelere ulaşmıştır. Bu veriler, Birleşmiş Milletler raporlarıyla da teyit edilmektedir.

İfade edildiği gibi ABD, dünyanın en büyük uyuşturucu tüketim pazarıdır. Küresel uyuşturucu kartellerinin bu denli güçlenebilmesi, büyük ölçüde ABD'nin finansal sistemi ve uluslararası kara para aklama olanakları sayesinde mümkün olmuştur. Bu nokta bitcoinlerin bu kadar kıymetlenmesi, illegal para ve değerli maden transferlerinin yapılması ve bunun ABD gizli servisleri eliyle yapıldığı iddiası her zaman gündemin en önünde olmuştur.

Venezuela’nın kaynakları meselesi

Chavez gelip kuklaları gönderip petrolü millileştirme sürecine girmeden önce ABD buraya “petrostate” diyordu, yani petrol ülkesi. Venezuela kuklalarca zenginlikleri ABD’ye peşkeş çekilen bir sömürge ülkesiydi.

Petrol açısından ele alındığında Venezuela, 2023 yılı itibarıyla 303 milyar varil olarak tahmin edilen, dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahiptir. Bakınız bu miktar, 55,25 milyar varil olan Amerika Birleşik Devletleri'nin rezervlerinin beş katından fazla.

Venezuela, Eylül 1960'ta Bağdat'ta İran, Irak, Kuveyt ve Suudi Arabistan ile birlikte OPEC'in (Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü) kurucu üyelerinden biridir. Venezuela'nın petrol rezervleri ağırlıklı olarak, ülkenin doğu kesiminde yaklaşık 55.000 kilometrekarelik (21.235 mil kare) geniş bir bölge olan ve Venezuela'nın devlet petrol şirketi Petroleos de Venezuela (PDVSA) tarafından kontrol edilen Orinoco Kuşağı'nda yoğunlaşmıştır.

Venezuela petrolünü kim satın alıyordu?

Venezuela, bir zamanlar önemli bir petrol ihracatçısıydı. 1990'ların sonlarında ve 2000'lerin başlarında, Amerika Birleşik Devletleri'ne günde yaklaşık 1,5 ila 2 milyon varil petrol tedarik ederek, ABD'nin en büyük yabancı petrol kaynaklarından biri haline gelmişti.

Ancak siyasi istikrarsızlık, PDVSA'daki kötü yönetim, yatırım eksikliği ve ABD'nin ülkenin enerji sektörüne uyguladığı yaptırımlar üretimde düşüşe yol açtı.

OPEC'in açıkladığı PDVSA sonuçlarına göre, Venezuela 2024 yılında ortalama 952.000 varil/gün (bpd) petrol üretirken, bu rakam 2023'te 783.000 bpd idi. Reuters'ın bir raporuna göre, PDVSA'nın 2024 yılında yurtdışına petrol satışları 17,52 milyar dolara ulaştı. 952.000 bpd o kadar komik bir rakam kalıyor ki petrol rezervlerinde birinci olmasına rağmen petrol çıkarmada ancak 12’nci sırada yer alıyor.

Çin, son on yıldır Venezuela ham petrolünün en büyük alıcısı konumunda. Ekonomisini rahatlatsın diye verdikleri 60 milyar dolara yakın krediyi petrol olarak geri alıyordu. ABD'nin aralık ayında başlattığı askeri abluka öncesinde, Kasım 2025'te Venezuela günde 952.000 varil petrolün 778.000 varili Çin'e gönderiliyordu ve bu da Venezuela petrol ihracatının %81,7'sini elde etmesini sağladı. ABD, Venezuela petrolünün %15,8'ini ithal ederek ikinci en büyük alıcı konumunda; onu yaklaşık %2,5 ile Küba takip ediyor. Şaşırdık mı ABD lafını duyunca hayır.

ABD’nin meselesi tüm petrolün kendine akması ve kimsenin bu işten zenginlik kazanmamasıdır. Biz ABD’li şirketleri kovduğundan bahsetmiştik. Maduro gerginliği azaltmak için yeni bir ABD’li şirkete kapılarını açmıştı. Chevron petrol şirketi 2020’lerden beri Venezuela'da günde yaklaşık 150.000 varilden fazla petrol çıkartıyor. Bir başka deyişle Maduro kaçırılmadan önce zaten ülkedeki petrolün %20’sini ABD’liler çıkartıyordu. Mesele kimin çıkardığı veya sahip olduğu değil, kimin kontrol ettiği ve kimin tükettiği… Maduro’nun “hepsini vereceğim” demesi de bir şey ifade etmiyor. Bunu da görmek gerekiyor.

Doğal gaz

Venezuela, doğal gaz rezervleri bakımından dünyada dokuzuncu sırada yer alıyor. Uluslararası Enerji Ajansı'na göre, 2023 yılı itibarıyla Venezuela'nın doğal gaz rezervleri yaklaşık 5,5 trilyon metreküp olup, Güney Amerika'daki toplam doğal gaz rezervlerinin %73'ünü oluşturmaktadır. Bu rezervlerin çoğu ham petrolle bağlantılı olup, üretilen doğal gazın yaklaşık yüzde 80'i petrol üretiminin bir yan ürünüdür.

Altın

Venezuela, Latin Amerika'da resmi olarak en büyük altın rezervlerine sahip ülkedir. Dünya genelindeki merkez bankalarının altın rezervlerini izleyen Dünya Altın Konseyi'ne göre, Venezuela'nın altın rezervleri yaklaşık 161,2 ton olup, bugünkü piyasa değeri 23 milyar dolardan fazladır. Venezuela'nın da en önemli henüz çıkarılmamış altın rezervlerinden bazılarına sahip olduğuna inanılıyor, ancak resmi veriler güncel ve kesin değil. Farklı bir kaynak ise yani Venezuela Ekolojik Madencilik Geliştirme Bakanlığı'nın 2018 tarihli bir mineral raporuna göre, ülkenin en az 644 ton altın rezervi bulunduğunu ifade ediyor. Ancak Venezuela hükümeti gerçek rakamların çok daha yüksek olabileceğini belirten açıklamalar da yaptı.

Mesele aslında petrol mü?

Bakınız Venezuela’nın petrol rezervleri yaklaşık 300 milyar varil. Uzmanlar Venezuela'yı 1990'ların sonlarındaki günlük 3 milyon varillik üretim seviyesine geri döndürmek için, 2040 yılına kadar toplam petrol ve doğal gaz çıkarmak için yapılacak yatırımın 183 milyar dolara ulaşması gerekeceği ifade ediliyorlar. Bu devasa rakam, yalnızca Venezuela'nın yaşlanan altyapısını değil, aynı zamanda petrolünün çoğunun "ağır" olarak kabul edilmesini de yansıtıyor. Diğer bir anlatımla çıkan petrol rafinesi zor ve akışkanlığı düşük bu nedenle tercih edilmiyor. Ve hatta ülkeden daha önce kovulan Exxon ve Conoco firmaları ülkeye dönmektense başka güvenilir yerlere odaklanmayı tercih ediyorlar. 5-6 sene önce neredeyse hiç petrol üretimi olmayan bir başka bölgeden Venezuela'nınkini aşan bir üretim seviyesine ulaşmış durumda. O ülke hemen Venezuela’nın yanında bulunan Guyana… Bu arada Guyana, Güney Amerika’da nüfusunun hatırı sayılır bir oranı Müslüman olan ülkelerden biridir.

Mesele aslında petrolün ekonomik değeri değil, varlığı ve kimin tarafından kontrol edildiğidir. Aynı ekmek, su gibi belki bunlar çok ucuz ama yoksa açlıktan ölme riskini yaşarsın. Bu bağlamda tüm petrolüne el konulsa ve ifade edildiği gibi ideal seviyelere çıkarılsa ve hepsini ABD sömürse dahi yıllık kazancı 60-70 milyar dolar olur, hadi 100 milyar dolar olsun. Bu bedeller ABD için komik rakamlar. Sadece yıllık faiz ödemesi 1 trilyon dolardan fazla… Diğer bir izahatla, bu rakamdan öte bir maksat var. İşte bu maksat Siyonizm’in planları ile alakalıdır. Çok fazla konuya ayrıntılı bir şekilde değinilebilir. Ancak birinden bahsetmek gerekiyor; o da İran ile de alakalı kısım. Peki, ne alaka?

İran bu işin neresinde?

İran ve Venezuela, birçok açıdan birbirine benziyor. İkisinin de ciddi petrol kaynakları var ama halkı büyük ambargolar ve Batı’nın ekonomik baskıları nedeniyle zenginleşemiyor. Ve hatta iki halk da ciddi ekonomik sorunlarla uğraşıyor. Bakınız bu günlerde İran’da protestolar arttı. Venezuela’dan ekonomik nedenlerle göç edenlerin sayısı milyonlarla ölçülüyor. Hani petrol olsa herkes emirlik şeyhleri gibi olurdu. Olmuyor işte, bu iki ülke bunun bir göstergesi. Bu petrol-dolar dünyasının asıl sahibi Siyonizm’dir. Sizin elinizdeki hiçbir şey ifade etmez. Nitekim dünyanın petrol açısından en zengin ilk ülkesi Venezuela iken üçüncü sırada İran vardır. Sonra da Irak…

İran, 1979’da şah belasından kurtularak ABD ve İngiltere güdümünden çıkmıştır. Venezuela ise 1999’da ABD’den Chavez iktidarı ile kurtulmuştur. İkisi de petrol ülkesidir ve vazifeleri Batı için arzı domine etmekti. Nitekim ikisi de OPEC’in kurucularındandır. Bu nedenle büyük savaş (bu belki 3’üncü bir dünya savaşı olur, belki bir Batı-Müslüman dünyası savaşı olur, belki de bir Çin-ABD soğuk/sıcak savaşı olur bugünden bilemeyiz) öncesi ikisinin de eski bloklarına yani ABD güdümüne dönmesi gerekiyor. İlk hamle Venezuela idi. O kolay lokma idi. Hem düşürdü, hem Bolivarcı diğer Güney Amerika ülkelerine mesaj verdi (buranın ağası benim der gibi) hem de petrol arzını garanti altına aldı. Sonrasında sıra İran’a gelecek gibi görünüyor.

Bakınız Maduro’nun kaçırılmasından birkaç gün önce Netanyahu katilinin ABD ziyareti tesadüf değildir. İfade ettiğimiz gibi İran’a bir ABD saldırısı olma ihtimali öne çıkıyor. Elbette İsrail’in tek başına saldıramayacağını gördük. İran’ın petrol rezervlerinden daha büyük kozu, olası bir savaşta Basra Körfezi’ni kapatmasıdır. Çünkü dünya petrol arzı için en kritik yer Basra Körfezi’dir. İran, İsrail ile olan savaşında bile körfezi kapatmamıştır. Kapattığında elindeki en büyük koz gidecekti. Olası bir İran saldırısında ABD kendini değil ama dünya enerji arz ve tüketim dengelerinin bozulmasını engellemek için Venezuela’ya çökmesi gerekiyordu. Bir de Çin’in de Venezuela ile olan bağını koparması gerekiyordu. Hepsini başardı. Birileri dur demez ise daha neler yapacak, herkesi tedirgin ediyor. Öyle ki ABD devlet başkanı öyle hakaretler içeren paylaşımlar yapıyor ki; burada ifade edilse ceza alınır. Bu kadar düşük bir seviyede diplomasi belki dünya tarihinde olmamıştır.

Gelinen noktada artık İran’a daha rahat saldırabilir. Çin’e de daha rahat odaklanabilir. Meselenin özünde demokrasi vs. olmadığını biliyorduk zaten de artık net bir şekilde İran’a yeniden monarşi gelebilir derken, Venezuela’nın sosyalist Bolivarcı yönetimi ne yaparsa yapsın bana ses çıkarmasın petrolü ben sömüreyim diyor. Mevcut yeni hükümete pek ses çıkarmaması da bununla alakalıdır.