Servetin kaynağı konusunda ilk akla gelen emek olmakla birlikte, emeğin nasıl ve nerede kullanılması gerektiği sorusunun makul bir cevaba bağlanmasına, mantıklı bir açıklamaya kavuşturulmasına ihtiyaç vardır. Elbette burada emek geniş anlamda düşünülmektedir. Başka bir ifadeyle emek zihinsel ve bedensel, maddi ve manevi verimleriyle göz önünde tutulmaktadır. Oysa bireysel olsun, toplumsal olsun yeni bir eser, ürün, değer ortaya konulduğunda bunların gerçekleştirilmesi için sarf edilen emek, hem zihinsel hem de bedensel, hem maddi hem de manevi nitelikleri içkindir, eş deyişle bunları ihtiva eder, kapsar.

Zihinsel ve bedensel, maddi ve manevi ya da biçimsel ve içeriksel şeklinde yapılan ayrımlar konunun, sorunun daha kolay, daha basit anlaşılmasını sağlamaya yönelik girişimler, yaklaşımlar, yöntemler olarak düşünülmelidir.

Kuşkusuz servet kavramının tanımından niteliğine veya özelliğine, içeriğinden değerine, değerinden yorumuna, kazanılmasından sarf edilmesine kadar birçok yönü bulunmaktadır. Ayrıca bütün bunlara ilişkin gerçek olaylar, tarihi, siyasi, iktisadi, hukuki, dini, kısaca sosyolojik ve kültürel veriler ortaya konulabilir. Nitekim insanların ve toplumların mevcut bir yapıdan, yeni bir yapıya geçmesinde servet kavramının nitelik ve içerik değişimine veya dönüşümüne uğradığı belirgin bir şekilde kendini göstermiştir.

Sözgelimi bedensel emeğin belirleyici ölçü olarak kabul edildiği dönemlerde, “zanaatkâr” kavramı çeşitli meslekleri yapanları kapsamaktaydı. Marangozundan demircisine, terzisinden ayakkabıcısına vb. bedensel emeğiyle üreten, ortaya değer koyan herkesi işaret etmekteydi. Bu kavramın içine ağırlığı ve belirgin niteliği zihinsel emek olan kimseler de konulmaktaydı. Mesela Batı sanat ve düşüncesinde yeni bir devri, daha doğrusu çağı anlatan ve “Rönesans” (Yeniden Doğuş) anlamı verilen dönemdeki Da Vinci, Rafael gibi sanatçıların konumu “zanaat” kategorisi içinde değerlendirilmekteydi. Aynı şekilde zihinsel emeğe dayalı eser ortaya koyan, ürün veren kimseler de bu kapsamda tanımlanmaktaydı.

İşte zihinsel emeğin farklı bir içeriği ve niteliği içkin olduğu, farklı ve yeni bir ölçüt temelinde tanımlanması gerektiği görüşü, yaklaşık XVIII. yüzyılın başlarında yeni bir düşünce olarak ortaya konulacak, ileri sürülecektir. Bu yeni düşünce temelinde, zihinsel emek ve ondan kaynaklanan ürünler farklı bir tanımlamaya ve değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Öncelikle sanat olgusu ve kavramı “zanaat” olgu ve kavramından ayırt edilecektir. Sonra da sanatçı olgu ve kavramının “zanaatkâr” olgu ve kavramından, özellikle zihinsel ve imgesel nitelikleri gereği yeni bir tanıma ve konuma yerleştirilecektir. Günümüzde genel olarak “Fikri Mülkiyet” kavramı bağlamında ortaya çıkan konular, sorunlar, haklar, özgürlükler, sorumluluklar, konumlar hukuk tarafından farklı düzenlemelerin yapılması gerektiğini kavrayacaktır. Ancak bilim, teknik alanında sürekli yeni buluşlar ve gelişmeler bu alanlarda da benzer bir süreci zorunlu kılmaktadır. Mesela telif hakları kavramının iletişim alanındaki gelişmelere koşut yeni düzenlemelere gerek duyması bunun çarpıcı bir örneğidir. Söz konusu alanlarda da servet olgusunu ve kavramını ilgilendiren yönler vardır. Bütün bunları yerine göre doğrudan, yerine göre dolaylı yoldan ilgilendiren siyaset olgusu ve etkinliği bağlamında servetin kazanılması, kullanılması nedir, nasıl olmalıdır gibi sorular ve sorunlar yok mudur ve bunlar tartışma konusu olmayacak mıdır?